Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz.
Onceki
Kapat
Bekleyiniz, resim yukleniyor...
Sonraki
Sonraki
PetVet
Pzt - Ct  09:30 - 20:00
Pazar  10:00 - 18:00
Aura, 2 yaşında, sahipleri tarafından çok sevilen ve üstüne titrenen sevimli dişi Rottweiler, kendisi aynı zamanda fabrikada bekçilik yapıyor; yani görevi ciddi. Aura, 5 gün önce sahipleri tarafından "iki gündür çok şiddetli kustuğu, kaka yapmadığı ve ıkınmaya bağlı anüsten tek tük damla şeklinde kanaması olduğu" şikayeti ile kliniğimize getirildi. Yapılan muayenesinde oldukça bitkin olduğu ve ağrısı olduğu görüldü ancak ateşi normaldi ve yapılan testlerde kan tablosu çok spesifik bir bulguya işaret etmiyordu. Semptomatik tedaviye aldığımız Aura’nın, geçmişinde, şiddetli ishal ve neticesinde gelişen bir bağırsak düğümlenmesinden dolayı operasyon geçirdiğini öğrendik. Karnesinde aşıları tamamlanmış olarak görülüyordu. "Acaba şimdiki şikayeti yabancı cisim veya yine bir düğümlenme veya pankreatit olabilir mi?" diye düşünüp bu ihtimalleri elemeye yönelik diagnostik prosedürleri tamamlamış iken; Aura'da aniden kanlı ve şiddetli bir ishal "kanlı ishal" - "parvo viral enterit" semptomu gelişti. Bu durumda ilk olarak hastalığın akut formunu tanımlayacak testleri yaptık... Dışkıdan yapılan parvo antijen testi negatifti. (false negatif veya pozitif sonuçlar alınabilir. Bazen test yaptığınız anda bağırsak boşluğuna virüs düşmeyebilir ve test negatif sonuç verebilir. Ya da bir hafta önce aşısı yapılmış hayvanda pozitif sonuç görülebilir.) Ancak hastalık başlangıcında gelişen öncü antikorlar bize fikir verebilirdi.. Dolayısı ile kandan bakılan ve akut enfeksiyonu gösteren Parvo IgM sonucu pozitif olarak sonuç verince durum netleşmiş oldu. Aura'nın parvo aşısı olmasına rağmen kendisi koruyucu bir yanıt geliştirmemiş ve hastalık etkenini kapmıştı. Hemen uygun ve spesifik tedaviyi protokolümüze ekledik. Bugün, 5. gündeyiz. Sokağa çıkma yasağı var... Ama biz onunla bugünü de klinikte geçirdik. Kusmaları azaldı ve kanlı dışkılama da azalarak da olsa günde bir kez devam ediyor. Aura kendini daha iyi hissediyor. Halen direniyor tüm gücüyle. Onu taburcu edebileceğimizi düşünmek istiyoruz günü geldiğinde. Konu kanlı ishal ve Rottweiler cinsi bir köpek olduğunda bir hekim olarak karamsar hissetmek çok aykırı bir durum değil, ancak mücadeleye biz de onunla birlikte devam ediyoruz. Çok bulaşıcı ve ölümcül seyredebilecek bir hastalık bu... Dolayısı ile aşılama, yani korunma çok önemli. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar da gösteriyor ki, aşılamak her zaman bağışıklık sağlamayabiliyor. Bazı ırklar (Rottweiler, Doberman pinscher..) yanıt vermeyebiliyor yaptığımız aşılara. Lütfen yavru köpeklerinizi aşılama programının bitmesinin ardından 3-4 hafta sonra mutlaka hastalıklara karşı bağışıklığının oluştuğunu, (immunitenin sağlandığını) veteriner hekimize test ettirin... Basit bir kan testi ile onun gerçekten korunup korunmadığını hepimiz için geç olmadan anlamamızı sağlayın... Zor günler geçiriyoruz. Dünya ile birlikte hepimiz COVID-19 pandemisi ile mücadele ediyoruz. Hepimiz için risk var. Bizler Veteriner hekimiz ve beşeri hekimler gibi bizler de sağlık personeli olarak tedaviden ziyade korumanın, koruyucu hekimliğin önemini biliyor ve istiyoruz. Lütfen siz de duyarlı olun. AURA'nın başına gelenler sizin yavrunuzun başına gelmesin. Özellikle şu günlerde yaşadığımız bu olayı bir vesile ile sizlerle paylaşmamın sebebi budur. Yoksa normalde vakalarımı olgu olarak sunmuyorum. Ancak Aura'nın bu durumunu, pandemi içinde karşılaştığımız olağanüstü durumu sizlere aktarmak, paylaşmak istedim. Hekimlik bir bütündür. Tıp ve veteriner hekimini birbirinden ayırt edilmemelidir. Veteriner Hekimler hayvan ve insan sağlığının korunmasında aşı geliştirme dahil bir çok önemli alanda bir çok görev yapmaktadır. Her canlının yaşama hakkı vardır ve kutsaldır. Veteriner Hekim Dr. Emel Başaran
Pankreas Ne Zaman Keşfedilmiştir? Tarihte ilk kez Herophilus M.Ö.300’lerde pankreası tanımlamış ve bundan yaklaşık 400 yıl kadar sonra, organ, Rufus tarafından "pankreas" olarak isimlendirilmiştir. Pankreas nasıl bir organdır? Kısaca ifade etmek gerekirse; pankreas hem iç salgı (Endokrin: örn. insülin) hem de dış salgı (Egzokrin: örn. amilaz, lipaz, tripsin...) yani sindirime yardımcı maddeler salgılar. Bu dış salgı içindeki maddeler inaktif formda olup, bağırsakta aktif hale geçerler ve yağ, şeker ile proteinlerin parçalanmasını sağlarlar. Pankreas bu işlevlerinin dışında ayrıca bikarbonat sentezinde görev alarak vücudun alkali ph dengesini düzenler yani vücudun genel asit-baz dengesini korumakla yükümlüdür. Çocuklarımızda özellikle belirli hastalık durumlarında bozulan bu dengenin yerine konmasında emeği büyüktür. Pankreatit nedir? Pankreatit akut (ani gelişen) ve kronik (uzun döneme yayılan) seyirli olmak üzere ikiye ayrılır. Akut ve kronik arasındaki ayrımı yapmamız klinik açıdan zor bir durumdur. Akut pankreatit belirtileri daha çabuk ilerlediğinden kroniğe kıyasla daha kısa sürede tanısına erişebildiğimiz söylenebilir. Akut ve kronik pankreatitin nedenleri de bazı durumlarda farklılaşabilmektedir. Akut pankreatitisin reversibl (iyileşme) oranı kronik pankreatitlere oranla gözle görülür derecede fazladır. Bu kurulu düzen pankreasın hastalık durumunda yani bahsettiğimiz akut pankreatitte; bu inaktif şekilde bulunan maddelerin bir şekilde daha pankreas içindeyken veya bir nedenle çevre dokulara ulaşarak aktif hale geçip pankreas dokularını sindirmesi ve buna karşı yaygın bir inflamasyonun gelişmesi ile başlayan; organizmada çeşitli komplikasyonlara yol açan bir hastalık tablosudur. Bu durum dokuları parçalamaya başlar. Akut pankreatit bu kontrol dışı dokuların parçalanması olayına karşı vücudun ortaya koyduğu savunma ve sonuçlarına verilen isimdir. Akut pankreatitis'de özellikle son yıllarda tripsin enziminin kalıtsal ve gelişimsel mutasyonlarından dolayı insanlarda belirgin bir artış gözlenmiştir. Aynı insanlarda olduğu gibi hayvanlarımızda da bu durumla sanılanın aksine sık karşılaştığımızı artık söyleyebiliriz. Kedi ve köpeklerde nedeni belirlenemeyen pankreatit vakaları insanlara oranla daha fazla görülmektedir. Hem düzenli kontrollerin aksatılmaması hem de hayvanlarımızda olan her davranış ve hareket değişikliğini kesinlikle göz ardı etmememiz gerektiğinin altını çizmemiz lazım. Özellikle karaciğer ve safra kesesi enfeksiyonları sonrası, safra taşları, inflamatuar bağırsak hastalıkları, verilen ilaçlar ve bazı besin maddeleri, kedilerin hepatik lipidosis'i yani karaciğer yağlanmaları gibi durumlar akut pankreatiti tetikleyen nedenlerden en belirginleridir. Kediler ve köpeklerde belirtiler sadece ufak farklılıklarla değişmektedir. Akut pankreatite bağlı ölümlerin büyük kısmı septik komplikasyonlara bağlıdır. Ayırıcı tanıda safra yolu hastalıklarının akut komplikasyonları, intestinal obstruksiyon diğer adıyla bağırsak tıkanmaları, bağırsak beslenme durumları, bağırsak iç içe geçmeleri veya iskemi (beslenememesi), içi boş organ perforasyonu ve peptik ülser hastalığı (mide ülserleri) unutulmamalıdır. Teşhisinde altın standart geliştirilememiştir ve acil bir durumda tanı oldukça güçleşebilir. Pankreatik amilaz ve lipaz ölçümü tanıda en başta gelen metoddur ancak bu enzimlerin spesifite ve sensitivitesi düşüktür. Hemogram - genel kan tablosu ve kanın biyokimyasal değerleri, pankreatik enzimlerin değişim kriterleri ultrasonografi altında pankreatik değişimler ve klinik tablo tanı kriterlerimizde önceliğimizdir. Hayvanımın pankreatit olduğunu nasıl anlarım? Akut vakalarda gelişen ağrı komplikasyonları özellikle tanıya gitmemiz için ışık tutan yollardan birini çizer. İlgisizlik, saklanma isteği, sürekli gözlerini yumarak tepkisizce oturma pozisyonunda uzun süre kalma, yeme ve tuvalet alışkanlıklarındaki değişiklikler göz ardı edilmemeli ve kesinlikle düzenli olarak kontrol edilmelidir. Nörolojik semptomlar, ilerleyen kilo kaybı, fazla su tüketimi ve fazla idrara çıkma, sarılık, vücut ısısında düşme, karın bölgesinde hassasiyet gibi durumlar da gözlenebilir. Genel olarak sindirim sistemini etkileyen durumlar gözlenir. Örn; iştahın kesilmesi, yemeğe isteğinin azalması, bulantı belirtileri veya şiddetli kusma ile seyreden süreçler, halsizlik, çevreye ve özellikle sevdiği şeylere ilgisizlik, inatçı olan ya da olmayan ishaller görülmektedir. Risk Faktörleri Kedi ve köpeklerde risk faktörleri değişmektedir. Genel olarak ırksal yatkınlıklar görülmektedir. Köpeklerde diabetis mellitus, hiperkortisolizm, hipotiroidizm, tümörler, travmalar, kolanjijitisler (safra kesesinin iltihaplanması), kanamalı hastalıklar, obezite, aşırı yağlı beslenme, vitamin ve minarellerden eksik beslenme, ağır travmatik operasyonlar pankreatit durumlarını tetikleyebilir. Özellikle pankreası etkileyen ilaç kullanımları (bazı kemoterapötikler, çeşitli otoimmun baskılayıcılar, hormonlar, bazı anestezikler, kortizon v.b.) köpeklerde büyük bir risk faktörü oluşturabilir ve bu ilaçların kullanımında dikkatli olunmalıdır; pankreatik değerler sürekli kontrol edilmelidir. Kedilerde ise; daha spesifik bir ayrım olmaksızın çoğu yaş skalasında ve durumlarda görülebilmektedir. Genellikle kolanjiohepatit (hem karaciğerin hem de safra kanallarının iltihaplanması) durumlarında, uzun süreli sıkça açlık durumlarında tetiklenen hepatik lipidosizlerde, inflamatuar bağırsak hastalıklarında, safra kanalı tıkanıklıklarında, neoplasi ve travma durumlarında tetiklenmektedir. Ayrıca kedilerin bilinen ve ülkemizde ayrıca tüm dünyada sıklıkla gördüğümüz viral hastalıkları büyük bir tehlike arz etmektedir. Özellikle kedilerin FIP hastalığı, toksoplazma gondii enfeksiyonu, herpesvirus gibi etkenler rol oynamaktadır. Toksik maddelerin de kazayla alınımı da pankreatit riski yaratır. Peki bu durumla nasıl başa çıkabiliriz? Tedavi edilebilir mi? Seçeneklerimiz nelerdir? Uzun süren uğraşlar sonucu tanıya ulaştığımız zaman, hasta sahibi olan sizler ve hekimleri olan bizler bu yorucu sürecin farkında olmalı ve kabullenmeliyiz. Özellikle pankreatit tedavisi uzun süren bir süreç olup, hem bizler hem sizler hem de çocuklarımız için yıpratıcı bir süreçtir. Ağrı yönetimini iyi yapıp, bu süreçte hastalarımızın refah düzeyini yüksek tutmaya çalışmaktayız. Bunun yanı sıra antibiyotik tedavisi ile birlikte semptomları gidermek için sıvı destek tedavileri, kusma önleyiciler, mide koruyucular, karaciğer ve böbrekler için çeşitli destek maddeleri, vitaminlerden yararlanmaktayız. Tanıya giden yolda pankreatitin sebebine bağlı olarak tedavi protokolü değişmekte olup, herhangi bir tümöral ve yetmezlik durumlarında farklı seçenekler de eklenmelidir. Diyet kontrolü yapılmalı, hayvanın asit-baz durumuna, kilo kontrolüne göre seçilmeli ve sıkı bir şekilde yönetilmelidir. Pankreasın iç organların ve vücut dengesinin bel kemiği olduğu asla unutulmamalı ve dikkatli bir şekilde kontrol edilip, her zaman bu konuda bilinçli bir şekilde hareket edilmelidir. Küçük canlarımızın sağlıcakla ve mutlu bir pankreasla kalması dileği ile... :)
"İzmir'de yaşandı! Kediden bulaşan parazit gözlerini kör etti İzmir’de yaşayan iki genç kadının bir gözleri kedi dışkısında bulunduğu belirtilen bir parazit nedeniyle kör oldu." "Basında çıkan, çoğu abartılı ve gerçeği yansıtmayan haberler üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim. Konuya genel olarak yaklaşırken, kedi ve köpeklerden bizlere geçebilecek olan parazitler hakkında özet ve genel bilgi vermek istedim, yararlı olması dileği ile." Kedi ve köpeklerde bağırsaklarda yaşayan (özellikle yavru kedi ve köpeklerde) Askarit’lerden Toxocara canis ve Toxocara cati (alt türler), insanlara geçerse, yani parazitin yumurtası yanlışlıkla yutulursa, "larva migrans" denilen durum insanlarda şekillenebilir. Askaritler, insanda ergin bağırsak solucanı haline gelmez, ancak larva halinde kalır ve yerleştiği organda (beyin veya göz) problem yapabilir. Ancak bu parazit yumurtalarının insanlar için enfeksiyon oluşturması için uygun ortamda (ısı ve nem) ortalama 21 gün süre ile kalıp enfeksiyon yapabilme yetisi kazanması lazımdır. Ayrıca pire yumurtalarının yutulması ile gelişen parazitler de vardır (Cestod- Dıph. caninum). Pirelenen hayvanlarda ve insanlarda bu pire yumurtalarının yutulması halinde bağırsaklarda parazit oluşabilir. Bu durum, daha çok el yıkama alışkanlığı olmayan 5 yaş altı çocuklar için riskli olabilir. Zaten biz veteriner hekimler, yavru kedi ve köpeklere kliniklerimize başvurulduğu taktirde tüm iç ve dış parazitlere karşı %100 etkili, ruhsatlı ilaçlar vererek zoonozları (hayvanlardan insanlara geçebilen) engeller, öncelikle hayvan sahiplerini korumaya başlarız. Her gelen yavruya dışkı kontrolü yaparız ve olası paraziter etkenler uygun yöntemlerle tarafımızdan elimine edilirler. Genel olarak yavrular, iç parazitlere karşı, 6 aylık olana kadar, her ay düzenli olarak anti-paraziter tedaviye tabi tutulurlar. Hayatlarının diğer dönemlerinde de periyodik olarak da yine anti-paraziter ilaçlama ile veteriner hekimleri tarafından korunurlar. Pire-kene ilaçları her ay düzenli olarak tüm kedi ve köpeklere yapılmaktadır. İç parazitlere karşı koruma, eğer hayvanın yaşam koşulları aksini gerektirmiyorsa, genel olarak her 3 ayda bir geniş spektrumlu bir antiparaziterle yapılır. Ancak bir kedi veya köpek pirelenmişse artık farklı bir tedavi planı uygulanır ve iç paraziter uygulamalar en az 3 ay süreyle her ay yapılır. Kaldı ki evde yaşayan, avlanmayan ve çiğ et veya çiğ balık tüketmeyen kedi ve köpekler düzenli olarak veteriner hekimler tarafından kontrol altında olan, anti-paraziter tedavileri yapılan kedi ve köpekler; paraziter açıdan zoonoz riski taşımazlar. İnsanlarda Toxoplasma gondii ile enfeksiyon ise yine son konak olarak enfekte kedinin dışkısı ile bulaşık Toxoplasma gondii oositlerinin (yumurtalarının) direkt veya indirekt yolla alınması ile oluşur. Sağlıklı insanlar eğer etkeni alırlarsa, hafif bir nezle gibi enfeksiyonu atlatabilirler. Ülkemizde ve U.S.A’da yapılan araştırmalara göre toplumun %40'i aşagı yukarı bu enfeksiyona karşı pozitiftir. Yani toplumun büyük bir kısmı hayatlarının bir döneminde enfeksiyona uğramış ve bağışıklık kazanmıştır. Normal ergin insanlarda enfeksiyon sorun olmazken, immunsupress insanlarda (HIV, kemoterapi gören kanser hastaları vb) ve gebe olup hamileliginın ilk 3 ayinda, toxoplasma negatif bir kadında, eğer etken alınırsa, sorun oluşabilir. Bu tip bağışıklığı düşük insanlarda enfeksiyon ciddi seyrederken, gebe kadınlarda enfeksiyona bağlı olarak düşük olabilir veya doğan bebek özürlü olabilir. Toxoplasma’nın da kediden bulaşması icin (farzedelim ki, kedi pozitif ve dışkıyla oosit-yumurta- atıyor), dışkının dış ortamda en az 3 gün kalması lazım ki, yine enfeksiyon kabiliyeti kazansın. Eğer kedi dışkısını her gün atarsanız, yani kum kabını her gün temizlerseniz (gebeler eldiven giymeli) kedinizden size toxoplasma bulaşması söz konusu olmaz. Kuralına uygun olarak kum kabından dışkıyı atmak, kimseye zarar vermez. Ayrıca şu da önemlidir ki; kedi tüyünden oosit (yumurta) geçmez!!! Ancak, iyi yıkanmamış meyva sebze eğer bulaşıksa veya çiğ kıyma yerseniz de toxoplasmayla kolayca enfekte olabilirsiniz. Yine, evde beslediğiniz köpeğiniz de size dışarıdan kumlarda oynarken enfekte dışkıyla bulaşan tüyleri ile toxop oositi taşıyabilir. Kısaca hijyene dikkat etmelisiniz. Kediniz kesin olarak evde yaşıyorsa, risk nerdeyse yok gibidir aslında. Ayrıca bir kedinin toxoplasma gondiye karşı antikor geliştirmesi yani IgG seviyesinin pozitif olması da, mutlaka hasta olduğu ve sürekli oosit çıkartacağı anlamına da gelmez. Şüpheli kedilerin klinik olarak hastalık belirtisi göstermesi ve daha ileri tetkiklerin teşhisin kesinleşmesi için yapılması gerekir. Yurt dışında ve biz burada veteriner hekimler olarak kimseye kedilerini evden attırmıyoruz. Zoonoz olarak mantar enfeksiyonları veya başka hassas olunması gereken özel durumlar elbette vardır, ancak düzenli hekim kontrolünde olan hayvanlardan insanlara normal şartlarda hastalık geçmez diyebiliriz. Daha önce de söyledim. Bazı basın organları veya fikri olup bilgisi olmayan insanlar extrem olayları yalan yanlış sansasyon amaçlı kullanıyorlar. Hayatımızda yer alan tüm hayvan ve insanlardan, hatta çevremizden, hijyenik kurallara uymadığımız zaman her şeyi kapabiliriz. Sorumluluklarımız çift taraflı olarak devam etmelidir. Kontrol altındaki kedi ve köpekler gerçekten masumdur ve sahip oldukları ailelere, çocuklara, hasta, yaşlı insanlara, aslında topluma salt sevgi ve mutluluk veren, karşılık beklemeden sevgiyi öğreten, içimizdeki merhameti hatırlatan canlılardır. Selamlar, Dr. Emel Başaran Veteriner Hekim
Bu enfestasyonun belirtileri tanınmalı ve kedinizin bu istenmeyen konukları hemen tahliye edilmelidir. Kulak uyuzu; kedi ve köpeklerde ama özellikle kedilerde daha sık olarak karşımıza çıkan bir sağlık sorunudur. Otodectes cynotis olarak adlandırılan kulak uyuzunu daha çok yavru kedilerde görürüz ancak her yaştaki kedi de bu etkenle enfekte olabilir. Etken, kedinin yaşadığı ortamda tek başına uzun süre canlı kalamaz ama uyuzu taşıyan kediyle olan direkt temas veya kedinin bulaştırdığı çevrede bulunan, aynı yatağı paylaşan kedilere bulaşma söz konusu olabilir. Kesin teşhis, etkenin alınan swapla bir hekim tarafından mikroskop altında görülmesi ile konulur. Kulak kiri olarak adlandırılan her akıntı kulak uyuzu sebebiyle oluşmaz bazı enfeksiyonlar da benzer bir görüntü sergiler. Yapılan mikroskobik incelemede bakteri, mantar gibi etkenler de uyuz etkeni ile beraber kombine olarak görülebilir. Tek başına sadece uyuzun oluşturduğu enfeksiyonlarda kulağın durumu ile kombine enfeksiyonlardaki görünüş aynı değildir. Miks enfeksiyonlarda akıntı ve kirli görünüş daha fazla olabilir. Tedavi Kulağın uygun topikal temizleyicilerle birlikte iyice temizlenmesi tedavinin esasını oluşturur ve uygulanan ilaçların daha iyi bir şekilde etkilemesini sağlar. Ayrıca anti-paraziter tedavinin de veteriner hekiminiz tarafından yapılması gerekecektir. Burada kullanılacak olan ürün tipi, kulağın ve enfeksiyonun derecesine göre veteriner hekim tarafından seçilmelidir. Eğer klinik ortamı dışında evde tedavinin devamı olarak size kulakları için ilaç reçete edilirse nasıl kullanmanız gerektiği yine açıklanmalıdır. Tedavi edilmeyen kulak uyuzları kulakta daha ileri boyutlarda hasara ve orta-iç kulak enfeksiyonlarına duyma kayıplarına yol açabilirken deri ve tüyler üzerine buluşan akarlar yine yaygın ve aşırı kaşıntı yalama ile karekterize dermatolojik problemlere neden olur ki, bu durum hem kedinin hem de sahiplerinin hayat kalitesini etkiler ve daha kapsamlı tedaviler gerektirir. Korunmada dikkat edilecek olan hususlar arasında, kedilerin iç ortamda bakılmaları ve sokağa çıkışlarının engellenmesi ve düzenli olarak hekim kontrolünde tutulmaları önemle rica olunur.
Soğuk havanın, kedi ve köpekler üzrindeki olumsuz etkilerini biliyor olabilirsiniz, ancak sıcak hava da aynı şekilde tehlikelidir. Havanın size çok sıcak gibi gelmediği günlerde bile. Riskleri bilip hazırlıklı olmak, evcil hayvanınızı güvende tutacaktır. Hazırlıklı Olun: Veteriner Hekiminizle sıcak havanın yaratabileceği riskler (ve eğer evcil hayvanınızla bir seyahat planınız var ise bu konu) hakkında görüşün. Evcil hayvanınızın her daim, sınırsız taze suya erişiminin olduğundan; ve eğer dışarıdaysa, mutlaka gölgelik bir alana erişebildiğinden emin olun. Pire, kene ve sineklerden geçen (sivrisinek, kumsinegi) kalp kurdu leishmaniasis ve diğer ölümcül kan parazitlerinden kedinizi ve köpeğinizi korumak için uygun reçeteli tasma ve damla kullanın. Veteriner Hekiminize, sıcak çarpması belirtilerini nasıl anlayacağınızı danışın. Evcil Hayvanınızı Evde Bırakın Mümkün olduğunca, siz dışarıya çıktığınızda evcil hayvanınızı evde bırakın. Evcil hayvanınızın konforu için ev içerisinde farklı sıcaklıklarda alanlar sağlayın Bir evcil hayvanı, gölgede ve/veya pencereleri aralık olsa bile asla araç içinde bırakmayın. Hava sıcaklığı çok yüksek olmasa bile, araç içleri çok hızlı şekilde ölümcül sıcaklıklara ulaşabilir. Geçen Süreye göre Araç içi Sıcaklığı (*): Geçen Süre Hava Sıcaklığı (C) - (Araç Dışı) 21 24 26 29 32 35 0 dakika 21 24 26 29 32 35 10 dakika 32 34 37 40 43 45 20 dakika 37 40 43 45 48 51 30 dakika 40 43 45 48 51 54 40 dakika 42 45 48 50 53 56 50 dakika 44 47 49 52 55 58 60 dakika 45 48 50 53 56 59 1 saat > 47 49 52 54 57 60 * San Francisco Üniversitesi'nin yayınıdır. Onlara Konforlu bir Ortam Sunun Eğer dışarısı sizin için sıcaksa, onlar için çok daha sıcaktır Beraber gerçekleştireceğiniz yürüyüş, koşu veya bisiklet turlarını havanın serin olduğu saatlere bırakın Köpeğinizi, patilerini yakabilecek asfalt gibi sıcak yüzeylerden uzak tutun Veteriner hekiminize, köpeğinizi sıcak havadan korumak için güneşten koruyucu sprey önerip önermediğini danışın Köpeğinizle Birlikte Egzersiz Yapmak Veteriner hekiminize, köpeğiniz için bir egzersiz planı başlatmadan önce danışın. Kilolu köpekler ve kısa burunlu köpek ırkları sıcak havalardaki egzersizlere karşı daha yüksek risk altındadır. Özellikle hava sıcaklığının yüksek olduğu saat dilimlerinde, asla köpeğinizle yürüyüş, koşu veya bisiklet turlarını gerçekleştirmeyin Sık sık mola verin Hem kendiniz için hem de evcil hayvanınız için her zaman yanınızda yeterli su bulundurun Sıcak Çarpmasının Belirtileri Eğer bu belirtilerden herhangi birini görürseniz derhal tıbbi destek alın: Kaygı, gerginlik Nefes alma hızında artış Huzursuzluk Salya salgılamada artış Ruh halinde istikrarsızlık, değişkenlik Normal dışı dişeti ve dil rengi Bayılma
Kedi ve köpeklerin yaz aylarında sıcak araba içinde bırakmanın, ısı çarpmalarının ne kadar tehlikeli olduğu aşağı yukarı herkes tarafından bilinirken soğuk hava şartlarının da petlerin sağlığı için tehlike doğurabileceği unutulmamalıdır. PetVet olarak havaların iyice soğumaya başladığı bu mevsimde size bazı önerilerde bulunmak istiyoruz; Kış check-up’ı: Senede bir kez rutin olarak petlerinizi check-up’tan geçirmeniz önerilmekte iken, özellikle sert kış aylarına girmeden bu kontrolü yaptırmanın tam zamanı olduğunu hatırlatmak isteriz. Mevsim değişikliği ve soğuk havanın da etkisi ile bazı medikal sorunlar, örneğin artritler (eklem ağrıları) daha da kötüleşir. Dolayısı ile petinizin kışa hazır ve sağlıklı olarak girdiğinden emin olmalısınız. Dayanıklılık limitlerine dikkat: İnsanlar gibi petlerin de soğuğa karşı dayanıklılıkları farklıdır. Tüylerinin yapısı, vücuttaki yağ oranı, aktivite seviyeleri ve genel sağlıkları; onların tolerans seviyesini belirler. Çok soğuk havalarda sizin ve köpeğinizin soğuk havadan kaynaklanan sağlık problemlerinden korunabilmeniz için yürüyüş sürelerinizi bazen kısaltmanız gerekebilir. Artrit problemi olan yaşlı hayvanlar, soğukta ve karda daha zor yürürler ve kayma ve düşmeye daha yatkındırlar. Uzun ve kalın tüy yapısına sahip köpekler soğuk havaya nispeten daha dayanıklı iken, yine de çok soğuk onlar için de tehlikelidir. Kısa tüylü köpekler daha az korunaklı oldukları için soğuğu daha çabuk hissederlerken, kısa bacaklı köpekler de daha çabuk soğuktan etkilenirler çünkü vücutları ve karınları karla kaplı yere daha yakındır. Şeker, kalp ve böbrek hastası olan veya hormonal dengesizliği olan (örneğin cushing hastası) petler vücut ısılarını ayarlamakta daha fazla zorlanırlar. Çok düşük dereceler onlar için tehlikelidir. Yine aynı sorunla çok genç veya yaşlı hayvanlar da karşı karşıyadır. Petlerinizin normal vücut ısılarını ve limitlerini bilmelisiniz. Eğer bilmiyorsanız lütfen veteriner hekiminize danışınız. İçeride kalmalılar: Kedi ve köpekler soğuk kış günlerinde içeride kalmalıdırlar. Yaygın ama yanlış olan bir inanış, onların soğuğa dayanıklı olduklarını ve kürklerinden dolayı üşümediklerini söyler, ama bu doğru değildir. Tıpkı insanlar gibi kedi ve köpekler de donmaya ve hipotermiye maruz kalırlar, dolayısı ile soğuk havalarda içeride tutulmaları gerekir. Uzun ve kalın tüylü köpekler (örneğin Huskyler) soğuk iklime daha fazla dayanıklı olsalar da havanın eksileri gösterdiği zamanlarda onlar da uzun süreler dışarıda bırakılmamalıdırlar. Zehirlenmelere dikkat: Çok ufak bir antifreeze damlası bile petiniz için öldürücü olabilir. Bir damla bile olsa etrafa saçılan bu maddelerin hemen temizlenmesi gerekmektedir. Ayrıca petinizin ilaç kutularına, ev temizlik ürünlerine, potansiyel olarak zehirli olabilecek toksik gıdalara örneğin soğan, tatlandırıcılar (xylitol) ve çikolataya da ulaşamamasına dikkat ediniz. Seçenekler sunmalısınız: Aynı insanlar gibi petleriniz de konforlu bir uyku alanına ve ısı değişimine dayanıklı, ılık yerlere ihtiyaç duyarlar. Onların bu ihtiyaçlarına cevap verecek uygun alanlar temin etmelisiniz. Kulübe temini: Hiçbir zaman soğuk havalarda köpeklerin uzun sürelerde dışarıda bırakılmasını tavsiye etmiyoruz. Ancak kış aylarında petinizi içeride tutmanıza imkan yoksa, ona soğuktan korunması için ılık bir ortam sağlayacak rüzgardan korunaklı bir barınak temin etmeniz gerekmektedir. Kulübede donmaya karşı önlem alınarak, kulübe zemini yerden mümkün olduğu kadar yukarıda olmalıdır. Ayrıca alt zemine serilen ve düzenli olarak değiştirilen kalın dokumalı battaniyeler temin edilmelidir. Elektirikli ısıtıcılar yangına neden olabileceği için kullanılmamalıdır. Sokak Kıyafeti: Eğer köpeğiniz kısa tüylü ise, soğuk havalarda üşümesi kaçınılmazdır. Köpeğinize dış ortamda gezmesi için sıcak tutacak kazak veya benzer kıyafetler almalısınız. Eğer yeteri kadar kuru kıyafeti yoksa ıslanan giysileri onun vücut ısısını hemen düşürecektir. Bazı köpek sahipleri petleri için ayakkabı tercih etmektedirler. Bu tarz ürünlerde ise uygun numarayı kullanmanız gerekmektedir. Biraz gürültü yapın: Sıcak bir araba motoru dışarıda yaşayan kediler için uygun bir yer gibi görünse de ölümcül sonuçlar doğurabilir. Arabanızı çalıştırmadan altına bakıp, ayrıca motoru çalıştırmadan korna çalarak içeride soğuktan saklanmış olabilecek otostopçu ufaklıkları saklandıkları yerden çıkartmaya çalışınız. Soğuk arabalara dikkat: Yazın sıcak havalarda aşırı ısınan arabalar onlar için ne kadar tehlikeli ise kışın motoru kapanan arabada o kadar soğuk ve tehlikelidir. Buzdolabı etkisi yapar ve içeride kalan petiniz buz keser. Daha önce bahsettiğimiz gibi yavru, zayıf, yaşlı, hasta veya soğuğa adaptasyon zorluğu çekecek bir sağlık durumu olan petlerinizi hiçbir zaman tek başına soğuk bir arabada bırakmayınız. Gerekli olmadıkça uzun araba yolculuklarında onları evinizden çıkartmayınız veya arabada yalnız bırakmayınız. Patilerini kontrol edin: Köpeğinizin patilerini soğuk hava kazalarına veya yaralanmalarına karşı sıkı sık kontrol edin. Çatlayan veya kanayan bir pati yürürken aniden şekillenen bir topallık, bir kaygan zeminden veya pati aralarına sıkışan bir buzdan kaynaklanmış olabilir. Pati aralarındaki tüyleri ayrıca temizleyerek bu tarz birikimlerin oluşmasına engel olabilirsiniz. Tasma ve Çip: Petlerin çoğu, yolların karla kaplandığı durumlarda, aşina olduğu kokuların buzlar altında kalması ile yollarını kaybetmektedirler. Dolayısı ile adres ve kimlik bilgilerini barındıran bir tasmaları veya varsa ideal olandır ki bilgileri güncel bir mikroçip, kaybolma durumunda kurtarıcı rol oynayacaktır. Kurulama: Yürüyüşten döndükten sonra köpeğinizin patileri bacakları ve alt karın bölgesi çeşitli kimyasallar, antifreeze gibi, yalaması durumunda toksik olacak maddelerle ıslanmış olabilir. Eve döndükten sonra patileri dahil tüm ıslak alanların yıkanması ve kurulanması bu tarz zehirlenmelerin önlenmesine yardımcı olacaktır. Bazı buz çözücüler petler için güvenli olup, bu tarz güvenliği olan ürünleri kullanmaya genel olarak özen gösterilmesi gerektiği de çevremizde bulunan komşularımıza hatırlatılmalıdır. Problemlerin farkına varılması: Eğer petiniz titriyor, ağlıyor endişeli bir tavırla dolaşıyor veya hareket etmesi yavaşlamış ve halsiz görünüyorsa veya sıcak yer bulmak için toprağı eşeliyorsa hemen içeriye alınmalıdır çünkü hipotermiye girdiğinin belirtileri şekillenmiştir. Donma olaylarını fark etmek her zaman erken dönemde mümkün değildir ve maalesef 3-4 gün sonra organ hasarı oluştuktan sonra anlaşılabilir. Böyle bir durumdan şüpheleniyorsanız hemen veteriner hekiminize danışmalısınız. İyi beslenme: Kış ayları boyunca petinizin sağlıklı kiloda olması önemlidir. Bazı hayvan sahipleri fazla kiloların soğuk aylar için ideal olduğunu düşünse de, fazla kiloların genel olarak sağlık sorunlarına yol açtığını unutulmamalıdır. Petinizin ideal kilosunu bilmeli ve kilosunu sağlıklı olabileceği seviyede tutmaya özen göstermelisiniz. Veteriner hekiminizle konuşmalı ve soğuk hava şartlarında enerjisi yüksek gıdalar hakkında bilgi almalısınız. Hepinize sağlıklı günler dileriz. photo credits: independent.co.uk | westernwildlife.org | petradioshow.com | huntindawg.com | doggysdigest.com | breedingbusiness.com | bopvets.com | cdc.gov | mattmeadmpls.com
Ozon Terapisi Ozon ve diğer oksijen terapileri, 100 yılı aşkın bir süredir insan ve hayvan tedavilerinde kullanılmaktadır. Bilimadamlarının, vücuttaki yüksek oksijen seviyesinin olumlu etkilerini farketmesi üzerine, bu terapilerin popülerliği gittikçe artmaya başlamıştır. Günümüzde, hedeflenen dokulara kolay çözülebilir oksijen taşıyan hiperbarik tedavi ve ozon terapilerinin; her türlü zarar görmüş ve iltihaplanmış dokunun varolduğu durumlarda, virüs, mantar ve bakterilerin yok etmede ve genel sağlık durumunun iyileşmesinde etkili olduğu kanıtlanmıştır. Medikal alandaki kullanımının yanısıra ozon; hayvancılık, su tankları, büyükbaş embriyo transferi, yüzme havuzları, spa ve dünya genelinde 2000'den fazla belediyenin su arıtma sistemlerinde de kullanılan önemli bir dezenfektandır. Nasıl Çalışır? En basit anlatımla; ozon (O3), 3 oksijen atomundan oluşur. Doku ile etkileşime girdiğinde ise, bildiğimiz 2 oksijen atomlu oksijene (O2) dönüşür, ve açığa çıkan 1 oksijen molekülü de, dokudaki diğer moleküller ve kimyasallarla birleşir. Bu, şu açıdan önemlidir; birçok mikroorganizma ve kanser hücreleri, kendi yaşam döngülerinin bir döneminde, eğer zengin oksijenli ortama rastlarlarsa yokolurlar. Yani sağlıklı hücreler, oksijenden zengin bir ortama gereksinim duyarlar. Medikal ozon; medikal oksijenin, ozon jeneratörü tarafından elektriksel olarak uyarılması ile elde edilir ve 1870'li yıllardan beri medikal ve naturopatik tıp alanlarında kullanılmaktadır. (Naturopatik: homeopati, akupunktur gibi diyet ve yaşam tarzı danışmanlığı da dahil olmak üzere sağlık alanındaki "doğal" yaklaşımları, geniş bir yelpazede barındıran alternatif tıbbın bir formudur.) Doğru kullanıldığında hiçbir yan etkisi olmayan bu son derece güvenli terapi yöntemi genel olarak; iltihapları azaltmak, bağışıklık sistemini harekete geçirmek, bakteri, virüs, mantar ve mikroorganizmaları etkisiz hale getirmek gibi birçok açıdan etkilidir. Tedavi Protokolü Nedir? Şu unutulmamalıdır ki, tek başına ozon terapisi mucizevi bir yöntem ya da ilaç kesinlikle değildir. Daha çok, hastanın iyileşmesinde destek sağlayan destekleyici tedavi yöntemidir. Ozon terapisi, uygulanan geleneksel tedavilerin yanına ek olarak uygulandığı zaman en iyi sonucu verecektir. Çünkü sonuç olarak, vücudun iyileşmesi görevini gerçekleştirmesi gereken yapı, bağışıklık sisteminin kendisidir. Ozon tedavisi, sadece hekim kontrolünde ve medikal ozon cihazlarıyla yapılmaktadır. Kullanılacak ozon tedavisinin sayı, sıklığı ve yöntemi; hastalığa göre değişir. Tedavi planı, evcil hayvanınızın özel tıbbi durumuna bağlı olarak, bireysel olarak belirlenecektir. Hangi durumlarda ozon terapisinden yaralanılabilir? Her türlü viral enfeksiyonda (FeLV Lösemi, FIV, FIP, Herpes, Parvovirus vb.) Her türlü bakteriyel enfeksiyonda (Lyme hastalığı, Toksoplazma/Toxoplasmosis, Stafilokok/Staphylococcus enfeksiyonları vb.) Her türlü mantar enfeksiyonunda (Candida, Ringworm vb.) Kanser tedavisinde ve önleyici olarak Detoksifikasyon için veya çevresel hipersenstivite (aşırı duyarlılık) olgularında Artrit ve dejeneratif (zarar görmüş) eklem hastalıklarında Otoimmun (bağışıklık sistemi) bozukluklarında Deri yaralanmaları veya yanıklarında Üst solunum yolu, üriner sistem hastalıkları veya dolaşım yetersizliklerinde Kafa travmaları, omurilikte oluşan enfeksiyonlar, nörolojik hastalıklarda Ağız ve dişlerde oluşan yaralarda, diş apselerinde Kulak veya gözlerdeki alerjik tepki veya enfeksiyonlarda Mide veya bağırsak problemlerinde Ağrının kontrolü ve azaltılmasında Vücudun oksijen gereksimini arttıran diğer tedavi yöntemlerinde Kliniğimizde ozon terapisi, uygun görülen hastalarımızda tedavide destekleyici olarak başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
İlkbaharın gelmesi ile açılan alerji sezonu sadece biz insanları değil, minik dostlarımızı da etkilemektedir. Özellikle köpeklerde alerjiyi tetikleyen mekanizmalar ile insanlardaki alerjileri başlatan sebepler hemen hemen birbiri ile aynıdır. Oldukça karmaşık bir mekanizma ile oluşan bu durumu daha basit bir şekilde ifade etmek gerekirse; konuya "alerjen" tanımı ile başlamak gerekir. Alerjenler, bağışıklık sistemi tarafından "yabancı" olarak algılanan maddelerdir. Alerjik reaksiyonlar ise, bu ve benzeri maddelere karşı gelişen yanıtlardır. Polenler, küfler, akarlar, pire ve gıda olarak alınan maddelerden özellikle proteinler; alerjik reaksiyonlara neden olabilirler. Köpeklerdeki alerjiler kendilerini daha çok deride yangı ve irritasyon olarak belli ederler ve "alerjik dermatitis" olarak adlandırılırlar. Şiddeti değişken kaşıntı belirgindir. Köpekler kaşıntı hissiyle başedebilmek için vücutlarında bazı yerleri ısırıp yalarlar veya arka ayakları ile ulaşabildikleri yerleri kaşırlar. Ayrıca vücutlarını halı veya mobilya kenarlarına sürterek rahatlamaya çalışırlar. Bu şekilde devam eden kaşıntı ve kaşıma döngüsü sonucu deri yangılanır ve dokunulduğu zaman ağrı ve hassasiyet oluşur. Tüylerde dökülme, hot spot (sulu kızarık lezyonlar), kabuklu veya açık yaralar oluşur. Diğer alerjik belirtiler arasında kulak enfeksiyonları, hapşırık, göz yaşı-burun akıntısı ayrıca genel olarak ciltte kızarıklık vardır. Köpeğinizdeki alerjiye nasıl başa çıkabilirsiniz? Köpeğinizin bir an önce rahatlatılması ve kaşıntı hissinin azaltılması gerekir. Derisinde biriken çevresel alerjenleri uzaklaştırmak için sık olarak hypoallerjik veya özellikle yangılı deri ve kaşıntılı deri için yaralı olacak şampuanlarla yıkama yapılmalıdır. Köpeğinizin patileri dışarıdan evin içine girerken mutlaka yıkanmalıdır. Köpeğinizin kaldığı oda ve yatak, sık olarak toksik olmayan temizleyicilerle temizlenip, makinalanmalıdır. Alerjiler, immun (bağışıklık) sisteminin geliştirdiği anormal bir tepkiden kaynaklandığı için immun sistemin optimum seviyede fonkisyonunu koruması gerekmektedir. Dolayısıyla bu köpeklerin rutin aşıları ve ilaçları, özel olarak veteriner hekimle yapılacak konsultasyona göre ertelenebilir veya iptal edilebilir. Ayrıca bu köpeklerin beslenmesi ve ne yediği son derece önemli olup, özel bir diyetle beslenmesi de gerekmektedir. Alerjiler, bu tarz önlemlerin yanı sıra; veteriner hekim tarafından uygun görülen medikal tedaviler ile rahatlıkla kontrol altına alınmaktadır.
Yavru Köpek Bakımı: Ailenizin bir ferdi olarak kabul ettiğiniz yavru köpeğinizin hayatının bu çok önemli ilk ayları için PetVet veteriner kliniği koruyucu sağlık hekimliği danışmanlığı ve hizmeti vermekte olup, yavru köpeğinizin sağlıklı bir erişkin olmasını hedeflemektedir. Yavru köpek programı neleri kapsamaktadır? Yavru köpeğinizin evinize girmeden önce muayenesi yapılır ve her şey normalse 3-4 hafta aralıklarla yapılan muayenelerle yavrunun fiziki ve davranışsal gelişimleri takip edilir. Aşılama programı DH (L) PP- ilk aşı 6-8 haftalık yaşta yapılmalı ondan sonraki aşılamalar 3’er hafta aralıklarla devam ederek köpeğiniz 16 haftalık olduğunda tamamlanmalıdır. Bordetalla aşısı 12 haftalık yaşta yapılır. Kuduz aşısı 16 haftalık yaşta yapılır. İki defa iç parazit ilaçlaması yapılır. Fecal test (dışkı muayenesi) yapılır. Aşılamalar: Köpeğinizin viral hastalıklara karşı bağışıklığının yani korunmasının yüksek ve tam olarak sağlanabilmesi için aşıların 6-8 haftalıktan itibaren seriler halinde 3 er haftalık aralarla 16 haftalık oluncaya kadar tamamlanması gerekmektedir. Bebeklik dönemi aşılarının tamamlanmasının ardından DHPPİ-L ( distemper, parva, leptospria, hepatit ve parainfluenza ) aşısı ile bordotella (kennel cough) aşısı senede bir kez yapılmalıdır. Kuduz aşısının yapılması ise yasal zorunluluk olduğu için her yıl yapılmalıdır. Anti-paraziter Sağaltım: Köpeğinizin kilosuna göre verilen geniş spektrumlu antiparaziter ilaçlar ile kancalı kurtlar, kamçılı kurtlar, sestodlar ve askaritlerin hepsi temizlenmektedir. Fekal Muayene: Köpeğinizin taze dışkısı (4 saatten fazla beklememiş olmalıdır) birden fazla yöntemle muayene edilerek yukarda bahsedilen parazitlerin yanı sıra olası diğer bağırsak protozolarına karşı muayene edilir. Pire ve kene koruması: Pire, kene ve diğer dış parazitlere karşı köpeğimizi ve kendimizi koruyabilmek için bütün bir yıl boyunca düzenli olarak topikal ilaçlamaların yapılması sağlanmakta ve önerilmektedir. Kısırlaştırma: Yavru köpeklerimizin 4-6 aylık dönemde kısırlaştırılması önerilmekte olup, yasalar gereği mikrochip uygulaması hakkında bilgi ve hizmet sunulmaktadır.
Petinize yapılan aşılamalardan sonra bazı hafif yan etkilerin aşılamadan hemen sonraki saatlerde ortaya çıkabilme olasılığı hiç de az değildir. Ancak bu yan etkiler iki günden fazla sürerse veya hayvanınız belirgin bir şekilde rahatsızlık gösteriyorsa mutlaka veteriner hekiminize başvurmanız gerekmektedir. Aşı bölgesinde yer alan şişlik ve ağrı Hafif ateş İştah veya aktivitede azalma Hapşırma, orta derecede öksürük veya diğer solunum yollarına ilişkin belirtiler (burun içi yapılan aşılardan sonra görülebilir) Daha ciddi olabilen ve daha az rastlanan diğer yan etkiler ise örneğin alerjik reaksiyonlar aşılamadan dakika-lar veya saatler sonra şekillenebilir Bu reaksiyonlar hayati risk oluşturabilir ve medikal aciliyet gösterebilir. Eğer aşağıdaki belirtiler şekillenirse mutlaka medikal müdahale gerekmektedir. Devam eden kusma ve ishal Kaşıntılı ve kabarmış bir deri Yüzde, gözlerde boyunda şişme Ciddi öksürük krizleri ve solumada güçlük Kollaps Aşılamadan sonra aşı yapılan bölgede deri altında sert yuvarlak bir şişlik olması normaldir. Bu şişlik bir iki hafta içinde kendiliğinden kaybolacaktır. Ancak üç haftadan fazla sürede kalan ve gittikçe büyüyen şişliklerde veteriner hekiminize danışmanız gerekmektedir. Eğer petiniz daha önce bir aşıya benzer alerjik bir reaksiyon göstermişse mutlaka bunu aşı öncesi belirtiniz ve eğer bir şüphe varsa aşılamadan 30 –dakika kadar sonra evinize gidiniz.
1