Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz.
Onceki
Kapat
Bekleyiniz, resim yukleniyor...
Sonraki
Sonraki
PetVet
Pzt - Ct  09:30 - 20:00
Pazar  10:00 - 18:00
Veteriner Hekimimiz Dr. Emel Başaran, 28 Haziran-2 Temmuz 2017 tarihleri arasında 5 gün boyunca, Brighton İngiltere'de bu yıl 16.sı gerçekleştirilmekte olan ve kendisinin de üyeleri arasında olduğu ISFM (International Society of Feline Medicine-Uluslararası Feline Tıp Topluluğu) Konferansı'nda. ISFM'de, kedi tıbbı, cerrahisi ve refahı için veteriner hekimlere dünya çapında bir kaynak sağlanması amaçlanmaktadır. ISFM'in hedefleri: Kedi tıbbı ve ameliyatı konusunda veteriner hekimler için dünya çapında bir kaynak sağlamak, ayrıca bütün kedilerin refahı hakkında bilgi vermek ve uygulayıcıların danışma odasının ötesinde hasta sahipleri ile kullanabilecekleri bilgileri sağlamak En üst düzeyde bilimsel ve klinik odaklı bir dergi - Klinik Tıp ve Cerrah Dergisi - hem ilgili araştırma hem de uygulayıcıya yönelik değerlendirmeleri içeren yayınlamaya devam etmek Konferanslar düzenlemek ve uluslararası ölçekte diğer CPD (Continuing Professional Development - Süreğen Profesyonel Gelişim) fırsatlarını sunmak Uluslararası düzeyde tanınan bir uygulayıcı-odaklı feline refahı geliştirmek Kedi tıbbında ve ameliyattlarında CPD sağlamak Önemli ve ilgili kedi sorunlarıyla ilgili yönerge ve politikalar geliştirmek Veteriner kedi gruplarıyla nerede olursanız olun işbirliği yapmak ve bilgi ve uzmanlığı paylaşmak. Ulusal grupların bulunduğu yerlerde, ulusal partnerler vasıtasıyla resmi bağlantılar kurmak ISFM ve ulusal partnerlerinin profilini yükseltmek ve bu kişilerin erişimlerini ve etkilerini arttırmak Kedilerin sağlığı ve refahı ile ilgili diğer organizasyonlar ile işbirliği yapmak ISFM üyeliğini teşvik etmek Hasta sahiplerini veteriner aracılığıyla ve hasta sahiplerine yönelik materyaller aracılığıyla bilgilendirmek Uygulamaları daha fazla kedi dostu hale getirmek için teşvik etmek Teknikerleri kediler hakkında eğitmek En iyi uygulamanın bilgisini paylaşmak Daha fazla bilgi için: https://icatcare.org/vets/about-isfm
Veteriner Hekimimiz Dr. Emel Başaran, 6-7-8-9 Nisan 2017 tarihleri arasında, Birmingham İngiltere'de bu yıl 60.sı gerçekleştirilen ve kendisinin de üyeleri arasında olduğu BSAVA (British Small Animal Veterinary Association) Konferansı'ndaydı. BSAVA, küçük hayvanların tedavisini gerçekleştiren veteriner hekimlerin gelişimine destek sağlamak amacı ile 1957'de kurulmuştur ve günümüzde 10.000'den fazla üyeye sahiptir. BSAVA: Veteriner hekimlerin mesleki becerilerini geliştirmeye teşvik eder, İngiltere genelinde birçok devam eden eğitim kursu ve semineri yürütür, Dünyadaki en büyük yıllık küçük hayvan konferansına ev sahipliği yapmaktadır ve 7000'den fazla delege katılımı sağlamaktadır, Çeşitli küçük hayvan konularında kitaplar, el kitapları, CD-ROM'lar ve videolar yayınlar, Gönüllü organizasyonu olan PetSavers sayesinde, evcil hayvanların hastalıklarına ilişkin klinik araştırmalar yapar, Küçük hayvan uygulamasında veteriner hekimler için önem taşıyan konuların tartışılması için bir platform oluşturur ve British Veterinary Association'a, the Royal College of Veterinary Surgeons'a ve hükümet dairelerine belgeler ile kanıtlanmış sonuçları sunar, Düzenli toplantılar vasıtasıyla diğer veteriner hekimlerle irtibat kurar, Üye haklarını çeşitli Avrupa ve dünya küçük hayvan organizasyonları aracılığıyla uluslararası düzeyde temsil eder. Daha fazla bilgi için: https://www.bsava.com
Kedi ve köpeklerin yaz aylarında sıcak araba içinde bırakmanın, ısı çarpmalarının ne kadar tehlikeli olduğu aşağı yukarı herkes tarafından bilinirken soğuk hava şartlarının da petlerin sağlığı için tehlike doğurabileceği unutulmamalıdır. PetVet olarak havaların iyice soğumaya başladığı bu mevsimde size bazı önerilerde bulunmak istiyoruz; Kış check-up’ı: Senede bir kez rutin olarak petlerinizi check-up’tan geçirmeniz önerilmekte iken, özellikle sert kış aylarına girmeden bu kontrolü yaptırmanın tam zamanı olduğunu hatırlatmak isteriz. Mevsim değişikliği ve soğuk havanın da etkisi ile bazı medikal sorunlar, örneğin artritler (eklem ağrıları) daha da kötüleşir. Dolayısı ile petinizin kışa hazır ve sağlıklı olarak girdiğinden emin olmalısınız. Dayanıklılık limitlerine dikkat: İnsanlar gibi petlerin de soğuğa karşı dayanıklılıkları farklıdır. Tüylerinin yapısı, vücuttaki yağ oranı, aktivite seviyeleri ve genel sağlıkları; onların tolerans seviyesini belirler. Çok soğuk havalarda sizin ve köpeğinizin soğuk havadan kaynaklanan sağlık problemlerinden korunabilmeniz için yürüyüş sürelerinizi bazen kısaltmanız gerekebilir. Artrit problemi olan yaşlı hayvanlar, soğukta ve karda daha zor yürürler ve kayma ve düşmeye daha yatkındırlar. Uzun ve kalın tüy yapısına sahip köpekler soğuk havaya nispeten daha dayanıklı iken, yine de çok soğuk onlar için de tehlikelidir. Kısa tüylü köpekler daha az korunaklı oldukları için soğuğu daha çabuk hissederlerken, kısa bacaklı köpekler de daha çabuk soğuktan etkilenirler çünkü vücutları ve karınları karla kaplı yere daha yakındır. Şeker, kalp ve böbrek hastası olan veya hormonal dengesizliği olan (örneğin cushing hastası) petler vücut ısılarını ayarlamakta daha fazla zorlanırlar. Çok düşük dereceler onlar için tehlikelidir. Yine aynı sorunla çok genç veya yaşlı hayvanlar da karşı karşıyadır. Petlerinizin normal vücut ısılarını ve limitlerini bilmelisiniz. Eğer bilmiyorsanız lütfen veteriner hekiminize danışınız. İçeride kalmalılar: Kedi ve köpekler soğuk kış günlerinde içeride kalmalıdırlar. Yaygın ama yanlış olan bir inanış, onların soğuğa dayanıklı olduklarını ve kürklerinden dolayı üşümediklerini söyler, ama bu doğru değildir. Tıpkı insanlar gibi kedi ve köpekler de donmaya ve hipotermiye maruz kalırlar, dolayısı ile soğuk havalarda içeride tutulmaları gerekir. Uzun ve kalın tüylü köpekler (örneğin Huskyler) soğuk iklime daha fazla dayanıklı olsalar da havanın eksileri gösterdiği zamanlarda onlar da uzun süreler dışarıda bırakılmamalıdırlar. Zehirlenmelere dikkat: Çok ufak bir antifreeze damlası bile petiniz için öldürücü olabilir. Bir damla bile olsa etrafa saçılan bu maddelerin hemen temizlenmesi gerekmektedir. Ayrıca petinizin ilaç kutularına, ev temizlik ürünlerine, potansiyel olarak zehirli olabilecek toksik gıdalara örneğin soğan, tatlandırıcılar (xylitol) ve çikolataya da ulaşamamasına dikkat ediniz. Seçenekler sunmalısınız: Aynı insanlar gibi petleriniz de konforlu bir uyku alanına ve ısı değişimine dayanıklı, ılık yerlere ihtiyaç duyarlar. Onların bu ihtiyaçlarına cevap verecek uygun alanlar temin etmelisiniz. Kulübe temini: Hiçbir zaman soğuk havalarda köpeklerin uzun sürelerde dışarıda bırakılmasını tavsiye etmiyoruz. Ancak kış aylarında petinizi içeride tutmanıza imkan yoksa, ona soğuktan korunması için ılık bir ortam sağlayacak rüzgardan korunaklı bir barınak temin etmeniz gerekmektedir. Kulübede donmaya karşı önlem alınarak, kulübe zemini yerden mümkün olduğu kadar yukarıda olmalıdır. Ayrıca alt zemine serilen ve düzenli olarak değiştirilen kalın dokumalı battaniyeler temin edilmelidir. Elektirikli ısıtıcılar yangına neden olabileceği için kullanılmamalıdır. Sokak Kıyafeti: Eğer köpeğiniz kısa tüylü ise, soğuk havalarda üşümesi kaçınılmazdır. Köpeğinize dış ortamda gezmesi için sıcak tutacak kazak veya benzer kıyafetler almalısınız. Eğer yeteri kadar kuru kıyafeti yoksa ıslanan giysileri onun vücut ısısını hemen düşürecektir. Bazı köpek sahipleri petleri için ayakkabı tercih etmektedirler. Bu tarz ürünlerde ise uygun numarayı kullanmanız gerekmektedir. Biraz gürültü yapın: Sıcak bir araba motoru dışarıda yaşayan kediler için uygun bir yer gibi görünse de ölümcül sonuçlar doğurabilir. Arabanızı çalıştırmadan altına bakıp, ayrıca motoru çalıştırmadan korna çalarak içeride soğuktan saklanmış olabilecek otostopçu ufaklıkları saklandıkları yerden çıkartmaya çalışınız. Soğuk arabalara dikkat: Yazın sıcak havalarda aşırı ısınan arabalar onlar için ne kadar tehlikeli ise kışın motoru kapanan arabada o kadar soğuk ve tehlikelidir. Buzdolabı etkisi yapar ve içeride kalan petiniz buz keser. Daha önce bahsettiğimiz gibi yavru, zayıf, yaşlı, hasta veya soğuğa adaptasyon zorluğu çekecek bir sağlık durumu olan petlerinizi hiçbir zaman tek başına soğuk bir arabada bırakmayınız. Gerekli olmadıkça uzun araba yolculuklarında onları evinizden çıkartmayınız veya arabada yalnız bırakmayınız. Patilerini kontrol edin: Köpeğinizin patilerini soğuk hava kazalarına veya yaralanmalarına karşı sıkı sık kontrol edin. Çatlayan veya kanayan bir pati yürürken aniden şekillenen bir topallık, bir kaygan zeminden veya pati aralarına sıkışan bir buzdan kaynaklanmış olabilir. Pati aralarındaki tüyleri ayrıca temizleyerek bu tarz birikimlerin oluşmasına engel olabilirsiniz. Tasma ve Çip: Petlerin çoğu, yolların karla kaplandığı durumlarda, aşina olduğu kokuların buzlar altında kalması ile yollarını kaybetmektedirler. Dolayısı ile adres ve kimlik bilgilerini barındıran bir tasmaları veya varsa ideal olandır ki bilgileri güncel bir mikroçip, kaybolma durumunda kurtarıcı rol oynayacaktır. Kurulama: Yürüyüşten döndükten sonra köpeğinizin patileri bacakları ve alt karın bölgesi çeşitli kimyasallar, antifreeze gibi, yalaması durumunda toksik olacak maddelerle ıslanmış olabilir. Eve döndükten sonra patileri dahil tüm ıslak alanların yıkanması ve kurulanması bu tarz zehirlenmelerin önlenmesine yardımcı olacaktır. Bazı buz çözücüler petler için güvenli olup, bu tarz güvenliği olan ürünleri kullanmaya genel olarak özen gösterilmesi gerektiği de çevremizde bulunan komşularımıza hatırlatılmalıdır. Problemlerin farkına varılması: Eğer petiniz titriyor, ağlıyor endişeli bir tavırla dolaşıyor veya hareket etmesi yavaşlamış ve halsiz görünüyorsa veya sıcak yer bulmak için toprağı eşeliyorsa hemen içeriye alınmalıdır çünkü hipotermiye girdiğinin belirtileri şekillenmiştir. Donma olaylarını fark etmek her zaman erken dönemde mümkün değildir ve maalesef 3-4 gün sonra organ hasarı oluştuktan sonra anlaşılabilir. Böyle bir durumdan şüpheleniyorsanız hemen veteriner hekiminize danışmalısınız. İyi beslenme: Kış ayları boyunca petinizin sağlıklı kiloda olması önemlidir. Bazı hayvan sahipleri fazla kiloların soğuk aylar için ideal olduğunu düşünse de, fazla kiloların genel olarak sağlık sorunlarına yol açtığını unutulmamalıdır. Petinizin ideal kilosunu bilmeli ve kilosunu sağlıklı olabileceği seviyede tutmaya özen göstermelisiniz. Veteriner hekiminizle konuşmalı ve soğuk hava şartlarında enerjisi yüksek gıdalar hakkında bilgi almalısınız. Hepinize sağlıklı günler dileriz. photo credits: independent.co.uk | westernwildlife.org | petradioshow.com | huntindawg.com | doggysdigest.com | breedingbusiness.com | bopvets.com | cdc.gov | mattmeadmpls.com
Kedi Lösemi Virüsü (FeLV) kedilerde dünya çapında rastlanan çok ciddi bir viral enfeksiyondur. FeLV “onkornavirüs” (oncornavirus) olarak bilinen bir virüs grubunda yer alır ve bu virüslerle enfekte olan bireylerde tümör (kanser) gelişme olasılığı oldukça yüksektir. FeLV ile enfekte olan kedilerde; lenfoma (bir çeşit beyaz kan hücresi olan lenfositlerden köken alan kan kanseri), lösemi (kemik iliği kanseri) ve bazı diğer tümörler gelişebilmektedir. Bununla birlikte FeLV enfeksiyonunun diğer kötü etkileri arasında; bağışıklık sisteminin çok şiddetli olarak baskılanması ve/veya şiddetli anemi gelişimi mevcuttur. Genellikle kediler, tümör gelişiminden çok, bu komplikasyonlardan dolayı hayatlarını kaybetmektedirler. Ancak, etkili aşıların geliştirilmesi ve teşhisde kullanılan testler (enfekte olmuş kedileri tanımlamak için) ile viral enfeksiyonun görülme sıklığı büyük ölçüde azaltılsa da, FeLV kediler için halen önemini koruyan ciddi bir hastalıktır. FeLV nedir ve nasıl yayılır? Kedi lösemi virüsü (FeLV), onkornavirüs olarak bilinen bir gruptaki retrovirüs ailesine aittir. Onkornavirüsler, diğer etkilerinin yanı sıra kanser gelişimine sebep olan bir grup virüstür (bazıları insanları, diğerleri ise hayvanları etkiler). İlk olarak 1964’te keşfedilen FeLV, yalnızca kedilerde hastalığa sebep olur. FeLV; kedilerin hastalanması ve maalesef ölümünde önemli bir sebeptir. Kalıcı olarak virüsle enfekte olan kedilerde; anemi, bağışıklık sisteminin baskılanması veya kanser gibi çok sayıda ciddi hastalığın gelişme riski oldukça yüksektir. FeLV tanısı konulmuş enfekte kedilerin %80-90’ının 3-4 yıl içinde hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Kalıcı olarak virüsle enfekte olmuş bir kedinin salyasında çok sayıda virüs bulunur, potansiyel olarak dışkısında, idrarında ve sütünde de virüs bulunmakta olup; bu virüsler vücut sıvıları ile dışarı atılır. Ancak virüs oldukça zayıftır ve açık havada hiçbir zaman hayatta kalamaz. Hastalığın çoğunlukla uzun süreli sosyal temas yoluyla (birbirini yalama, virüsün ağız yoluyla alınmasını sağlayan yiyecek kapları ve tuvalet paylaşımı vb.) bulaştığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, virüs ısırma yoluyla da geçebilir. Veya, dişi kedi tamamen enfekte olmuşsa, kedinin doğurduğu kedilerin tümü de enfekte olur (bunun yanı sıra gebeliğin doğumdan önce sonlanması/resorbe olması da görülür). Genel olarak sağlıklı ev hayvanlarının %1-2’si FeLV ile enfekte olmuştur, ancak hasta kedilerde/sokak kedilerinde daha yaygın olarak görülür, ayrıca aktif erkek kedilerde de fazla yaygındır. FeLV enfeksiyonunun ardından gelen sonuçlar Kediler çoğunlukla ağız yoluyla ve virüsü yutarak enfekte olurlar. Virüs lokal olarak dokuda ürer ve hızla komşu lenfoid dokuya (bağışıklık sisteminin parçası) yayılır. Virüs, lenfosit ve monositler (bağışıklık sistemini oluşuran beyaz kan hücreleri) üzerinden vücuda, birkaç hafta içinde de kemik iliğine yayılır. Eğer virüs, kemik iliği hücrelerinde çoğalarak prodüktif enfeksiyon oluşturursa, kedi artık virüs ile kalıcı olarak enfekte olmuş olur. Virüse karşı bir bağışıklık (tepki) gelişecektir, ancak bu her zaman etkili bir cevap olmaz. Enfeksiyonun ardından çok sayıda hastalığın ortaya çıkması mümkündür; Bazı kediler, virüse maruz kaldıktan sonra virüsü tamamen ortadan kaldıracak etkili bir bağışıklık tepkisi geliştirebilirler. Enfeksiyon karşısında tamamen iyileşen kediler bağışıklık kazanırlar, ancak buna oldukça nadiren rastlanır. Bazı kediler güçlü bir bağışıklık tepkisi geliştirip enfeksiyonu durdurarak “regresif enfeksiyon” (gerileyen enfeksiyon) oluşturabilirler, bu durumda virüs hala bazı hücrelerde bulunabilir ancak etkili bağışıklık tepkisi, virüsün geniş çapta üremesini durdur. Bu kediler nadiren FeLV’ye bağlı hastalık geliştirirler ve virüs bulaştırırlar. Bazı kediler virüsün kemik iliğindeki üremesini kontrol altına alamayabilirler. Yeni kan hücrelerinin oluşmasını sağlayan kemik iliğindeki yeni hücreler de virüsle enfekte olmuş olabilir. Virüs; hücrelerde, vücutta dolaşan kan hücrelerinde ve idrar kesesi, bağırsaklar ve tükürük bezleri gibi dokularda bulunabilir. Bunlar ‘kalıcı viremi’ (virüsün kanda sürekli olarak bulunduğu anlamına gelir), veya ‘ilerleyici enfeksiyon’ gibi sürekli enfeksiyona sahip kediler olarak tanımlanır. Bu kedilerde FeLV’ye bağlı hastalıkların gelişmesi kuvvetle muhtemeldir. Nadir durumlarda kedide tipik olmayan veya bölgesel enfeksiyon gelişebilir, bu durum kısmi olarak etkili bağışıklık tepkisinin virüsün sebep olduğu prodüktif enfeksiyonu büyük ölçüde engellemesidir, ancak belli dokularda aktif üreme oluşabilir (idrar kesesi veya meme bezleri gibi). FeLV enfeksiyonunun etkileri Progresif FeLV (kalıcı viremi) enfeksiyonunun en yaygın etkileri: İmmünosüpresyon - normal bağışıklık tepkilerinin baskılanması. Bağışıklık sisteminin çökmesine bağlı, sekonder hastalık ve enfeksiyonların oluşması FeLV'ye bağlı enfeksiyonların %50 sinde görülür. Anemi - FeLV’ye bağlı anemi, kemik iliğindeki öncül kırmızı kan hücrelerinin viral olarak baskılanması da dahil olmak üzere çeşitli yollardan gelişebilir. Anemi FeLV'ye bağlı olarak gelişen hastalıkların % 25'ini oluşturur. Neoplazi - FeLV enfeksiyonu bulaştığı hücrelerin DNA’sına (genetik malzeme) zarar vererek tümörlerin oluşmasına sebep olabilir (çoğunlukla lenfoma veya çeşitli lösemi türleri). Bu, %15 ihtimalle FeLV'ye bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Neoplazi, FeLV sebebiyle oluşan geniş hastalık yelpazesinin yalnızca bir kısmı olmasına rağmen, FeLV ile enfekte olmuş bir kedinin lenfoma geliştirme ihtimali; enfekte olmamış bir kediye oranla yaklaşık %50 daha fazladır. Diğer hastalıklar - deri hastalıkları ve üreme sistemi sorunları gibi çok çeşitli hastalıklar. FeLV ile enfekte olmuş bir kedide gelişen hastalığın türü, kediyi enfekte eden virüsün tipine bağlıdır. FeLV’nin en az dört farklı türü (veya alt türler) bilinmektedir ve bunlar A, B, C ve T olarak sınıflandırılmıştır. Bu alt türlerin bazıları büyük oranda immunosüpresyona (bağışıklık sisteminin baskılanması) sebep olurken, diğerlerinin anemiye sebep olma ihtimali yüksektir. FeLV enfeksiyonunun bulguları İmmunosüpresyon (normal bağışıklık tepkilerinin baskılanması), FeLV ile enfekte olmuş kedilerin klinik bulguları arasında, tek başına en çok karşılaşılandır. Bu kedilerde tipik olarak zaman içinde kedinin durumunu sürekli olarak kötüleştiren çeşitli kronik (kalıcı) ve/veya nükseden hastalıklar gelişir. Bu bulguların hepsi kedilerin bağışıklık tepkisi ve diğer hastalık veya enfeksiyonlarla savaşma yetisinde sürekli bir kötüleşmeye sebep olur. Klinik bulgular son derece çeşitlidir ancak bunlar arasında ateş, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve kalıcı veya tekrar eden solunum, deri ve bağırsak problemleri bulunur. Bu koşullardan kaynaklanan çeşitli klinik bulguların yanı sıra FeLV’de anemi ve neoplazilere sıklıkla rastlanır. FeLV enfeksiyonunun teşhisi Günümüzde FeLV teşhisinde kullanılan güvenilir test kitleri mevcuttur. Klinik bünyesinde bulunan kan testleri birçok veteriner hekim tarafından kullanılır (bunlar genellikle ELISA testleri veya immünokromatografi temellidir). Bu testler genellikle virüsle kalıcı olarak enfekte olmuş kedilerin kanında bulunan FeLV virüsünün üremesi esnasında üretilen bir proteini saptarlar. Bu testler hızlı ve genellikle güvenilirdir. FIV (kedi immünyetmezlik virüsü) enfeksiyonun klinik bulguları FeLV enfeksiyonununkine benzer olduğu için bu kitler sıklıkla FIV için de kullanılır. Bazen yalancı pozitif ve negatif sonuçlar elde edilebilir bu yüzden beklenmedik bir sonuçla karşılaşıldığında genellikle bir doğrulama testi gerçekleştirilir. Doğrulama testi için, kan örneği sıklıkla uzman bir veteriner laboratuarına gönderilir. Virüs izolasyonu - bu test ile virüsün laboratuar kültürü kullanılarak kandaki virüsün kendisini saptanır. İmmünofloresan - bu test kan hücrelerinde (antijenler) bulunan viral proteinleri saptar. PCR (Polimeraz Zincir Reaksiyonu) - bu test virüsün genetik materyalini saptar. Kedinin durumunu doğrulamak amacıyla testin tekrar edilmesi için bazen 12-16 hafta geçmesi gerekir - Kedi virüse çok yakın zamanda maruz kaldıysa virüs için yapılan test negatif çıkabilir. Bununla birlikte, test sonucu çok kısa süre önce enfekte olan kedilerde bazen pozitif de çıkabilir ve bu sayede enfeksiyon iyileştirilebilir. FeLV pozitif kedilerin tümü, yayılmanın engellenmesi için diğer kedilerden izole edilmelidir. FeLV enfeksiyonunun tedavisi FeLV enfeksiyonunun tedavisi maalesef yoktur ve uygulama çoğunlukla semptomatik ve destekleyici terapiyi hedefler. Uygulamalar arasında şunlar bulunur: Hızlı teşhis ve ikincil enfeksiyonların tedavisi yapılır. Ancak hastada bağışıklık sisteminin çökmüş olması terapiye verilen tepkiyi yavaşlatacağı için daha uzun süreli terapi gerekebilir. Yüksek kaliteli besin desteğinin sürdürülmesi ve sağlığa zarar verme riski taşıyan çiğ yiyeceklerden kaçınılması. Rutin olarak yılda iki kere veteriner hekim kontrolü, parazite ve pireye karşı düzenli uygulamalar ve aşı gibi önlemlerin yanı sıra iyi bir önleyici sağlık bakım programı. Enfeksiyonun diğer kedilere yayılmasını ve enfeksiyona sebep olan diğer maddelere maruz kalmayı engellemek için enfekte olmuş kedileri kapalı yerde tutmak. Bazı durumlarda, destekleyici terapi; kan nakli ve anemiyi kontrol altında tutan ilaçları kapsayabilir. Kemoterapi - FeLV’ye bağlı lenfomanın kontrol altında tutulması için kullanılabilir. FeLV enfeksiyonuyla ilişkili vakalar için tahminde bulunmak daima çok zor olmasına rağmen bazen terapiden iyi cevap alınmaktadır. FeLV enfeksiyonunu tedavi edebilecek bir tedavi bulunmamakla birlikte bazı ilaçlar virüsün üremesini azaltmaya yardımcı olabilir ve enfekte olmuş kedilerin durumunu iyileştirebilir. İnterferon - bazı ülkelerde rekombinant kedi interferonu omega mevcuttur - bu ilacın FeLV ile enfekte olmuş kedilerde bazı klinik faydalar sağladığı öne sürülmektedir, ancak bu etki mevcutsa bile oldukça küçüktür. AZT (azidotimidin) - insanlarda HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan anti-viral ilaçlardan birisidir ve FIV enfeksiyonunun bazı vakalarında yardım sağlayabilir. FeLV’nin üremesini azaltmaya yardımcı olmasına rağmen, kedilerde iyi yönde herhangi bir klinik etkiye sebep olduğuna dair çok az kanıt mevcuttur. Raltegravir - insanlarda HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan bir ilaçtır ve FeLV ile enfekte olmuş kediler üzerinde yakın zamanda yürütülmüş deneyler ilacın küçük ölçüde yardımcı olabileceğini göstermektedir. Bu ilacın iyi tolere edildiği ve FeLV'nin üremesini azalttığı görülmesine rağmen bu ilacın klinik yararlarının hala belirlenmesi gerekmektedir. FeLV enfeksiyonunun kontrol altına alınması Kedilerin FeLV’ye maruz kalmalarını engellemek için çalışmalar yapılabilir. Bunlar aşağıdakileri kapsar: Mümkünse, tüm kedilerin FeLV ve FIV ile enfekte olup olmadıklarını bilmek. Herhangi bir FeLV (veya FIV) pozitif kedinin diğer kedilerden ayrı tutulması ve virüsün diğer kedilere yayılmasını engellemek için enfekte kedilerin iç mekanlarda tutulması. FeLV aşısının başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Çok sayıda aşı mevcuttur ve bunların enfeksiyona karşı genellikle iyi seviyede bir koruma sağladığı görülmektedir. Yavru kediler FeLV enfeksiyonuna yakalanmaya daha yatkındır ve bir yavru kedinin maruz kalabileceği ortamlar genellikle belirsiz olduğu için, tüm yavru kedileri FeLV’ye karşı rutin olarak aşılamak oldukça mantıklıdır (ideal olarak her yıl takviye aşısıyla desteklenir). Sonraki aşılar maruz kalma riski esas alınarak uygulanmalıdır (ör.: Tek evde yaşayan bir ev kedisinin FeLV’ye maruz kalma riski yüksek olmadığı için aşı uygulanmayabilir ancak aynı anda hem içeride hem de sokakta bulunan bir kedi için aşılama önemlidir). Hastalığın Seyri Kalıcı enfeksiyona sahip bir kedi için tahminde bulunmak oldukça zordur. Bir çalışmaya göre FeLV ile enfekte olmuş kediler enfeksiyon teşhisi koyulduktan sonra ortalama 2,5 yıl yaşamıştır, aynı yaştaki enfekte olmamış kediler ise 6,5 yıl yaşamıştır.
Ozon Terapisi Ozon ve diğer oksijen terapileri, 100 yılı aşkın bir süredir insan ve hayvan tedavilerinde kullanılmaktadır. Bilimadamlarının, vücuttaki yüksek oksijen seviyesinin olumlu etkilerini farketmesi üzerine, bu terapilerin popülerliği gittikçe artmaya başlamıştır. Günümüzde, hedeflenen dokulara kolay çözülebilir oksijen taşıyan hiperbarik tedavi ve ozon terapilerinin; her türlü zarar görmüş ve iltihaplanmış dokunun varolduğu durumlarda, virüs, mantar ve bakterilerin yok etmede ve genel sağlık durumunun iyileşmesinde etkili olduğu kanıtlanmıştır. Medikal alandaki kullanımının yanısıra ozon; hayvancılık, su tankları, büyükbaş embriyo transferi, yüzme havuzları, spa ve dünya genelinde 2000'den fazla belediyenin su arıtma sistemlerinde de kullanılan önemli bir dezenfektandır. Nasıl Çalışır? En basit anlatımla; ozon (O3), 3 oksijen atomundan oluşur. Doku ile etkileşime girdiğinde ise, bildiğimiz 2 oksijen atomlu oksijene (O2) dönüşür, ve açığa çıkan 1 oksijen molekülü de, dokudaki diğer moleküller ve kimyasallarla birleşir. Bu, şu açıdan önemlidir; birçok mikroorganizma ve kanser hücreleri, kendi yaşam döngülerinin bir döneminde, eğer zengin oksijenli ortama rastlarlarsa yokolurlar. Yani sağlıklı hücreler, oksijenden zengin bir ortama gereksinim duyarlar. Medikal ozon; medikal oksijenin, ozon jeneratörü tarafından elektriksel olarak uyarılması ile elde edilir ve 1870'li yıllardan beri medikal ve naturopatik tıp alanlarında kullanılmaktadır. (Naturopatik: homeopati, akupunktur gibi diyet ve yaşam tarzı danışmanlığı da dahil olmak üzere sağlık alanındaki "doğal" yaklaşımları, geniş bir yelpazede barındıran alternatif tıbbın bir formudur.) Doğru kullanıldığında hiçbir yan etkisi olmayan bu son derece güvenli terapi yöntemi genel olarak; iltihapları azaltmak, bağışıklık sistemini harekete geçirmek, bakteri, virüs, mantar ve mikroorganizmaları etkisiz hale getirmek gibi birçok açıdan etkilidir. Tedavi Protokolü Nedir? Şu unutulmamalıdır ki, tek başına ozon terapisi mucizevi bir yöntem ya da ilaç kesinlikle değildir. Daha çok, hastanın iyileşmesinde destek sağlayan destekleyici tedavi yöntemidir. Ozon terapisi, uygulanan geleneksel tedavilerin yanına ek olarak uygulandığı zaman en iyi sonucu verecektir. Çünkü sonuç olarak, vücudun iyileşmesi görevini gerçekleştirmesi gereken yapı, bağışıklık sisteminin kendisidir. Ozon tedavisi, sadece hekim kontrolünde ve medikal ozon cihazlarıyla yapılmaktadır. Kullanılacak ozon tedavisinin sayı, sıklığı ve yöntemi; hastalığa göre değişir. Tedavi planı, evcil hayvanınızın özel tıbbi durumuna bağlı olarak, bireysel olarak belirlenecektir. Hangi durumlarda ozon terapisinden yaralanılabilir? Her türlü viral enfeksiyonda (FeLV Lösemi, FIV, FIP, Herpes, Parvovirus vb.) Her türlü bakteriyel enfeksiyonda (Lyme hastalığı, Toksoplazma/Toxoplasmosis, Stafilokok/Staphylococcus enfeksiyonları vb.) Her türlü mantar enfeksiyonunda (Candida, Ringworm vb.) Kanser tedavisinde ve önleyici olarak Detoksifikasyon için veya çevresel hipersenstivite (aşırı duyarlılık) olgularında Artrit ve dejeneratif (zarar görmüş) eklem hastalıklarında Otoimmun (bağışıklık sistemi) bozukluklarında Deri yaralanmaları veya yanıklarında Üst solunum yolu, üriner sistem hastalıkları veya dolaşım yetersizliklerinde Kafa travmaları, omurilikte oluşan enfeksiyonlar, nörolojik hastalıklarda Ağız ve dişlerde oluşan yaralarda, diş apselerinde Kulak veya gözlerdeki alerjik tepki veya enfeksiyonlarda Mide veya bağırsak problemlerinde Ağrının kontrolü ve azaltılmasında Vücudun oksijen gereksimini arttıran diğer tedavi yöntemlerinde Kliniğimizde ozon terapisi, uygun görülen hastalarımızda tedavide destekleyici olarak başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
1
2
3
4
5