Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz.
Onceki
Kapat
Bekleyiniz, resim yukleniyor...
Sonraki
Sonraki
PetVet
Pzt - Ct  09:30 - 20:00
Pazar  10:00 - 18:00
Günümüzde veteriner hekimlikte de petlerimizin hastalıklarının erken teşhisi veya var olan hastalıklarının durumun izlenmesi ancak yapılan çeşitli kontrollerle mümkün olmaktadır. Kliniğimize müracat eden petlerimize titizlik ve yılların verdiği tecrübe ile tüm biyokimyasal veya diğer laboratuvar işlemleri, check-up, klinik hizmetleri dahilinde verilmektedir. Yapılan; Tam kan sayımı (hemogram) ile akyuvar sayımı, alyuvar ve kan pulcukları sayımı; ayrıca hemoglobin ve hematokrit değerleri ölçülür. Anemi ve diğer hematolojik hastalıklar, enfeksiyon, kanama bozuklukları, alerjik durumların değerlendirilmesinde yararlıdır. Biyokimya Tahlilleri ise bir çok parametreden oluşan geniş kapsamlı tahlillerdir. En sık uygulanan testlere örnek verirsek; Şeker hastalığında (Diabetus mellitus) Glukoz, Fructozamin, Tiroid Haslıklarında ST3, ST4 Kalp Hastalıkları ve Genel Check-up'ta kullanılan Kolesterol ve Trigliserit, Böbrek Hastalıklarında Üre, Kreatin, Karaciğer Hastalıklarında ALT, AST, GGT dir. Kliniğimizde veteriner hekimler için özel olarak üretilen ve hayvan türlerine göre, referans aralıkları kalibre edilmiş analiz cihazları ile 15 dak dan az bir zamanda tüm organ sistemleri karşılaştırmalı incelenmektedir. Ayrıca tam idrar tahlili, dışkı muayenesi ve diğer serolojik testler, antibiyogram ve kültür ile tam bir check-up imkanı sağlanmaktadır. Gerekli görüldüğü taktirde çok özel laboratuvar çalışması gerektiren testler ise yurt içi ve yurt dışında çalıştığımız referans labratuvarlarına gönderilmekte ve sonuçlar tarafımıza iletilmektedir. Vakit kaybetmeden yapılan bu tetkikler ile hastalarımızın geç kalmadan sorunları tespit edilerek doğru ve güvenilir yöntemlerle tedavi olma imkanına sahip olmaları hedeflenmektedir. PetVet veteriner kliniği tam donanımlı olarak hizmet verebilen sayılı kliniklerdendir.
Küçük bir belirti önemli bir sıkıntının habercisi olabilir. Can yoldaşınızda herhangi bir anormallik gözlemlediğinizde, lütfen bir Veteriner Hekimin muayene etmesini sağlayınız. Muayene ile pet dostlarımızın genel durumları, beslenme ve yaşam ortamları ile ilgili güncel bilgiler alınarak bireysel beslenme, paraziter korunma ve aşılama programları planlanır ve uygulanır. Sağlık problemi olan petlerimizde bu sıkıntılarla ilgili tanıyı koyabilmek, belirtilerin kaynağını aramak üzere en uygun tanı yöntemlerine karar verdiğimiz ilk aşamadır. Hasta hayvanı muayene eden veteriner hekimimiz muayeneye başlarken başarılı olacağına inanır. Anemnez alırken bir taraftan hangi muayene yöntemlerini uygulayacağına karar verir. İhtiyaç durumunda hastalıkla ilgili bilgilerini yenilemekte ve uygulayacağı tedavi seçeneklerini tam belirlemek için konuyla ilgili kaynaklara başvurmaktan çekinmemektedir. Veteriner hekim kendi bilgi ve deneyimini aşan hastalıklarda konunun uzmanı ya da uzmanları ile temas kurar ya da hasta hayvanı uzmanına emanet eder. Hayvanların bütün sistemleri muayene edilmelidir. Hasta hayvanı muayene eden veteriner hekimimiz pek çok muayene yöntemlerine başvurur. Bu muayene yöntemleri; asıl muayene yöntemleri ve yardımcı muayene yöntemleridir. Asıl muayene yöntemlerinde veteriner hekimimiz, görme, işitme, koklama ve dokunma gibi duyularını kullanır. Yardımcı muayene yöntemleri ise, asıl muayene yöntemleri ile tanının tam konulamadığı durumlarda, özel muayene yöntemlerinden yararlanılarak kesin tanıya yardımcı olan muayene yöntemleridir. Asıl ve yardımcı muayeneler ile kesin tanı konulamadığı bazı durumlarda tanı için bazı operasyonlar yapılır ki; bunlara “Diagnostik operasyonlar” adı verilir. Bunlar; Diagnostik enjeksiyonlar, Diagnostik punksiyonlar Diagnostik laparotomi (celiotomie) lerdir.
Aşılama Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler Kedi ve Köpeğinizin aşı programı, sağlık durumu göz önüne alınarak veteriner hekiminiz tarafından en uygun şekilde hazırlanacaktır. Aşılama için veteriner hekiminizin uygun gördüğü programı aksatmadan ve tarihlerine uyarak yerine getirmeniz yavrunuzun sağlığı açısından önemlidir. Bir iki günlük gecikmeler yavrunuzun sağlığını çok etkilemeyebilir fakat daha uzun zamanlı gecikmelerin risk faktörlerini arttıracağı unutulmamalıdır. Aşılar petiniz sağlıklı ise uygulanmalıdır. İç ve dış paraziti bulunan hayvanlara aşı uygulanmamalıdır. Aşılanacak hayvanlar parazitlerden arındırılmış olmalıdır. Aşılanacak yavru ve yetişkin köpeklerin vücut sıcaklığı normal ( 38-39.5 °C ) sınırlar içinde olmalıdır. Ateşin yüksek olması vücutta bir enfeksiyon olduğunun göstergesidir. Böyle durumlarda öncelikle ateşin (enfeksiyonun) nedeni bulunmalı, tedavi edilmeli ve daha sonra aşılamalara başlanmalıdır. Aşılanacak hayvanlara en az bir hafta öncesinden kortikosteroid (kortizon) türü ilaçlardan biri yapılmamış olmalıdır. Eğer petinizin devam eden bir tedavisi var ise tedavi bitimi ve bir süre sonrasına kadar aşıları ertelenebilir. Bu veteriner hekiminizin karar vereceği bir konudur. Hamilelikte aşı uygulanmamalıdır. Bu dönemdeki aşı uygulamaları petinizde ekstra stres yüklenmesine neden olacaktır. Öestrustaki (kızgınlıkta olan) hayvanlara aşı uygulanmamalı, dönemi bitinceye kadar aşıları ertelenmelidir. İster yavru, ister yetişkin olsun aşılamadan 2 gün önce ve 2 gün sonrasında yıkama yapılmamalıdır. Aşılama Öncesinde Yavrularda Özellikle Dikkat Edilmesi Gerekenler Aşılamaya başlanma zamanının belirlenmesi önemli bir noktadır. Aşılamalara yavru 6-7 haftalık olduğunda başlanmalıdır. Daha erken dönemde başlanılacak aşı uygulamaları, istenilen bağışıklık seviyesinin sağlanmasında yetersiz kalacaktır. Bunun nedeni de yavrunun anneden aldığı maternal antikorlardır. Aşılanacak hayvanlar stres oluşturacak etkenlerden uzak tutulmuş olmalıdır. Bu yüzden yavru size geldikten sonra aşılamalara başlamak için 4-5 gün beklemekte yarar vardır. Bu süreç içersinde yavru hem size hem de başlangıçta onun için yabancı olan ev ortamına alışmak için fırsat bulacaktır. Ayrıca bu 4-5 günlük dönem size yavrunun herhangi bir hastalığı olup olmadığını izleme imkanı da verecektir. Aşılama öncesi yavrulara iyi bir bakım ve beslenme uygulanmalıdır. Yavrularda ilk aşılamaya başlanmadan önce dışkı tahlili yapılarak parazit varlığı yönünden incelenmelidir. Yapılan muayene sonucu parazite rastlanırsa yavru önce parazitlerden arındırılmalı, daha sonra aşılarına başlanmalıdır. Yavruların 4-6 haftalık yaştan başlayarak aşılama serileri tamamlanıncaya kadar geçen sürede çevredeki diğer hayvanlardan izole edilmesi gerekmektedir. Ayrıca aşılamalar bitene kadar yavrular dışarı çıkartılmamalı ve dışarda gezdirilmemelidir. Eğer izolasyon mümkün değilse, köpek sahipleri yavruları, çok sayıda köpeğin bir araya geldiği parklar, dinlenme alanları gibi yerlerden uzak tutarak, yavrularının hastalığa yakalanması ihtimalini en az seviyeye indirmelidirler. Yavrular aşılama bitene kadar yıkanmamalıdır. Çünkü yavrularda bağışıklık daha henüz tam olarak gelişmediğinden yapılacak yıkama, yavrunun direncini kıracak ve hastalıklara karşı duyarlı hale getirecektir. Bu dönemde eğer gerekiyorsa temizlik işlemi için kuru şampuanlar kullanılmalıdır. Yavru aşılarının bittiği dönemden sonra yapılacak olan aşı uygulamalarından (tekrar aşılar) bir hafta öncesine ve aşıdan bir hafta sonrasına kadar petinize banyo yaptırmayın. Yeni banyo yapmış hayvanlara aşı yapmak birtakım olumsuzluklara (ateş, keyifsizlik…) yol açabilmektedir. Kedi ve Köpeğinizi yavru aşılamaları bittikten bir hafta sonra dışarıya çıkartmaya başlayabilirsiniz.
Evlerimizde beslediğimiz evcil dostlarımızı çeşitli bakterilere, viral enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı korumanın en iyi yolu koruyucu hekimlik uygulamalarıdır. Bunlar aşılama, antiparazit uygulamaları ve bakteriyel hastalıklara karşı koruma yöntemleridir. Veteriner hekimlerin bu uygulamaları başarı ile yapmaları için öncelikle siz evcil hayvan sahiplerini bu konu hakkında bilinçlendirmek, düzenli olarak aşı takiplerinin yapılması ve bu uygulamaların size net ve anlaşılır bir şekilde anlatılması gerekmektedir. Koruyucu hekimliği düzenli olarak uygulamak evcil dostlarımızın daha kaliteli bir hayat sürmesine yardımcı olacaktır. İster insan, ister hayvan olsun bir canlının yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için koruyucu hekimlik önemli bir faktördür. Canlının yaşamını tehlikeye sokabilecek veya kalıcı zararlar oluşturabilecek bazı hastalıkları daha ortaya çıkmadan önlemek, bu hastalıkların oluştuktan sonraki tedavisinden daha fazla önem taşır. Bir çok viral veya bakteriyel hastalığa karşı geliştirilen aşılar çok uzun zamandır koruyucu hekimlikte kullanılmaktadır. Bu nedenle aşılar, koruyucu hekimliğin en önemli silahlarından biri sayılabilir. Örnek vermek gerekirse, bir çok ülkede büyük tehdit oluşturan ve binlerce insan ve hayvanın ölümüne neden olan kuduz, bugün koruyucu hekimlik ve kuduza karşı geliştirilen aşılar sayesinde önemini yitirmiştir.
Petinize yapılan aşılamalardan sonra bazı hafif yan etkilerin aşılamadan hemen sonraki saatlerde ortaya çıkabilme olasılığı hiç de az değildir. Ancak bu yan etkiler iki günden fazla sürerse veya hayvanınız belirgin bir şekilde rahatsızlık gösteriyorsa mutlaka veteriner hekiminize başvurmanız gerekmektedir. Aşı bölgesinde yer alan şişlik ve ağrı Hafif ateş İştah veya aktivitede azalma Hapşırma, orta derecede öksürük veya diğer solunum yollarına ilişkin belirtiler (burun içi yapılan aşılardan sonra görülebilir) Daha ciddi olabilen ve daha az rastlanan diğer yan etkiler ise örneğin alerjik reaksiyonlar aşılamadan dakika-lar veya saatler sonra şekillenebilir Bu reaksiyonlar hayati risk oluşturabilir ve medikal aciliyet gösterebilir. Eğer aşağıdaki belirtiler şekillenirse mutlaka medikal müdahale gerekmektedir. Devam eden kusma ve ishal Kaşıntılı ve kabarmış bir deri Yüzde, gözlerde boyunda şişme Ciddi öksürük krizleri ve solumada güçlük Kollaps Aşılamadan sonra aşı yapılan bölgede deri altında sert yuvarlak bir şişlik olması normaldir. Bu şişlik bir iki hafta içinde kendiliğinden kaybolacaktır. Ancak üç haftadan fazla sürede kalan ve gittikçe büyüyen şişliklerde veteriner hekiminize danışmanız gerekmektedir. Eğer petiniz daha önce bir aşıya benzer alerjik bir reaksiyon göstermişse mutlaka bunu aşı öncesi belirtiniz ve eğer bir şüphe varsa aşılamadan 30 –dakika kadar sonra evinize gidiniz.
Profesyonel olarak eğitilmiş hayvanların -örneğin körler için eğitilen köpeklerin- insan hayatına yarar sağladığı aşikarken evcil kedi köpek hatta fanustaki sıradan ufak japon balığının bile sağlığımıza olumlu etki ettiği kabul edilmektedir. Petlerimiz yalnızlığımızı alır, stresimizi azaltır, sosyal ilişkilerimizi geliştirir ve oyuna, egzersize zaman ayırmamızı teşvik ederler. Her şeyden önemlisi bize karşılıksız sevgi ve sadakatla bağlıdırlar. Bir hayvana sahip olmak bile daha uzun yaşamamıza etki eder. Bir çok pet sahibi hayvan beslemenin verdiği neşe ve mutluluğun farkına varmış olsa da bu tüylü sokulgan ve oyuncu arkadaşlarımızın zihin ve beden sağlığımız üzerinde olumlu etkilerinin farkında değildirler. Bu olumlu etkiler son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda kanıtlanmış olup Amerikan Kalp Sağlığı Birliğinin (American Heart Association) açıklamaları arasında özellikle köpek sahiplerinin kalp hastalıklarına yakalanma risklerinin düştüğü ve daha uzun yaşama kavuştukları belirtilmiştir. Çalışma sonuçlarında ayrıca şu hususlar tespit edilmiştir; Pet sahipleri hayvan beslemeyenlere oranla daha az depresyona girerler. Stresli durumlarda pet sahipleri diğer insanlara göre daha düşük kan basıncına sahiptirler. Pet ile oynarken dopamin ve serotonin seviyeleri yükselir, böylece daha sakin ve huzurlu hissedilir. Pet sahiplerinin trigliserid seviyeleri (kalp hastalığının indikatörü ) hayvan beslemeyenlere oranla daha düşüktür. Kalp krizi geçiren pet sahipleri hayvanı olmayana göre daha uzun yaşamaktadır. 65 yaş üstü pet sahipleri, olmayanlara göre daha az doktor ziyareti yapmaktadır. “Köpek sahibi olanların yaptıkları egzersiz kalp sağlığı için çok yararlı dır. Ayrıca sadece bir balığı bile seyretmenin kas tonusunu gevşettiği ve nabzı düşürdüğü tespit edilmiştir. Alzhemier ve demans hastalarında değişik davranış problemleri gelişebilmektedir. Kaliforniya Üniversitesinde yapılan bir çalışmada evlerinde pet bulunan alzhemier hastalarının daha az stres ve endişeli davranış gösterdiği tespit edilmiştir. Petler pozitif yönde konuşmadan iletişim kurabilen canlılardır. İyi eğitilmiş, yumuşak huylu bir köpek alzeimer hastasının agresif davranışlarını-azaltır ve hastayı sakinleştirir. Alzeimer hastalarının davranış problemini tetikleyen unsurlar arasında bazen bakıcılarının stresli olmaları yatar . Zaman ve emeğe daha az ihtiyaç gösteren kedi veya bir kafes hayvanının varlığı bazen alzeimer hastasına bakmakla yükümlü olan kişilerin stresini alır ve onlarında modunu yükseltir. Çocuklara olan etkilerinden kısaca bahsetmek gerekirse; petlerle büyüyen çocukların daha az alerji ve astım gibi hastalıklara yakalandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca peti olan çocuklar sorumluluk almayı,empati kurmayı,merhamet beslemeyi öğrenir. Ailelerinin aksine petler hiçbir zaman emir vermez ve kritik etmez, her zaman sevgi gösterirler onların varlığı çocuklarda güven duygusunu geliştirir. Anne ve babanın olmadığı zamanlar da evde onların varlığı bile ayrılık endişesini azaltır. Yapılan çalışmalarda görülmüştür hiperaktif veya fazla agresif çocuklar bir hayvanın varlığında daha sakin davranmaktadır. Burada unutulmaması gereken çocuğun ve petin “iyi davranış yönunde” mutlaka eğitilmesi olmalıdır. Bazı Otizmli ve diğer öğrenme güçlüğü bulunan . çocukların petlerle insanlardan daha güzel ilişki kurdukları görülmüştür. Bu terapatik (iyileştirici) etkilerinin yanısıra , kedi ve köpekler insanların en temel ihtiyacı olan birine dokunma hissini karşılamaktadırlar. Yapılan gözlemlerde hapishanelerde yatan en zorlu suçluların bile uzun süre bir petle iletişim içine girdiklerinde davranışlarında olumlu gelişmeler olduğu tespit edilmiştir. Okşamak, kucaklamak sarılmak hatta bu sevimli hayvanlara dokunmak bile bizi sakinleştirir ve yumuşatır en stresli olduğumuz zamanlarda bile! Hayatı bizle paylaşarak yanlızlığımızı unuttururlar, bazıları bizim egzersiz ihtiyacımızı tamamen giderirler ki bu da moralimizi yükseltir. Hayvanı olan insanların daha mutlu, bağımsız ve daha öz güveni yüksek olduğunu belirtirken kendi yapımıza uygun hayvan seçmenin öneminden bahsetmeliyiz. Ülkemizde de her geçen gün evinde hayvan besleyen insan sayısı artmakta olup ortama olarak 3.8 milyon hayvanın sahipli olduğu ancak maalesef bunlardan bir milyon kadarının bir yıl içinde sokağa veya barınaklara bırakıldıkları bildirilmektedir. Hep birlikte daha büyük farkındalıklarla onlara sahip çıkma dileği ile Dr. Emel Başaran Veteriner Hekim
Dr. Emel Başaran, 1990 yılında Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesinden mezun olmuştur. Mezuniyet sonrası Amerika Birleşik Devletlerinde 1992-1994 yılları arasında Aquajito Veterinary Hospital Monterey California’da visiting veteriner hekim olarak mesleki bilgi, görgü ve becerilerini geliştirmiştir. 1994 - 1996 yılları arasında Hengelo Hollanda’da özel bir küçük hayvan kliniğinde çalışmalarını sürdürmüştür. 1996 yılında Değirmendere/Gölcük’te kendi küçük hayvan veteriner kliniğini açmıştır. Aynı yıl Uludağ Üniversitesi Parazitoloji Anabilim dalında doktora çalışmalarına başlamıştır. 1996 yılında Kedi ve Köpeklerde Viral ve Riketsiyal hastalıkların hızlı tanısı amacıyla kullanılan kitlerin üreticisi İsrail Biogal firmasında eğitim almış, 1996-2000 yılları arasında Türkiye’de bu alandaki ilk uygulama olan kitlerin ithalatçısı firmanın danışmanlığını yapmıştır. 1999 yılında Kocaeli Depreminden sonra İstanbul’a taşınmış olup, 1999-2000 yılları arasında doktora çalışmalarına ağırlık vermiştir. 2001 yılında Acıbadem/Kadıköy’de PetVet Küçük Hayvan Kliniğini açmıştır. Uludağ Üniversitesi Parazitoloji Anabilim doktora eğitimini 2002 yılında tamamlayarak Dr. ünvanını almıştır. Yurtdışı ve yurt içinde düzenlenen eğitim seminerleri ve kongrelerine iştirak ederek mesleki gelişimini sürdürmektedir. Dr. Emel Başaran İstanbul Veteriner Hekimler Odası, Türkiye Küçük Hayvan Veteriner Hekimleri Derneği, British Small Animal Veterinary Association (BSAVA), International Society of Feline Medicine (ISFM) ve Cornell Feline Health Center (Cornell University) üyesidir.
Toksoplazma (Toxoplasmosis) nasıl bir hastalıktır? Toksoplazma ancak mikroskop ile görülebilen bir parazit olan Toxoplasma gondii tarafından oluşturulan bir enfeksiyondur. A.B.D.'de 60 milyon insanın toxoplasma taşıyıcısı olduğu bilinmektedir. Toksoplazma, anne karnında enfeksiyon geçiren (gebelik sırasında ilk defa enfeksiyon geçiren anne) bebekler için ve bağışıklık sistemi çökmüş bireyler için oldukça tehlikelidir. Toksoplazma'nın yayılmasında kedilerin oynadığı rol nedir? Kediler toxoplasma ile enfekte olmuş fare, kuş veya diğer avlayabildikleri ufak hayvanları yiyerek veya diğer enfekte bir kedinin dışkısı ile temas ederek toxoplasma enfeksiyonunu kaparlar. Enfeksiyonun alınmasından sonra iki haftaya kadar dışkı ile parazit dış ortama dışkı ile bırakılmaya başlanır. Dış ortama çıkan parazit yumurtasının insanlar için tehlike oluşturması için 1-5 günlük bir süre gereklidir. Enfeksiyon yeteneği kazanmış olan parazit ise aylarca canlı kalarak toprak, su, çimen, kum havuzları sebze ve meyvelere bulaşmış olarak bekleyebilir. Toksoplazma ile enfeksiyon nasıl oluşur? İnsanlar birçok yolla toxoplasmosisle enfekte olurlar: Enfekte kedi dışkısı ile bulaşık olan su ve gıdaların alınması ile enfeksiyon kapılır. Gıda olarak iyi pişmemiş veya çiğ et yiyerek enfeksiyon alınabilir. Gebelik sırasında anne eğer enfekte olursa bebek de direkt olarak enfeksiyona yakalanır. Toksoplazma'da hastalık nasıl belirti gösterir? Sağlıklı bir bağışıklık sistemi olan insanlarda: Sağlıklı bireylerin çoğu hastalığı kaptığını anlamaz ve herhangi bir şikayeti olmaz. Yine de hastalık oluşursa genellikle orta derecede seyreder. İnsanlarda "grip" benzeri şikayetler oluşur. Örneğin; Lenf yumruları şişer, kas ağrısı olabilir. Belirtiler uzun süre devam edebilir nadiren gözler de enfeksiyondan etkilenebilir. Bağışıklık sistemi çalışmayan/bozuk insanlarda: Bağışıklık sistemi zayıf olan insanlarda ise enfeksiyon ciddi belirtilere yol açar. HIV (AİDS) taşıyıcısı olan bireylerde veya kemoterapi gören hastalarda en sık görülen belirti baş ağrısı, kafa karışıklığı ve ateşdir. Ayrıca epilepsi, koordinasyon bozukluğu, bazen mide bulantısı - kusma da tabloya eşlik edebilir. Anne karnında enfekte olan bebekler: Anne karnında enfekte olan bu şekilde doğan bebeklerin bir çoğunda herhangi bir belirti görülmezken, bazen ilerleyen yıllarda görüş kaybı, mental gerilik ve epilepsi şekillenebilir. Kendimizi Toksoplazma'ya karşı nasıl korumalıyız? Kendimizi ve başkalarını korumak için alınması gereken önlemler: Kedimizin tuvaletini her gün değiştirmek. Toxoplasmanın enfeksiyon yeteneğinin oluşabilmesi için etkenin dışkı içerisinde uzun süre kalması gerekmektedir. Dış ortamda uygun ısı ve nem olmadan, insanları hasta edebilecek seviyeye erişemez. Eğer hamile iseniz veya bağışıklık sisteminiz iyi çalışmıyorsa başka bir insandan tuvalet temizliği için yardım isteyiniz. Eğer bu mümkün değilse tuvalet kabı değiştirirken eldiven giyiniz ve işlem sonrası ellerinizi sabunla yıkayınız. Dış ortamlardaki kum havuzlarının (çocuklar için oyun havuzu) üstünün kedilerin kaka yapmasını engellemek için kullanılmadıkları zamanlarda kapalı olmasını sağlayınız. Yavru sokak kedilerini eve aldığınız zaman mutlaka veteriner hekim kontrolüne özen gösteriniz. Yavru kedilerin toxoplasma ile enfekte olma ihtimalleri yüksektir. İyi pişmemiş çiğ et yemeyiniz. Çiğ etle temas etmiş tüm mutfak aletlerini iyice yıkayınız. Eğer zayıf bir bağışıklık sisteminiz varsa doktorunuzdan size toxoplasma testi yapmasını isteyebilirsiniz. Kedimin Toksoplazma kapmasını nasıl engelleyebilirim? Kedinizin toksoplazma kapmasını engellemek sizin de enfeksiyondan korunmanıza yardım eder. Kediniz kuru veya konserve kedi mamaları ile besleyiniz. Kedinizin asla çiğ et yemesine izin vermeyiniz. Kedinizi evde besleyiniz. Dışarıya girip çıkmasına izin vermeyiniz. Kedimden sırf bu yüzden kurtulmayı düşünmeli miyim? Hayır. Kedinizden vazgeçmek için hiçbir sebep yoktur. Kedi sahibi olmak sizin toxoplasma ile enfekte olacağınız anlamına gelmez. Hastalığı kediniz taşısa bile onun tüylerine dokunarak enfeksiyonu almazsınız. Tüylerde bu parazit barınamaz. Ayrıca kedinizi dış ortama salmayarak (avlanma ve çiğ et yeme ihtimali) ve çiğ beslemeyerek de zaten enfekisyonu kapma ihtimalini de ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Ancak hamile kalmayı planlıyorsanız, hamileliğiniz veya düşük bağışıklık sisteminiz varsa kendinizi korumak için bahsedilen önlemleri almalısınız. Toksoplazma tedavi edilebilir mi? Evet. Toksoplazma tedavi edilebilmektedir. Sağlıklı bir insanda normal şartlarda herhangi bir belirti ve tedavi gerekmezken (göz bulaşması hariç) hamileliği sırasında toxoplasma kapan bir anne adayı ve bebek yakından takip edilip tedavi edilmelidir. Bu konu hakkında daha fazla ayrıntı ve bilgiyi lütfen uzman kişiler aracılığı ile alınız. Veteriner hekim Dr. Emel Başaran
1
2
3
4
5