Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz.
Onceki
Kapat
Bekleyiniz, resim yukleniyor...
Sonraki
Sonraki
PetVet
Pzt - Ct  09:30 - 20:00
Pazar  10:00 - 18:00
Yaz mevsiminin geldiği şu günlerde birçok hayvan sahibi camlarını açarak dışardaki güzel havanın tadını çıkartmaktadır. Ancak bu şekilde seyreden sıcak havalar maalesef ev kedilerinin yaşamını riske atmaktadırlar. Korumasız pencereler, açık/yarı açık (vasistas) bırakılan pencereler ve veya balkonlardan düşen kediler veteriner hekimlikte sık karşılaşılan ve "Yüksekten Düşme Sendromu" olarak adlandırılan ciddi bir sağlık sorununun ana yüklenicisidirler. Yaz süresince veteriner kliniklerine haftada ortalama 3-5 yüksekten düşme vakası geldiği söylenebilir. Yüksekten düşme hakkında kısa hatırlatmalar yaparsak; Kedilerin çok yüksek hayatta kalma iç güdüleri vardır. Bilerek yüksek alanlardan atlamazlar ve genellikle kazara pencere, teras ve balkonlardan düşerler. İyi bir avcı olan kedilerin olası avlarına karşı yüksek oranda konsantrasyon gösterme güdüleri vardır. İstedikleri zaman olası ava dikkatlerini tamamen verirler. Bu sırada başka bir kuş veya diğer bir hayvan kolayca dikkatlerini bozabilir, bu da dengelerini kaybetmelerine sebep olur. Genellikle yüksek yerlerde oturmaktan korkmayan ve yükseklerde bulunmaktan hoşlandıkları bilinen kediler, maalesef bazen kendilerini düşmekten koruyamazlar. Tırnakları ile ağaç vs gibi yüzeylere tırmanış sırasında tutunabilirlerken, düz zeminlerde bu mümkün olmaz. Kediler yüksekten düştükleri zaman tam olarak dümdüz ayaklarının üzerlerine düşmezler. Aksine ayakları biraz yanlara açılarak düşerler. Bu da, daha çok ciddi biçimde kalça ve kafa yaralanmalarına neden olur. Yine yanlış bilinen bir inanışla, kedilerin bir iki katlı yerlerden düştükleri zaman yüksek yerlerden düşenlere nazaran, kazayı yaralanmadan atlatacaklarının sanılmasıdır. Oysa kısa mesafelerden düşerken kediler, kendi vücut dengelerini düzgün basarak düşmek amacıyla kuramazlar. Mesafesi az katlı binalardan düşmek, onlara dengelerini kurmak için gerekli zamanı veremez. Yüksekten düşen bir kediyi, düştüğü yerden kalkabilirse, yol kenarlarında caddelerde sersem bir halde gezinirken görebilirsiniz. Tanımadıkları çevrede yaralı olarak gezinen bu kedileri de en kısa sürede bir veteriner hekim muayenehane veya hastanesi ulaştırmamız gerekmektedir. Yüksekten düşen kedilerin kol bacak gibi iskelet sistemi hasarlarının yanı sıra, yumuşak dokularında, çenelerinde, iç organlarında ciddi anlamda yaralanma, yırtılma ve kanama riski vardır. Yapılan tetkiklerle (röntgen ve kan tahlilleri ile) hangi organlarda hasar oluştuğu tespit edilir ve uygun tedaviler ile yaşam hakları korunmaya çalışılır. İlk 72 saat ve sonraki 10 gün mutlaka dikkatli izlenmesi gereken sürelerdir. Hepinize Sağlıklı ve Güvenli bir Yaz Geçirmeniz Dileği ile Sevgilerimizi İletiyoruz.
Acaba Kediler Herhangi bir Klinik Belirti Göstermeden Mantar Taşıyıcısı Olabilirler mi? Halk arasında mantar olarak adlandırılan dermatofitosiz; deri, kıl kökleri ve tırnaklarda sık görülen bir enfeksiyon olup, hayvanlar ve insanlar arasında oldukça hızlı seyreden bulaşmalara neden olur. Yaşlı ve yavru kediler ile, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler risk altındadır. Mantar enfeksiyonu genel olarak yüz, kafa veya kuyruk bölgesinde tüy dökülmesi ile kendisini gösterir. Kaşıntı bazı olgularda vardır, ancak tipik bir bulgu değildir. Yangılı, kuru, kepekli ve kabuklu lezyonlar kimi durumda fark edilebilir olsa da, kimi zaman bu lezyonların hiçbirisi belirgin olmayabilir. Bazı orta dereceli vakalardaki belirtiler, mite (akar) enfeksiyonuna benzeyebilir. Uzun tüylü kedilerde belirgin bir şikayet olmasa da, etkeni taşıyan kedi bulaştırıcı rol oynayabilir. Yavru kedilerde erken dönemdeki klinik belirtiler; yüz, kulaklar ve patilerde başlayabilir. Kedilerin yalanma alışkanlıkları ile de enfeksiyon, tüm vücuda hızlıca yayılabilir. Fungusların bazı türleri toprakta yaşamasına rağmen, toprağın eşelenmesi, üzerinde yürünmesi vb ile bulaşabildiğinden, insan ve hayvanlar için enfeksiyon kaynağı olma riskini barındırmaktadırlar. Hayvanın üzerinde bulunan mantar; onun yatağını, fırçalarını, oyuncaklarını yani çevresini de kontamine eder (bulaşıp yayılır). Yapılan çalışmalarda mantar sporlarının 18-24 ay boyunca bu ortamlarda canlı kaldığı görülmüştür. Mantar sağlıklı deriyi enfekte eder. Ancak eğer deri üzerinde kaşıntılardan dolayı oluşan çizik ve yaralanma varsa, bu yüzeyleri daha çabuk enfekte ederler. Kedilerin tüylerine bulaştığında öncelikle tüy kökünü zayıflatır ve dökülmelere neden olur. İlerleyen zamanlarda geniş alopesik (tüysüz) alanlar oluşur. İleri derece enfeksiyonlarda ise deride geniş alanlarda yangı, kepeklenme ve kabuklanmalar da şekilenir. Eğer tırnaklar enfekte olursa, kolay kırılan ve deforme, şekli bozulmuş tırnak yapıları şekillenir. Nasıl tedavi edilir? Şüpheli durumlarda deriden kazıntılar ve örnekler alınarak tüy ve kıllar mikroskop altında incelenir; mantar sporları aranır, mantar kültürü yapılabilir veya Wood’s lambası ile UV ışığı altında inceleme yapılır. Bazı mantar türleri UV ışığı altında elma yeşili rengi olarak adlandırılan renkte parlarlar. Ancak atlanılmaması gereken önemli nokta, bu patojen mantar etkenlerinin sadece bir kısmı UV altında renk değişimi yapar. Diğer türlerle enfeksiyonda ise renk oluşumu görülmez. Sonuçta Wood's lambası ile teşhiste pozitif sonuç alınması mümkün iken, negatif sonuçlar mantarın olmadığı anlamına gelmez. Eğer fungal kültürü yapıldı ise, burada oluşan üremeler dikkatli bir şekilde incelenerek teşhis konulabilir. Teşhisin temel kriteri, mantar kültürü yapılmasıdır. Eğer evde beslenen birden fazla hayvan varsa, hepsinin kültür yapılarak enfeksiyon açısından incelenmesi gerekmektedir. Sağlıklı kedide mantar enfeksiyonu kendi kendine 6 ay gibi bir sürede iyileşebilirken, yapılan tedavi ile süreç oldukça kısalır. Topikal (bölgesel) olarak uygulanan ve türe uygun şampuanlar, banyolar ve/veya kremlerle orta dereceli lezyonlar tedavi edilebilirken; çok yaygın ve metabolik sorunu nedeniyle bölgesel tedavinin yeterli olamayacağı vakalarda sistemik ilaçlar veteriner hekim tarafından birarada kullanılabilir. Tedavi ortalama 6 hafta kadar sürebilirken, bazı vakalarda daha uzun sürelerde bile enfeksiyonun tamamen atlatılmadığı da görülebilir. Bu durum tamamen, "hangi hayvanın, hangi mantar türü ile, ne kadar enfekte olduğuna" bağlıdır. Mantar kültür sonuçlarının negatif olarak adlandırılması için, gerekli bekleme süresinin 30 gün olduğu düşünüldüğünde, bu sonuç alınana kadar tedaviye devam edilmesi gerekliliği açıktır. Evdeki kontamine alanlarda mantar sporlarının 18- 24 ay arası canlılığını koruduğu bilindiği için, evin ve çevrenin düzenli olarak temizlenmesi ve elektrik süpürgesi ile makinelenmesi; mantar sporlarıyla tekrarlayan enfeksiyonlardan ev halkını ve petleri koruyabilmek için önemlidir. Süpürge torbası bekletilmeden dışarıya çöpe boşaltılmalı ve temizlenebilen yüzeyler çamaşır suyu ile (1:10 oranında sulandırılarak) silinmelidir. Hayvan sahibinin el hijyenine dikkat etmesi ve kedisinin veya köpeğinin tüyleri ile temas etmiş kıyafetlerini uygun biçimde temizlemesi de unutulmaması gereken korunma yöntemlerinin arasında sayılmaktadır.
Kedinizin hangi aşıya ihtiyacı olduğunu anlamanız için, aşılama prosedürlerini ve immunizasyon (bağışıklık) ile ilgili beklenen yararları ve olası riskleri bilmeniz gerekmektedir. Kediniz için hangi aşının gerekli ve uygun olduğuna, ancak bu bilgilere sahip olduktan sonra karar verilmesi önemlidir. Kedinizin yaşam şekli, çevre koşulları, sağlık geçmişi ve şimdiki sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar; verilecek kararı etkilemektedir. Kedim neden aşı olmak zorundadır? Bağışıklık sistemi kedinizin sağlığının korunmasında çok önemli bir konuma sahiptir. Bu kompleks sistemin en önemli işlevi; özel hücre ve moleküler yapılar ile kedinizi virüs, bakteri ve diğer parazit ve organizmalardan kaynaklanan enfeksiyonlardan korumaktır. Aşılar; kedinizin bağışıklık sisteminin belli bazı hastalık etkenleri ile karşı karşıya kaldığı durumlarda, bu etkenlere karşı savaşa hazır olmasına yardımcı olur. Aşılar, antijen içerirler. Antijenler hastalık etkenine benzese de hastalık yapma kabiliyetleri yoktur. Aşı yapıldığında kedinizin bağışıklık sistemi koruyucu bir cevap geliştirir ve kediniz bu hastalık etkenlerine bir şekilde maruz kaldığında bağışıklık sistemi; ya enfeksiyondan kedinizi koruyacak ya da hastalığı hafif geçirmesine yardımcı olacaktır. Aşılar bulaşıcı hastalıkların kontrolünde önemli rol oynasalar da birçoğu istenilen seviyede bağışıklık oluşturmaz veya oluşan yanıt her kedide aynı seviyede olmayabilir. Dolayısı ile aşılı olsa bile kedinizi bulaşıcı hastalığı kapabilecek çevrelerden uzak tutmalısınız. Yavru kedilere neden seri aşılamalar yapılır? Yavru kediler doğumdan sonraki ilk saatlerde annelerinden emdikleri sütten geçen (maternal) antikorlar (koruyucular) sayesinde kendi bağışıklık sistemleri gelişene kadar korunurlar. Ancak bu pasif antikorlar doğumdan sonraki haftalarda azalarak kaybolurlar ve yavru kedi enfeksiyonlara açık hale gelir. Aşılamalar başladığında eğer maternal antikorlar halen yavru kedide yüksek seviyede bulunuyorsa yapılan aşılarla maternal antikorlar çarpışırlar ve bağışıklık siteminin doğru bir şekilde aşıdan yararlanmasını engelleyebilirler. Yani aslında her yapılan aşı koruma sağlayamayabilir. Dolayısı ile ilk aşılamalar, yavru kediler 6 ila 8 haftalık iken, 3-4’er hafta aralarla maternal antikor seviyesi azalana kadar yapılır. Bazı kedilerde maternal antikorların 12 haftalık olana kadar kanda bulunduğu bildirilmiştir. Aşılama başlarken eğer kediniz için uygun ve güvenli ortam varsa, maternal antikorların azalacağı dönem sonuna kadar aşılama ertelenebilir. Zorunlu olarak yapılması gereken aşılar nelerdir? Uluslararası Veteriner Hekimler Birliği (WSAVA) tarafından yayınlanan aşılama klavuzunda kediler için yapılan aşılar iki kategoriye ayrılarak önerilerde bulunulmuştur. Core/Non-Core (yapılması zorunlu olan ve zorunlu olmayan) aşılar. Core aşılar tüm kediler için gerekli olan ve hayati önem taşıyan aşılardır: Karma aşı; Panleukopeni (kedi gençlik/distemper), Calicivirus, Herpes virus içeren aşılar ve kuduz aşısı. Non-core aşılar ise kedinin yaşam şartları göz önünde bulundurularak yapılması gereken aşılardır. Bu aşılar ise; Kedi Leukemia Virüsü (FeLV), Bordotella, Chlamydophilafelis ve Feline Immunodeficiency Virüs (FIV) aşısıdır. Veteriner hekiminiz hangi aşının yapılacağına; kedinizin yaşı, yaşam şartları ve sağlık durumuna göre karar vermelidir. Kedim ne kadar sıklıkla aşılanmalıdır? Hekiminiz; aşılama programını ve sıklığını kedinizin yaşı, sağlık durumu çevre ve yaşam şekline bağlı olarak programlayacaktır. Kedinizin aşıya ihtiyacı olup olmadığı, mevcut aşıların yeterli koruma sağlayıp sağlamadığı veya özel bir sağlık sorunu olan kedinizin yıllık aşılarının yapılmaması veya ertelenmesi durumunda bu karardan onun nasıl etkileneceğini ancak daha önce yapılan aşıların antikor titre seviyeleri (yani koruyuculuk seviyesi) ölçerek anlaşılabilir. WSAVA ve BSAVA gibi kuruluşlarca yayınlanan aşılama kılavuzlarında antikor seviyesi ölçümleri ayrıntılı olarak açıklanmakta ve Feline Vaccicheck Antikor Eliza Testi ile bu titre ölçümlerinin yapılması ve uygun durumdaki kedilere aşı yapılması önerilmiştir. Kliniğimizde aşı programları yukarıda özetlenen bilgiler ışığı altında; kedinizin yaşadığı ortam, yaşı ve sağlık durumu göz önüne alınarak uygulanmaktadır.
Soğuk havanın, kedi ve köpekler üzrindeki olumsuz etkilerini biliyor olabilirsiniz, ancak sıcak hava da aynı şekilde tehlikelidir. Havanın size çok sıcak gibi gelmediği günlerde bile. Riskleri bilip hazırlıklı olmak, evcil hayvanınızı güvende tutacaktır. Hazırlıklı Olun: Veteriner Hekiminizle sıcak havanın yaratabileceği riskler (ve eğer evcil hayvanınızla bir seyahat planınız var ise bu konu) hakkında görüşün. Evcil hayvanınızın her daim, sınırsız taze suya erişiminin olduğundan; ve eğer dışarıdaysa, mutlaka gölgelik bir alana erişebildiğinden emin olun. Pire, kene ve sineklerden geçen (sivrisinek, kumsinegi) kalp kurdu leishmaniasis ve diğer ölümcül kan parazitlerinden kedinizi ve köpeğinizi korumak için uygun reçeteli tasma ve damla kullanın. Veteriner Hekiminize, sıcak çarpması belirtilerini nasıl anlayacağınızı danışın. Evcil Hayvanınızı Evde Bırakın Mümkün olduğunca, siz dışarıya çıktığınızda evcil hayvanınızı evde bırakın. Evcil hayvanınızın konforu için ev içerisinde farklı sıcaklıklarda alanlar sağlayın Bir evcil hayvanı, gölgede ve/veya pencereleri aralık olsa bile asla araç içinde bırakmayın. Hava sıcaklığı çok yüksek olmasa bile, araç içleri çok hızlı şekilde ölümcül sıcaklıklara ulaşabilir. Geçen Süreye göre Araç içi Sıcaklığı (*): Geçen Süre Hava Sıcaklığı (C) - (Araç Dışı) 21 24 26 29 32 35 0 dakika 21 24 26 29 32 35 10 dakika 32 34 37 40 43 45 20 dakika 37 40 43 45 48 51 30 dakika 40 43 45 48 51 54 40 dakika 42 45 48 50 53 56 50 dakika 44 47 49 52 55 58 60 dakika 45 48 50 53 56 59 1 saat > 47 49 52 54 57 60 * San Francisco Üniversitesi'nin yayınıdır. Onlara Konforlu bir Ortam Sunun Eğer dışarısı sizin için sıcaksa, onlar için çok daha sıcaktır Beraber gerçekleştireceğiniz yürüyüş, koşu veya bisiklet turlarını havanın serin olduğu saatlere bırakın Köpeğinizi, patilerini yakabilecek asfalt gibi sıcak yüzeylerden uzak tutun Veteriner hekiminize, köpeğinizi sıcak havadan korumak için güneşten koruyucu sprey önerip önermediğini danışın Köpeğinizle Birlikte Egzersiz Yapmak Veteriner hekiminize, köpeğiniz için bir egzersiz planı başlatmadan önce danışın. Kilolu köpekler ve kısa burunlu köpek ırkları sıcak havalardaki egzersizlere karşı daha yüksek risk altındadır. Özellikle hava sıcaklığının yüksek olduğu saat dilimlerinde, asla köpeğinizle yürüyüş, koşu veya bisiklet turlarını gerçekleştirmeyin Sık sık mola verin Hem kendiniz için hem de evcil hayvanınız için her zaman yanınızda yeterli su bulundurun Sıcak Çarpmasının Belirtileri Eğer bu belirtilerden herhangi birini görürseniz derhal tıbbi destek alın: Kaygı, gerginlik Nefes alma hızında artış Huzursuzluk Salya salgılamada artış Ruh halinde istikrarsızlık, değişkenlik Normal dışı dişeti ve dil rengi Bayılma
Kedi ve köpeklerin yaz aylarında sıcak araba içinde bırakmanın, ısı çarpmalarının ne kadar tehlikeli olduğu aşağı yukarı herkes tarafından bilinirken soğuk hava şartlarının da petlerin sağlığı için tehlike doğurabileceği unutulmamalıdır. PetVet olarak havaların iyice soğumaya başladığı bu mevsimde size bazı önerilerde bulunmak istiyoruz; Kış check-up’ı: Senede bir kez rutin olarak petlerinizi check-up’tan geçirmeniz önerilmekte iken, özellikle sert kış aylarına girmeden bu kontrolü yaptırmanın tam zamanı olduğunu hatırlatmak isteriz. Mevsim değişikliği ve soğuk havanın da etkisi ile bazı medikal sorunlar, örneğin artritler (eklem ağrıları) daha da kötüleşir. Dolayısı ile petinizin kışa hazır ve sağlıklı olarak girdiğinden emin olmalısınız. Dayanıklılık limitlerine dikkat: İnsanlar gibi petlerin de soğuğa karşı dayanıklılıkları farklıdır. Tüylerinin yapısı, vücuttaki yağ oranı, aktivite seviyeleri ve genel sağlıkları; onların tolerans seviyesini belirler. Çok soğuk havalarda sizin ve köpeğinizin soğuk havadan kaynaklanan sağlık problemlerinden korunabilmeniz için yürüyüş sürelerinizi bazen kısaltmanız gerekebilir. Artrit problemi olan yaşlı hayvanlar, soğukta ve karda daha zor yürürler ve kayma ve düşmeye daha yatkındırlar. Uzun ve kalın tüy yapısına sahip köpekler soğuk havaya nispeten daha dayanıklı iken, yine de çok soğuk onlar için de tehlikelidir. Kısa tüylü köpekler daha az korunaklı oldukları için soğuğu daha çabuk hissederlerken, kısa bacaklı köpekler de daha çabuk soğuktan etkilenirler çünkü vücutları ve karınları karla kaplı yere daha yakındır. Şeker, kalp ve böbrek hastası olan veya hormonal dengesizliği olan (örneğin cushing hastası) petler vücut ısılarını ayarlamakta daha fazla zorlanırlar. Çok düşük dereceler onlar için tehlikelidir. Yine aynı sorunla çok genç veya yaşlı hayvanlar da karşı karşıyadır. Petlerinizin normal vücut ısılarını ve limitlerini bilmelisiniz. Eğer bilmiyorsanız lütfen veteriner hekiminize danışınız. İçeride kalmalılar: Kedi ve köpekler soğuk kış günlerinde içeride kalmalıdırlar. Yaygın ama yanlış olan bir inanış, onların soğuğa dayanıklı olduklarını ve kürklerinden dolayı üşümediklerini söyler, ama bu doğru değildir. Tıpkı insanlar gibi kedi ve köpekler de donmaya ve hipotermiye maruz kalırlar, dolayısı ile soğuk havalarda içeride tutulmaları gerekir. Uzun ve kalın tüylü köpekler (örneğin Huskyler) soğuk iklime daha fazla dayanıklı olsalar da havanın eksileri gösterdiği zamanlarda onlar da uzun süreler dışarıda bırakılmamalıdırlar. Zehirlenmelere dikkat: Çok ufak bir antifreeze damlası bile petiniz için öldürücü olabilir. Bir damla bile olsa etrafa saçılan bu maddelerin hemen temizlenmesi gerekmektedir. Ayrıca petinizin ilaç kutularına, ev temizlik ürünlerine, potansiyel olarak zehirli olabilecek toksik gıdalara örneğin soğan, tatlandırıcılar (xylitol) ve çikolataya da ulaşamamasına dikkat ediniz. Seçenekler sunmalısınız: Aynı insanlar gibi petleriniz de konforlu bir uyku alanına ve ısı değişimine dayanıklı, ılık yerlere ihtiyaç duyarlar. Onların bu ihtiyaçlarına cevap verecek uygun alanlar temin etmelisiniz. Kulübe temini: Hiçbir zaman soğuk havalarda köpeklerin uzun sürelerde dışarıda bırakılmasını tavsiye etmiyoruz. Ancak kış aylarında petinizi içeride tutmanıza imkan yoksa, ona soğuktan korunması için ılık bir ortam sağlayacak rüzgardan korunaklı bir barınak temin etmeniz gerekmektedir. Kulübede donmaya karşı önlem alınarak, kulübe zemini yerden mümkün olduğu kadar yukarıda olmalıdır. Ayrıca alt zemine serilen ve düzenli olarak değiştirilen kalın dokumalı battaniyeler temin edilmelidir. Elektirikli ısıtıcılar yangına neden olabileceği için kullanılmamalıdır. Sokak Kıyafeti: Eğer köpeğiniz kısa tüylü ise, soğuk havalarda üşümesi kaçınılmazdır. Köpeğinize dış ortamda gezmesi için sıcak tutacak kazak veya benzer kıyafetler almalısınız. Eğer yeteri kadar kuru kıyafeti yoksa ıslanan giysileri onun vücut ısısını hemen düşürecektir. Bazı köpek sahipleri petleri için ayakkabı tercih etmektedirler. Bu tarz ürünlerde ise uygun numarayı kullanmanız gerekmektedir. Biraz gürültü yapın: Sıcak bir araba motoru dışarıda yaşayan kediler için uygun bir yer gibi görünse de ölümcül sonuçlar doğurabilir. Arabanızı çalıştırmadan altına bakıp, ayrıca motoru çalıştırmadan korna çalarak içeride soğuktan saklanmış olabilecek otostopçu ufaklıkları saklandıkları yerden çıkartmaya çalışınız. Soğuk arabalara dikkat: Yazın sıcak havalarda aşırı ısınan arabalar onlar için ne kadar tehlikeli ise kışın motoru kapanan arabada o kadar soğuk ve tehlikelidir. Buzdolabı etkisi yapar ve içeride kalan petiniz buz keser. Daha önce bahsettiğimiz gibi yavru, zayıf, yaşlı, hasta veya soğuğa adaptasyon zorluğu çekecek bir sağlık durumu olan petlerinizi hiçbir zaman tek başına soğuk bir arabada bırakmayınız. Gerekli olmadıkça uzun araba yolculuklarında onları evinizden çıkartmayınız veya arabada yalnız bırakmayınız. Patilerini kontrol edin: Köpeğinizin patilerini soğuk hava kazalarına veya yaralanmalarına karşı sıkı sık kontrol edin. Çatlayan veya kanayan bir pati yürürken aniden şekillenen bir topallık, bir kaygan zeminden veya pati aralarına sıkışan bir buzdan kaynaklanmış olabilir. Pati aralarındaki tüyleri ayrıca temizleyerek bu tarz birikimlerin oluşmasına engel olabilirsiniz. Tasma ve Çip: Petlerin çoğu, yolların karla kaplandığı durumlarda, aşina olduğu kokuların buzlar altında kalması ile yollarını kaybetmektedirler. Dolayısı ile adres ve kimlik bilgilerini barındıran bir tasmaları veya varsa ideal olandır ki bilgileri güncel bir mikroçip, kaybolma durumunda kurtarıcı rol oynayacaktır. Kurulama: Yürüyüşten döndükten sonra köpeğinizin patileri bacakları ve alt karın bölgesi çeşitli kimyasallar, antifreeze gibi, yalaması durumunda toksik olacak maddelerle ıslanmış olabilir. Eve döndükten sonra patileri dahil tüm ıslak alanların yıkanması ve kurulanması bu tarz zehirlenmelerin önlenmesine yardımcı olacaktır. Bazı buz çözücüler petler için güvenli olup, bu tarz güvenliği olan ürünleri kullanmaya genel olarak özen gösterilmesi gerektiği de çevremizde bulunan komşularımıza hatırlatılmalıdır. Problemlerin farkına varılması: Eğer petiniz titriyor, ağlıyor endişeli bir tavırla dolaşıyor veya hareket etmesi yavaşlamış ve halsiz görünüyorsa veya sıcak yer bulmak için toprağı eşeliyorsa hemen içeriye alınmalıdır çünkü hipotermiye girdiğinin belirtileri şekillenmiştir. Donma olaylarını fark etmek her zaman erken dönemde mümkün değildir ve maalesef 3-4 gün sonra organ hasarı oluştuktan sonra anlaşılabilir. Böyle bir durumdan şüpheleniyorsanız hemen veteriner hekiminize danışmalısınız. İyi beslenme: Kış ayları boyunca petinizin sağlıklı kiloda olması önemlidir. Bazı hayvan sahipleri fazla kiloların soğuk aylar için ideal olduğunu düşünse de, fazla kiloların genel olarak sağlık sorunlarına yol açtığını unutulmamalıdır. Petinizin ideal kilosunu bilmeli ve kilosunu sağlıklı olabileceği seviyede tutmaya özen göstermelisiniz. Veteriner hekiminizle konuşmalı ve soğuk hava şartlarında enerjisi yüksek gıdalar hakkında bilgi almalısınız. Hepinize sağlıklı günler dileriz. photo credits: independent.co.uk | westernwildlife.org | petradioshow.com | huntindawg.com | doggysdigest.com | breedingbusiness.com | bopvets.com | cdc.gov | mattmeadmpls.com
Kedi Lösemi Virüsü (FeLV) kedilerde dünya çapında rastlanan çok ciddi bir viral enfeksiyondur. FeLV “onkornavirüs” (oncornavirus) olarak bilinen bir virüs grubunda yer alır ve bu virüslerle enfekte olan bireylerde tümör (kanser) gelişme olasılığı oldukça yüksektir. FeLV ile enfekte olan kedilerde; lenfoma (bir çeşit beyaz kan hücresi olan lenfositlerden köken alan kan kanseri), lösemi (kemik iliği kanseri) ve bazı diğer tümörler gelişebilmektedir. Bununla birlikte FeLV enfeksiyonunun diğer kötü etkileri arasında; bağışıklık sisteminin çok şiddetli olarak baskılanması ve/veya şiddetli anemi gelişimi mevcuttur. Genellikle kediler, tümör gelişiminden çok, bu komplikasyonlardan dolayı hayatlarını kaybetmektedirler. Ancak, etkili aşıların geliştirilmesi ve teşhisde kullanılan testler (enfekte olmuş kedileri tanımlamak için) ile viral enfeksiyonun görülme sıklığı büyük ölçüde azaltılsa da, FeLV kediler için halen önemini koruyan ciddi bir hastalıktır. FeLV nedir ve nasıl yayılır? Kedi lösemi virüsü (FeLV), onkornavirüs olarak bilinen bir gruptaki retrovirüs ailesine aittir. Onkornavirüsler, diğer etkilerinin yanı sıra kanser gelişimine sebep olan bir grup virüstür (bazıları insanları, diğerleri ise hayvanları etkiler). İlk olarak 1964’te keşfedilen FeLV, yalnızca kedilerde hastalığa sebep olur. FeLV; kedilerin hastalanması ve maalesef ölümünde önemli bir sebeptir. Kalıcı olarak virüsle enfekte olan kedilerde; anemi, bağışıklık sisteminin baskılanması veya kanser gibi çok sayıda ciddi hastalığın gelişme riski oldukça yüksektir. FeLV tanısı konulmuş enfekte kedilerin %80-90’ının 3-4 yıl içinde hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Kalıcı olarak virüsle enfekte olmuş bir kedinin salyasında çok sayıda virüs bulunur, potansiyel olarak dışkısında, idrarında ve sütünde de virüs bulunmakta olup; bu virüsler vücut sıvıları ile dışarı atılır. Ancak virüs oldukça zayıftır ve açık havada hiçbir zaman hayatta kalamaz. Hastalığın çoğunlukla uzun süreli sosyal temas yoluyla (birbirini yalama, virüsün ağız yoluyla alınmasını sağlayan yiyecek kapları ve tuvalet paylaşımı vb.) bulaştığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, virüs ısırma yoluyla da geçebilir. Veya, dişi kedi tamamen enfekte olmuşsa, kedinin doğurduğu kedilerin tümü de enfekte olur (bunun yanı sıra gebeliğin doğumdan önce sonlanması/resorbe olması da görülür). Genel olarak sağlıklı ev hayvanlarının %1-2’si FeLV ile enfekte olmuştur, ancak hasta kedilerde/sokak kedilerinde daha yaygın olarak görülür, ayrıca aktif erkek kedilerde de fazla yaygındır. FeLV enfeksiyonunun ardından gelen sonuçlar Kediler çoğunlukla ağız yoluyla ve virüsü yutarak enfekte olurlar. Virüs lokal olarak dokuda ürer ve hızla komşu lenfoid dokuya (bağışıklık sisteminin parçası) yayılır. Virüs, lenfosit ve monositler (bağışıklık sistemini oluşuran beyaz kan hücreleri) üzerinden vücuda, birkaç hafta içinde de kemik iliğine yayılır. Eğer virüs, kemik iliği hücrelerinde çoğalarak prodüktif enfeksiyon oluşturursa, kedi artık virüs ile kalıcı olarak enfekte olmuş olur. Virüse karşı bir bağışıklık (tepki) gelişecektir, ancak bu her zaman etkili bir cevap olmaz. Enfeksiyonun ardından çok sayıda hastalığın ortaya çıkması mümkündür; Bazı kediler, virüse maruz kaldıktan sonra virüsü tamamen ortadan kaldıracak etkili bir bağışıklık tepkisi geliştirebilirler. Enfeksiyon karşısında tamamen iyileşen kediler bağışıklık kazanırlar, ancak buna oldukça nadiren rastlanır. Bazı kediler güçlü bir bağışıklık tepkisi geliştirip enfeksiyonu durdurarak “regresif enfeksiyon” (gerileyen enfeksiyon) oluşturabilirler, bu durumda virüs hala bazı hücrelerde bulunabilir ancak etkili bağışıklık tepkisi, virüsün geniş çapta üremesini durdur. Bu kediler nadiren FeLV’ye bağlı hastalık geliştirirler ve virüs bulaştırırlar. Bazı kediler virüsün kemik iliğindeki üremesini kontrol altına alamayabilirler. Yeni kan hücrelerinin oluşmasını sağlayan kemik iliğindeki yeni hücreler de virüsle enfekte olmuş olabilir. Virüs; hücrelerde, vücutta dolaşan kan hücrelerinde ve idrar kesesi, bağırsaklar ve tükürük bezleri gibi dokularda bulunabilir. Bunlar ‘kalıcı viremi’ (virüsün kanda sürekli olarak bulunduğu anlamına gelir), veya ‘ilerleyici enfeksiyon’ gibi sürekli enfeksiyona sahip kediler olarak tanımlanır. Bu kedilerde FeLV’ye bağlı hastalıkların gelişmesi kuvvetle muhtemeldir. Nadir durumlarda kedide tipik olmayan veya bölgesel enfeksiyon gelişebilir, bu durum kısmi olarak etkili bağışıklık tepkisinin virüsün sebep olduğu prodüktif enfeksiyonu büyük ölçüde engellemesidir, ancak belli dokularda aktif üreme oluşabilir (idrar kesesi veya meme bezleri gibi). FeLV enfeksiyonunun etkileri Progresif FeLV (kalıcı viremi) enfeksiyonunun en yaygın etkileri: İmmünosüpresyon - normal bağışıklık tepkilerinin baskılanması. Bağışıklık sisteminin çökmesine bağlı, sekonder hastalık ve enfeksiyonların oluşması FeLV'ye bağlı enfeksiyonların %50 sinde görülür. Anemi - FeLV’ye bağlı anemi, kemik iliğindeki öncül kırmızı kan hücrelerinin viral olarak baskılanması da dahil olmak üzere çeşitli yollardan gelişebilir. Anemi FeLV'ye bağlı olarak gelişen hastalıkların % 25'ini oluşturur. Neoplazi - FeLV enfeksiyonu bulaştığı hücrelerin DNA’sına (genetik malzeme) zarar vererek tümörlerin oluşmasına sebep olabilir (çoğunlukla lenfoma veya çeşitli lösemi türleri). Bu, %15 ihtimalle FeLV'ye bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Neoplazi, FeLV sebebiyle oluşan geniş hastalık yelpazesinin yalnızca bir kısmı olmasına rağmen, FeLV ile enfekte olmuş bir kedinin lenfoma geliştirme ihtimali; enfekte olmamış bir kediye oranla yaklaşık %50 daha fazladır. Diğer hastalıklar - deri hastalıkları ve üreme sistemi sorunları gibi çok çeşitli hastalıklar. FeLV ile enfekte olmuş bir kedide gelişen hastalığın türü, kediyi enfekte eden virüsün tipine bağlıdır. FeLV’nin en az dört farklı türü (veya alt türler) bilinmektedir ve bunlar A, B, C ve T olarak sınıflandırılmıştır. Bu alt türlerin bazıları büyük oranda immunosüpresyona (bağışıklık sisteminin baskılanması) sebep olurken, diğerlerinin anemiye sebep olma ihtimali yüksektir. FeLV enfeksiyonunun bulguları İmmunosüpresyon (normal bağışıklık tepkilerinin baskılanması), FeLV ile enfekte olmuş kedilerin klinik bulguları arasında, tek başına en çok karşılaşılandır. Bu kedilerde tipik olarak zaman içinde kedinin durumunu sürekli olarak kötüleştiren çeşitli kronik (kalıcı) ve/veya nükseden hastalıklar gelişir. Bu bulguların hepsi kedilerin bağışıklık tepkisi ve diğer hastalık veya enfeksiyonlarla savaşma yetisinde sürekli bir kötüleşmeye sebep olur. Klinik bulgular son derece çeşitlidir ancak bunlar arasında ateş, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve kalıcı veya tekrar eden solunum, deri ve bağırsak problemleri bulunur. Bu koşullardan kaynaklanan çeşitli klinik bulguların yanı sıra FeLV’de anemi ve neoplazilere sıklıkla rastlanır. FeLV enfeksiyonunun teşhisi Günümüzde FeLV teşhisinde kullanılan güvenilir test kitleri mevcuttur. Klinik bünyesinde bulunan kan testleri birçok veteriner hekim tarafından kullanılır (bunlar genellikle ELISA testleri veya immünokromatografi temellidir). Bu testler genellikle virüsle kalıcı olarak enfekte olmuş kedilerin kanında bulunan FeLV virüsünün üremesi esnasında üretilen bir proteini saptarlar. Bu testler hızlı ve genellikle güvenilirdir. FIV (kedi immünyetmezlik virüsü) enfeksiyonun klinik bulguları FeLV enfeksiyonununkine benzer olduğu için bu kitler sıklıkla FIV için de kullanılır. Bazen yalancı pozitif ve negatif sonuçlar elde edilebilir bu yüzden beklenmedik bir sonuçla karşılaşıldığında genellikle bir doğrulama testi gerçekleştirilir. Doğrulama testi için, kan örneği sıklıkla uzman bir veteriner laboratuarına gönderilir. Virüs izolasyonu - bu test ile virüsün laboratuar kültürü kullanılarak kandaki virüsün kendisini saptanır. İmmünofloresan - bu test kan hücrelerinde (antijenler) bulunan viral proteinleri saptar. PCR (Polimeraz Zincir Reaksiyonu) - bu test virüsün genetik materyalini saptar. Kedinin durumunu doğrulamak amacıyla testin tekrar edilmesi için bazen 12-16 hafta geçmesi gerekir - Kedi virüse çok yakın zamanda maruz kaldıysa virüs için yapılan test negatif çıkabilir. Bununla birlikte, test sonucu çok kısa süre önce enfekte olan kedilerde bazen pozitif de çıkabilir ve bu sayede enfeksiyon iyileştirilebilir. FeLV pozitif kedilerin tümü, yayılmanın engellenmesi için diğer kedilerden izole edilmelidir. FeLV enfeksiyonunun tedavisi FeLV enfeksiyonunun tedavisi maalesef yoktur ve uygulama çoğunlukla semptomatik ve destekleyici terapiyi hedefler. Uygulamalar arasında şunlar bulunur: Hızlı teşhis ve ikincil enfeksiyonların tedavisi yapılır. Ancak hastada bağışıklık sisteminin çökmüş olması terapiye verilen tepkiyi yavaşlatacağı için daha uzun süreli terapi gerekebilir. Yüksek kaliteli besin desteğinin sürdürülmesi ve sağlığa zarar verme riski taşıyan çiğ yiyeceklerden kaçınılması. Rutin olarak yılda iki kere veteriner hekim kontrolü, parazite ve pireye karşı düzenli uygulamalar ve aşı gibi önlemlerin yanı sıra iyi bir önleyici sağlık bakım programı. Enfeksiyonun diğer kedilere yayılmasını ve enfeksiyona sebep olan diğer maddelere maruz kalmayı engellemek için enfekte olmuş kedileri kapalı yerde tutmak. Bazı durumlarda, destekleyici terapi; kan nakli ve anemiyi kontrol altında tutan ilaçları kapsayabilir. Kemoterapi - FeLV’ye bağlı lenfomanın kontrol altında tutulması için kullanılabilir. FeLV enfeksiyonuyla ilişkili vakalar için tahminde bulunmak daima çok zor olmasına rağmen bazen terapiden iyi cevap alınmaktadır. FeLV enfeksiyonunu tedavi edebilecek bir tedavi bulunmamakla birlikte bazı ilaçlar virüsün üremesini azaltmaya yardımcı olabilir ve enfekte olmuş kedilerin durumunu iyileştirebilir. İnterferon - bazı ülkelerde rekombinant kedi interferonu omega mevcuttur - bu ilacın FeLV ile enfekte olmuş kedilerde bazı klinik faydalar sağladığı öne sürülmektedir, ancak bu etki mevcutsa bile oldukça küçüktür. AZT (azidotimidin) - insanlarda HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan anti-viral ilaçlardan birisidir ve FIV enfeksiyonunun bazı vakalarında yardım sağlayabilir. FeLV’nin üremesini azaltmaya yardımcı olmasına rağmen, kedilerde iyi yönde herhangi bir klinik etkiye sebep olduğuna dair çok az kanıt mevcuttur. Raltegravir - insanlarda HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan bir ilaçtır ve FeLV ile enfekte olmuş kediler üzerinde yakın zamanda yürütülmüş deneyler ilacın küçük ölçüde yardımcı olabileceğini göstermektedir. Bu ilacın iyi tolere edildiği ve FeLV'nin üremesini azalttığı görülmesine rağmen bu ilacın klinik yararlarının hala belirlenmesi gerekmektedir. FeLV enfeksiyonunun kontrol altına alınması Kedilerin FeLV’ye maruz kalmalarını engellemek için çalışmalar yapılabilir. Bunlar aşağıdakileri kapsar: Mümkünse, tüm kedilerin FeLV ve FIV ile enfekte olup olmadıklarını bilmek. Herhangi bir FeLV (veya FIV) pozitif kedinin diğer kedilerden ayrı tutulması ve virüsün diğer kedilere yayılmasını engellemek için enfekte kedilerin iç mekanlarda tutulması. FeLV aşısının başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Çok sayıda aşı mevcuttur ve bunların enfeksiyona karşı genellikle iyi seviyede bir koruma sağladığı görülmektedir. Yavru kediler FeLV enfeksiyonuna yakalanmaya daha yatkındır ve bir yavru kedinin maruz kalabileceği ortamlar genellikle belirsiz olduğu için, tüm yavru kedileri FeLV’ye karşı rutin olarak aşılamak oldukça mantıklıdır (ideal olarak her yıl takviye aşısıyla desteklenir). Sonraki aşılar maruz kalma riski esas alınarak uygulanmalıdır (ör.: Tek evde yaşayan bir ev kedisinin FeLV’ye maruz kalma riski yüksek olmadığı için aşı uygulanmayabilir ancak aynı anda hem içeride hem de sokakta bulunan bir kedi için aşılama önemlidir). Hastalığın Seyri Kalıcı enfeksiyona sahip bir kedi için tahminde bulunmak oldukça zordur. Bir çalışmaya göre FeLV ile enfekte olmuş kediler enfeksiyon teşhisi koyulduktan sonra ortalama 2,5 yıl yaşamıştır, aynı yaştaki enfekte olmamış kediler ise 6,5 yıl yaşamıştır.
Ozon Terapisi Ozon ve diğer oksijen terapileri, 100 yılı aşkın bir süredir insan ve hayvan tedavilerinde kullanılmaktadır. Bilimadamlarının, vücuttaki yüksek oksijen seviyesinin olumlu etkilerini farketmesi üzerine, bu terapilerin popülerliği gittikçe artmaya başlamıştır. Günümüzde, hedeflenen dokulara kolay çözülebilir oksijen taşıyan hiperbarik tedavi ve ozon terapilerinin; her türlü zarar görmüş ve iltihaplanmış dokunun varolduğu durumlarda, virüs, mantar ve bakterilerin yok etmede ve genel sağlık durumunun iyileşmesinde etkili olduğu kanıtlanmıştır. Medikal alandaki kullanımının yanısıra ozon; hayvancılık, su tankları, büyükbaş embriyo transferi, yüzme havuzları, spa ve dünya genelinde 2000'den fazla belediyenin su arıtma sistemlerinde de kullanılan önemli bir dezenfektandır. Nasıl Çalışır? En basit anlatımla; ozon (O3), 3 oksijen atomundan oluşur. Doku ile etkileşime girdiğinde ise, bildiğimiz 2 oksijen atomlu oksijene (O2) dönüşür, ve açığa çıkan 1 oksijen molekülü de, dokudaki diğer moleküller ve kimyasallarla birleşir. Bu, şu açıdan önemlidir; birçok mikroorganizma ve kanser hücreleri, kendi yaşam döngülerinin bir döneminde, eğer zengin oksijenli ortama rastlarlarsa yokolurlar. Yani sağlıklı hücreler, oksijenden zengin bir ortama gereksinim duyarlar. Medikal ozon; medikal oksijenin, ozon jeneratörü tarafından elektriksel olarak uyarılması ile elde edilir ve 1870'li yıllardan beri medikal ve naturopatik tıp alanlarında kullanılmaktadır. (Naturopatik: homeopati, akupunktur gibi diyet ve yaşam tarzı danışmanlığı da dahil olmak üzere sağlık alanındaki "doğal" yaklaşımları, geniş bir yelpazede barındıran alternatif tıbbın bir formudur.) Doğru kullanıldığında hiçbir yan etkisi olmayan bu son derece güvenli terapi yöntemi genel olarak; iltihapları azaltmak, bağışıklık sistemini harekete geçirmek, bakteri, virüs, mantar ve mikroorganizmaları etkisiz hale getirmek gibi birçok açıdan etkilidir. Tedavi Protokolü Nedir? Şu unutulmamalıdır ki, tek başına ozon terapisi mucizevi bir yöntem ya da ilaç kesinlikle değildir. Daha çok, hastanın iyileşmesinde destek sağlayan destekleyici tedavi yöntemidir. Ozon terapisi, uygulanan geleneksel tedavilerin yanına ek olarak uygulandığı zaman en iyi sonucu verecektir. Çünkü sonuç olarak, vücudun iyileşmesi görevini gerçekleştirmesi gereken yapı, bağışıklık sisteminin kendisidir. Ozon tedavisi, sadece hekim kontrolünde ve medikal ozon cihazlarıyla yapılmaktadır. Kullanılacak ozon tedavisinin sayı, sıklığı ve yöntemi; hastalığa göre değişir. Tedavi planı, evcil hayvanınızın özel tıbbi durumuna bağlı olarak, bireysel olarak belirlenecektir. Hangi durumlarda ozon terapisinden yaralanılabilir? Her türlü viral enfeksiyonda (FeLV Lösemi, FIV, FIP, Herpes, Parvovirus vb.) Her türlü bakteriyel enfeksiyonda (Lyme hastalığı, Toksoplazma/Toxoplasmosis, Stafilokok/Staphylococcus enfeksiyonları vb.) Her türlü mantar enfeksiyonunda (Candida, Ringworm vb.) Kanser tedavisinde ve önleyici olarak Detoksifikasyon için veya çevresel hipersenstivite (aşırı duyarlılık) olgularında Artrit ve dejeneratif (zarar görmüş) eklem hastalıklarında Otoimmun (bağışıklık sistemi) bozukluklarında Deri yaralanmaları veya yanıklarında Üst solunum yolu, üriner sistem hastalıkları veya dolaşım yetersizliklerinde Kafa travmaları, omurilikte oluşan enfeksiyonlar, nörolojik hastalıklarda Ağız ve dişlerde oluşan yaralarda, diş apselerinde Kulak veya gözlerdeki alerjik tepki veya enfeksiyonlarda Mide veya bağırsak problemlerinde Ağrının kontrolü ve azaltılmasında Vücudun oksijen gereksimini arttıran diğer tedavi yöntemlerinde Kliniğimizde ozon terapisi, uygun görülen hastalarımızda tedavide destekleyici olarak başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
Corona virüsü; kedilerde sindirim sistemine yerleşen Coronaviridae ailesine bağlı bir virüstür. Kedilerin büyük gruplar halinde bir arada tutulduğu ortamlarda çok yaygındır. Yapılan araştırmalara göre; evde beslenen kedilerin %25-40'ı Feline Corona Virüs (FCoV) ile enfekte iken, birden fazla kedinin bir arada tutulduğu ortamlarda kedilerin %80-90'ının FCoV pozitif olduğu görülmüştür. Virüs esas olarak bağırsaklara yerleşip burada bölünerek çoğalır ve dışkı ile dışarıya atılır. Dış ortama atılan virüs birkaç hafta canlı kalabilirken, dezenfektanlara karşı çok dayanıksızdır. Enfeksiyon, virüsün kedi tarafından ağız yoluyla (yalama ile) alınması ile oluşur. Olguların çoğunda, FCoV'la enfeksiyon orta derecede seyreden bir ishale neden olurken, bazen belirtiler anlaşılamayabilir. Ancak bazı durumlarda, enfeksiyon sırasında, virüs bağırsaklarda çoğalırken spontane olarak mutasyona uğrar ve değişik suşlar (alt türler) meydana gelir, bu sırada eğer feline infeksiyöz peritonitis'i (FIP) oluşturan suşa dönüşür ise, hastalığın seyri dramatik olarak değişir. Bu versiyonda, artık bağırsak hücreleri içinde bölünmeyen virüs, makrofajları (savunma hücrelerini) enfekte etmeye başlar ki, bu hücreler bağışıklık sisteminin en önemli savunma hücreleridir. Makrofajlara girerek tüm vücuda yayılan virüse karşı eğer vücut tarafından iyi bir savunma geliştirilemezse, FIP hastalığının klinik belirtileri ortaya çıkar. FIP'e dönüşen vakalarda kedilerden dışkıyla dışarıya virüs salınımı olmaz. Yani FIP'li kediler etrafı enfekte etmezler. FIP'de klinik belirtiler nelerdir? FIP çok değişik klinik belirtilere yol açar ve maalesef bu belirtiler FIP için yeteri kadar spesifik değildir. Bu yüzden de teşhis sadece klinik belirtilere göre konulamaz. FIP'in erken belirtileri genellikle çok belirgin değildir. Dalgalanan ateş, halsizlik ve iştahsızlık sıkça görülür. Bu belirtilerden bir süre sonra; günler haftalar veya aylar sonra, diğer belirtiler genellikle şekillenir. Hastalığın iki formu vardır. “Effusive/ıslak” form ve “kuru/non-effusive” form. Kedilerin bir kısmında her iki form da aynı anda şekillenebilir. Hastalığın ıslak formunda; ya abdominal (karın içinde) boşlukta, ya da göğüs boşluğunda sıvı toplanması olur. Abdomende biriken sıvı, karnın çok şişmesine neden olurken, göğüste toplanan sıvı sonucunda nefes almada güçlük şekillenmektedir. Bu sıvıların vücut boşuklarında toplanmasının nedeni, FIP nedeni ile oluşan enfeksiyon ve yangının kan damarlarında hasara neden olması (vasculitis) ve bu hasar sonucu damar içindeki sıvıların dışarı sızıp vücut boşluklarında toplanmasıdır. Bu şekildeki formdan dolayı hastalık “peritonitis” periton yangısı (abdominal boşluğu saran zar) olarak adlandırılmaktadır. Hastalığın kuru fomunda ise; birden fazla organda (akciğer, karaciğer, böbrek, bağırsaklar ve merkezi sinir sistemi) granulomatoz veya pyogranulomatoz (yangısal/enfektif) odaklar oluşur. Etkilenen organ sistemine göre de, farklı klinik belirtiler ortaya çıkar. FIP her yaşta şekillenebilirse de, daha çok genç yaştaki kedilerde görülür. Etkilenen kedilerin % 80’i 2 yaşından ufaktırlar. Birçok olguda hastalık 4-12 aylık yaşlardaki yavru kedilerde görülmektedir. Daha önce bahsedildiği üzere; FIP’e ayrıca gruplar halinde bir arada tutulan kedilerde daha sık rastlanır (üretim yerleri, barınaklar, birden fazla kedinin beslendiği evler). Kedilerin kalabalık ortamda bulunmaları strese neden olduğu için immun (bağışıklık) sistemleri düzgün çalışmaz ve bu durum hastalığın oluşmasında etkili olur. Yapılan çalışmalar ayrıca genetik faktörlerin de hastalığın oluşmasında rol oynadığını göstermiş olsa da, bu konu, yani hastalığın neden şekillendiği, hala kompleks yapısını korumaktadır. FIP baş edilmesi zor bir hastalıktır, çünkü hiçbir klinik bulgu FIP için tam anlamıyla spesfik değildir. Basit bir kan testi ile de teşhis konulamaz. Ancak genç kediler ve/veya birden fazla kedinin bir arada bulunduğu ortamlarda yaşayan kedilerde görülen halsizlik, iştahsızlık, dalgalanan yüksek ateş, kilo kaybı, büyümede gerilik, sarılık, nörolojik belirtiler, uveit ve göğüs ve/veya karın boşluğunda sıvı toplanması; hastalık için şüphe duyulmasını sağlar. Teşhis için tam kan sayımı, biyokimyasal veriler, serolojik testler, protein elektroforezi, histopatoloji.. gibi çok sayıda veriye ihtiyaç duyulmakta olup; bu verilerin klinik şikayetlerle uyumlu olması gerekmektedir. Tek bir kan testi serolojik test ile teşhis konulamaz. Kan örneğinde FCoV virüsünün tespiti (corona virüs seroloji), teşhisde son derece sınırlı ve yeterli olmayan bir veridir. Çünkü hiçbir test enterik corona virüsü ile mutasyona uğrayan FIP virüsünü ayırt edemez. Corona testi pozitif olan yüzlerce sağlıklı kedi vardır. FIP'de Tedavi FIP'in klinik belirtileri oluştuktan sonra tedavisi maalesef mümkün değildir ve hastalık ölümcüldür. Destekleyici tedaviler (örneğin antienflamatuvar ilaçlar) bazı belirtileri bastırıp ömrü uzatsa da, hayat kalitesinin arttırılması sadece belli bir süre için sağlanabilir. Bazı durumlarda ötenazi kararı daha fazla acı çekmeyi engellemek için verilebilir. Bazı yayınlarda (recombinat feline interferon omega) tedavilerinin yararı olduğu belirtilmiş olsa da, gerçek anlamda kanıtlanmış bir tedavi başarısı maalesef şu an için yoktur. FIP'den korunma Bazı ülkelerde hastalığa karşı koruma sağlamak için FIP aşısı kullanılmaktadır. Yavru kedilerde 16 haftalıktan sonra (bazı yayınlar olası etkinliğini desteklemiştir) yapılabilmektedir. Ancak aşının yapıldığı yaş da, özellikle üretim yerlerinde, kedi yavrularının hali hazırda FCoV ile enfekte olup olmadıkları bilenemediği için etkinlik ve yararlılık da soru işareti olarak kalmaktadır. Bu sebeplerden dolayı muhtemelen aşının çok az yararı olsa da, ölçülebilir bir etkinliğinden bahsedilememektedir. FIP riskini üretim yerlerinde nasıl düşürebiliriz? FIP görülme sıklığı tek kedi bakılan evlerde çok düşüktür. Kedi edinirken kedilerin daha az sayıda bir arada bulunduğu üreticilerden kedi alınması (beş kediden daha az sayıda) riski düşürebilir. Virüs çok yaygın olarak her yerde bulunabildiği için, üreticilerin Corona virüs enfeksiyonlarını engellemeleri çok çok zordur. Dolayısı ile FIP oluşma riskini düşürecek önlemlerin alınması gerekmektedir; Kediler büyük gruplar halinde bir arada tutulmamalıdır. Özellikle yavru kediler. Kediler en fazla 4'erli gruplar halinde barındırlmalıdır. Bu şekilde endemik FCoV enfeksiyon riski düşürülmektedir. Her iki kedi için bir tuvalet kabı bulundurulmalıdır. Tuvalet kapları sıkça temizlenip dezenfekte edilmelidir. Tuvalet kapları ile su ve yemek kapları birbirinden uzakta olmalıdır. Kaplar günde bir kez dezenfekte edilmelidir. Kediler stresden uzak tutulmalı, hijyenik şartlara dikkat edilerek koruyucu hekimlik uygulamaları aksatılmamalıdır.
İlkbaharın gelmesi ile açılan alerji sezonu sadece biz insanları değil, minik dostlarımızı da etkilemektedir. Özellikle köpeklerde alerjiyi tetikleyen mekanizmalar ile insanlardaki alerjileri başlatan sebepler hemen hemen birbiri ile aynıdır. Oldukça karmaşık bir mekanizma ile oluşan bu durumu daha basit bir şekilde ifade etmek gerekirse; konuya "alerjen" tanımı ile başlamak gerekir. Alerjenler, bağışıklık sistemi tarafından "yabancı" olarak algılanan maddelerdir. Alerjik reaksiyonlar ise, bu ve benzeri maddelere karşı gelişen yanıtlardır. Polenler, küfler, akarlar, pire ve gıda olarak alınan maddelerden özellikle proteinler; alerjik reaksiyonlara neden olabilirler. Köpeklerdeki alerjiler kendilerini daha çok deride yangı ve irritasyon olarak belli ederler ve "alerjik dermatitis" olarak adlandırılırlar. Şiddeti değişken kaşıntı belirgindir. Köpekler kaşıntı hissiyle başedebilmek için vücutlarında bazı yerleri ısırıp yalarlar veya arka ayakları ile ulaşabildikleri yerleri kaşırlar. Ayrıca vücutlarını halı veya mobilya kenarlarına sürterek rahatlamaya çalışırlar. Bu şekilde devam eden kaşıntı ve kaşıma döngüsü sonucu deri yangılanır ve dokunulduğu zaman ağrı ve hassasiyet oluşur. Tüylerde dökülme, hot spot (sulu kızarık lezyonlar), kabuklu veya açık yaralar oluşur. Diğer alerjik belirtiler arasında kulak enfeksiyonları, hapşırık, göz yaşı-burun akıntısı ayrıca genel olarak ciltte kızarıklık vardır. Köpeğinizdeki alerjiye nasıl başa çıkabilirsiniz? Köpeğinizin bir an önce rahatlatılması ve kaşıntı hissinin azaltılması gerekir. Derisinde biriken çevresel alerjenleri uzaklaştırmak için sık olarak hypoallerjik veya özellikle yangılı deri ve kaşıntılı deri için yaralı olacak şampuanlarla yıkama yapılmalıdır. Köpeğinizin patileri dışarıdan evin içine girerken mutlaka yıkanmalıdır. Köpeğinizin kaldığı oda ve yatak, sık olarak toksik olmayan temizleyicilerle temizlenip, makinalanmalıdır. Alerjiler, immun (bağışıklık) sisteminin geliştirdiği anormal bir tepkiden kaynaklandığı için immun sistemin optimum seviyede fonkisyonunu koruması gerekmektedir. Dolayısıyla bu köpeklerin rutin aşıları ve ilaçları, özel olarak veteriner hekimle yapılacak konsultasyona göre ertelenebilir veya iptal edilebilir. Ayrıca bu köpeklerin beslenmesi ve ne yediği son derece önemli olup, özel bir diyetle beslenmesi de gerekmektedir. Alerjiler, bu tarz önlemlerin yanı sıra; veteriner hekim tarafından uygun görülen medikal tedaviler ile rahatlıkla kontrol altına alınmaktadır.
Kediler arasında saldırganlık Evcil kedilerde görülen saldırgan tepkiler bu türün doğal davranışıyla yakından ilişkilidir ve bunlar avlanma, oyun ve sosyal çatışmanın normal parçasıdır. Kediler kendine güveni yüksek ve yalnız başına avlanan bir türdür. Kediler açık bir kavgaya girmeleri halinde yaralanabilecekleri ve bunun sonucunda da avlanma yetilerini kaybederek ölebilecekleri için fiziki bir çatışmadan kaçınırlar. Kedi herhangi bir çatışmadan kaçınmak ve gerilimi azaltan iletişim sistemi olarak ses, duruş, yüz ifadesi ve koku bırakma yöntemlerini kullanır. Ancak savaşmanın zorunlu ve tek seçenek olduğu hallerde veya rakibin karşılık veremeyeceğinden emin olduğunda kavga edebilir. Evde ve dışarıda kediler arasındaki saldırganlığın birçok sebebi vardır. Kedilerin çoğu başka kedilerin istilasına karşı kendi yaşam alanını veya en azından kendileri için en önemli olan bölgeleri savunur. Bölgedeki baskın kediler alanlarını genişletmek için aktif bir şekilde fırsat ararlar ve baskın olmayan kediler kolay hedeflerdir. Kediler bölgelerini savunma konusunda başarısız olurlarsa, alan sınırları oldukça daraldığı ve dışarıda dolaşmak fazla tehlikeli hale geldiği için büyük oranda kendilerini eve, veya ev içinde güvende hissetikleri bir bölgeye kapatırlar. Kedi kapısından veya açık pencere ve kapılardan yabancı kedilerin eve girebildiği bir ortamda yaşanıyorsa, bu her iki tarafın da saldırgan davranış sergilemesine sebep olabilir. Şaşırtıcı bir şekilde bazı durumlarda istilacı kedi, ev sahibi kediden direniş görmez ancak bu muhtemelen karşılaştığı kediye karşı olumlu bir kabullenmeden ziyade korkudan kaynaklanır. Bu tarz istilalar aynı evde yaşayan bireyler arasında da sürtüşmeye sebep olabilir çünkü bu durum gerginliklerini arttırır ve daha önce katlanılabilir seviyede olan bağırışların şiddeti yükselir. Bölgedeki kedilerin yükselen sesi de aynı etkiyi yaratarak, evdeki kedinin üzerinde karşı koyamayacağını düşündüğü bir baskı oluşturur. Birden fazla uyumsuz kedinin yaşadığı evlerde de benzer şekilde düşmanca bir tavır sergilenebilir. Evin bireyleri daha baskın kediler tarafından kısımlara ayrılmış bir odadan yalnızca belli zamanlarda çıkmak isteyebilirler. Kaçış ve kaçınma olanakları kısıtlı veya mevcut değilse aktif saldırganlık (kavga) ortaya çıkabilir. Bazı kediler genetik, cinsiyet özellikleri ve geçmiş tecrübelerine bağlı olarak aktif saldırganlığa daha yatkındır. Üreme dönemindeki dişiler de saldırganlık aşamalarından geçerler; özellikle de yavrularını korudukları zamanlarda. Genellikle kısırlaştırılmış ve kısırlaştırılmamış kedilerin bir arada olduğu ortamlar gerginliğin asıl sebebidir. Gruptaki kızgınlık dönemine giren ve çıkan dişi kediler ilişkilerde daha fazla gerginliğe sebep olabilir. Bazı kediler diğerlerinden daha mı saldırgandır? Saldırganlık bir teşhis veya kedinin mizacının açıklaması değildir. Bu, duygu durumunun bir sonucudur. Bazı kediler ise zor şartlar altında kesinlikle diğerlerinden daha saldırgandır. Kedileriniz arasındaki saldırganlığı nasıl anlayabilirsiniz? Bunun belirtisi yalnızca kavga etmeleri midir? Kediler kolaylıkla uyum sağlarlar. Evde kendileri için hayati olmayan alanları rahatça paylaşabilirler. Eğer evde birden fazla kedi varsa, birleşebilir veya gruplara ayrılabilirler. Anlaşanlar ile anlaşamayanlar ayrılarak birbirleriyle çatışmaktan her durumda kaçınarak birlikte yaşarlar. Ancak, bu durum farklı gruptaki kedi bireylerinin birbirleri arasında açık bir saldırganlığın gözlenmeyeceği anlamına gelmez, bunun sebebi belli zamanlarda belirli kaynaklara kimin ulaşacağını sürekli olarak belirlemektir. Böyle zamanlarda kedi fiziki bir savaş yerine yüksek seviyede etkili bir psikolojik taktik uygulayarak pasif zorbalık yöntemini kullanacaktır. Herhangi bir kedi grubunda potansiyel zorbalar bulunur ve tek ihtiyaçları kendilerine göre bir kurban bulmaktır. "Kurban" olarak adlandırılan birey dramatik tepkiler veren ve zorbalık uygulayan kedinin duruşu ve tehditkar davranışı karşısında açık bir korku sergileyen herhangi bir kedi olabilir. Kurban kedi bu korkutma stratejisine tepkisini arttırdıkça, zorba birey geri çekilir. Zorbalık konusunda daha baskın karakterler ise kurbanını evden uzaklaştırıncaya kadar durmazlar. Kurban olarak adlandırılan bu kediler zorba bireyin sürekli ve kaçınılmaz şekilde sergilediği tehdit karşısında strese bağlı hastalıklar geliştirir. Zorbalığın işaretlerini tanıyabilirsiniz, örneğin bakışlarından, dinlenme bölgelerini elde etmeye çalışmalarından veya diğer kediyi fiziki olarak iterek kucağınıza yerleşmeye çalışmasından, uyurken diğer kedinin üzerine atlamasından, geçiş yollarını kapatmasından, kedi tuvaletinin önünü kapatarak kedinin girmesine/çıkmasına izin vermemesinden. Bu işaretler çoğunlukla oldukça belirgindir çünkü zorba birey kaynağa erişimi engellemek için kendisini kediyle kaynak arasına konumlandırır, sıradan bir gözlemci için bu durum kedinin tamamen zararsız bir yerde durarak dinlendiği izlenimini verebilir. Oyunla gerçek kavganın arasındaki fark nedir? Birlikte yaşayan birçok kedi birbirleriyle oyun amacıyla kavga edebilir, birbirlerini kovalar, etrafta koşuşturur ve patileriyle birbirlerine vururlar. Oyun amacıyla yapılan kavga sıklıkla sessizdir, birbirleriyle oynayan kediler arasında büyük uzaklıklar vardır. Isırıklar yumuşaktır, yaralanmaya veya acıya sebep olmaz, pençeler ise genellikle çıkarılmaz. Bu seviyede seyreden oyun amaçlı bir kavgayı sonlandırmaya gerek yoktur. Bazen oyun kavgalarının şiddet seviyesi artabilir, tıslama veya bağırışlar diğer tarafın biraz fazla acı verdiğine işaret edebilir. Bunun ardından oyuncu kavgaya tekrardan hızlı bir şekilde dönülebilir ve bu süreç sırasında bu oyun partnerleri arasında belirgin bir gerginlik gözlenmez. Kedilerinizin birbirlerine saldırgan tavırlar sergilemesini nasıl engelleyebilirsiniz? Evdeki kediler arasındaki saldırganlık, tetikleyici esas sebep tanımlanarak ve bu sebep ortadan kaldırılarak yönetilebilir. Tetikleyici sebep kedilerin uyumsuzluğundan veya rekabete bağlı karşılaşmalardan kaynaklanıyorsa, yaşanılan ortamda; süregelen bu çatışmayı kısıtlayacak ek önlemler uygulanabilir. Bu sorunların sebebinin kedilerin uyumsuz olmalarından kaynaklanabileceği unutulmamalıdır. Kedilerden biri veya birden fazlası yeniden sahiplendirilebilir ve bu, evdeki tüm kediler için en uygun seçenek olabilir ancak buna rağmen kedileriniz arasında barışı sağlamaya çalışmak zorunda kalabilirsiniz. Saldırgan davranışı çözmenin "hızlı bir yolu" yoktur ve en iyi tavsiye bir davranış uzmanına danışmak için veteriner hekiminizle irtibat kurmanızdır. Aşağıdaki genel tavsiyeye uymanız da kullanışlı olabilir. Tüm "kedi kaynakları", her kedinin kedinin bolca kaynağa sahip olması için (beslenme alanları, su kapları, kedi tuvaletleri, yataklar, oyuncaklar, tırmalama tahtaları, yüksek dinlenme yerleri ve özel alanlar) "Her kedi için fazladan bir kaynağın farklı konumlara yerleştirilmesi" formülüne göre düzenlenmelidir. Açık bir şekilde bir araya gelmiş kedileri gözlemleyerek kedi gruplaşmalarını doğru şekilde tanımladıysanız, ev sınırlarındaki alanların "her bir sosyal grup için fazladan bir kaynak" esasıyla belirlenmesi yeterli olacaktır. Her kedi başına düşen normal kuru mama oranlarını yeni beslenme alanlarına ayırarak bölerseniz, bu onlarda bir bolluk hissi sağlayacaktır ve kedilerin bilinçli olarak uygun zamanlarda beslenmesini sağlayacaktır. Yaş mamanın da aynı şekilde bölünerek sık ama daha küçük öğünler şeklinde paylaştırılması yemek zamanlarında rekabeti önleyecektir. Mama kapları kediler mama yerken potansiyel bir rakip yüzünden arkalarını kontrol etmek zorunda kalmayacakları şekilde yerleştirilmelidirler. Su da kediler için önemli bir kaynaktır ve kaplar evde çeşitli farklı alanlara, mamadan uzağa, kedilerin daha kolay ulaşabileceği noktalara konmalıdır. Kedi dışarı çıkabiliyor olsa bile, ev içinde tuvalet kabı olanağı bulunmalıdır. Bölgede dışarı çıktıklarında herhangi bir zorbalığa maruz kalıyorlarsa, bu olanak, kedilere evin güvenli ortamında tuvalet rahatlığı sağlar. Mümkünse kedilerin eve iki farklı noktadan giriş/çıkış yapabilmelerini sağlamak (kedi kapısı, giriş kapısı veya pencere gibi) kapının kediler tarafından engellenme riskini azaltır ve en çekingen kedi dahi içeri girebilir veya engellenmemiş olur. Tırmalama tahtaları potansiyel rekabet bölgelerinde uygun alan sağlamak için giriş, yataklar ve beslenme alanlarının yanında yer almalıdır. Kediler bu tırmalama hareketini bölge üzerinde hak iddia etmek için genellikle diğer kedilerin yanında yaparlar. Kediler genellikle yüksek bir seyretme noktasından çevrelerini gözlemlerler ve bu onlara güçlü bir güvende olma hissi sağlar, bu sebeple yüksek alanlara ulaşımın mümkün olması gerekir. Ayrıca özel alanlar için her bir kedinin yalnız kalma ve saldırı riskinden uzak güvenli bir yerde olma ihtiyacı göz önünde bulundurulmalıdır. Sıcak yataklar da kavga etme sebeplerinden birisidir dolayısıyla bu konuda yeterli sayıda olanak sağlanmalıdır. Kedileriniz birdenbire kavga etmeye başlıyorlarsa ne yapmalısınız? Kedilerde saldırganlık iki yetişkin arasındaki yoğun bir kavgayla kendini gösterir, en iyi seçenek her ikisi de sakinleşene kadar onları 24-48 saatliğine farklı odalara kapatmaktır. Bu aşamada onları bir araya getirmek tekrar aktif kavgaya dönüşüyorsa daha uzun bir süreliğine ayrı tutmak ve kedilere yeni tanışan iki yabancı bireymiş gibi yaklaşmak gerekir. Saldırganlığın aşamaları kedi sahiplerinin en beklemedikleri anlarda gerçekleşir, bunun tipik bir örneği grup üyelerinden bir kedinin veteriner kliniğindeki bir ameliyattan döndüğünde görülür. Kediler ağırlıklı olarak koku alma duyularıyla iletişim kurarlar ve kedilerin oluşturduğu tanıdık ortak bir koku bireyleri birbirlerine bağlar. Bir kedi veteriner kliniğine gittiğinde kokuları değişir ve ameliyattan dolayı tehditkar ve hoş olmayan bir koku yayarlar. Bu durum kedi eve getirildiğinde ciddi bir tepkiye sebep olabilir ve diğer kediler arkadaşlarını tanımakta zorlanırlar. Kedi ailenizde böyle bir durumun ortaya çıkmasını engellemek için eve getirdiğiniz kediyi yalanarak tanıdık kokusunu tekrar kazanması için ilk 12 saat (veya bir gece) için ayrı bir odada tutun. Bu sürece onu okşayarak ve genellikle şefkat göstererek yardım edebilirsiniz ancak bunu yaparken de ameliyattan yeni çıkan bu hastayı gerginleştirmemeye dikkat etmeniz gerekir. Ameliyat sonrası bakım hakkında bilgi almak için bir veteriner hekim veya teknikere danışabilirsiniz. Kediniz pencerede yabancı bir kedi gördüğünde neden arkadaşına saldırır? Dışarıdaki bir kediden gelen anlık bir tehditle tetiklenen ve bir kediden diğerine yönlendirilen saldırganlık vakaları altında başka ciddi gerginlikler yatar. Kediler, vücutlarını tehlikeye karşı hazırlamak amacıyla adrenalin salgılayan, kaslarına kan pompalayan ve savaşma/kaçma mekanizması olarak adlandırılan dahili bir sisteme sahiptir. Kediler bu sistemden yararlanan hayatta kalma içgüdülerini kullanmaya oldukça yatkındır. Bu yoğun duygusal tepki ani bir ses, hareket veya pencereden gördükleri başka bir kediyle tetiklenirler ancak saldırı yanlış zamanda yanlış yerde bulunan başka bir kediye istem dışı olarak yöneltilebilir. Bir evdeki iki kedi arasındaki ilişki böyle bir durum sonucunda geri dönülmez bir şekilde zarar görebilir. Böyle bir durumda verilecek tavsiye her ikisi de sakinleşene kadar onları 24-48 saatliğine birbirlerinden ayırmaktır. Bu aşamada onları bir araya getirmek tekrar aktif kavgaya dönüşüyorsa daha uzun bir süreliğine ayrı tutmak ve kedilere yeni tanışan iki yabancı bireymiş gibi yaklaşmak gerekir. Bir kediyi mevcut kedimle bir araya getirirsem kavga ederler mi? Mevcut kedi gruplarına dahil edilecek yeni bir birey saldırganlığa sebep olabilir ve kolonilerine yeni katılan bir kediye direniş göstermek kediler için son derece normal bir davranıştır özellikle de yeni gelen kedi yetişkinse. Kediniz bulunduğu bölgede başka bir kedi tarafından ısırılırsa ne yapmalısınız? Bölge sahiplenmeye bağlı bazı aşırı saldırganlıklar çoğunlukla kabul edilebilirdir. Bunu yapan kediler başka bireyler tarafından savunulan bölgeleri sürekli arayarak bu bölgelerde hak iddia ettikleri için genellikle "despot" olarak tanımlanırlar. Eğer rahatlıkla evden sokağa çıkabiliyorsa, geniş bir çevrede yer alan diğer evlere girerler, o evin veya mekanın kedilerine saldırırlar (bazen yollarına çıkarsa ev sahiplerine de saldırırlar) ve alanı terk etmeden önce dikey alanları idrarlarıyla işaretlerler. "Despot" kedi kurbanlarını sıklıkla bölgedeki çok yaşlı, güçsüz, çekingen ve karşı koymayacak bireyler arasından özenle seçer. Tüm erkek kedi bireylerinin (despot kediler genellikle erkektir) aynı şekilde davranması muhtemeldir, safkan olmayan ev kedileri ise bu despotluk davranışını özellikle bölgecilik sebebiyle sergiler. Bu durum oldukça endişe verici olabilir, özellikle saldırılar kedinin kendi evinde gerçekleşiyorsa. Kedi sahibi daha sonraki saldırıların engellenmesinde tek sorumludur. Bu önlemlerin alınması tamamen uygundur ancak pek bilinmeyen bir gerçek ise saldırı kurbanı olan kedinin sahibi de kendi evini korumak için mantıklı adımlar atmalıdır. Saldırıya uğrayan kedi, eve giren istilacıları kovmakta ve kendi bölgesini korumakta açıkça yetersiz kalmaktadır dolayısıyla kedi sahibinin duruma müdahale etmesi gerekir. Zorbalık yapan kedilerin, bu türün özellikleri dikkate alınarak aslında anormal davranıp davranmadığı ile ilgili bazı tartışmalar mevcuttur, ancak maalesef kendi bölgesini belirleyen kedi türü için bu davranış normal değildir. Safkan olmayan evcil kediler, diğer kedilerle yakın bir şekilde yaşayabilmeleri amacıyla bölgecilik dürtüleri azaltılarak binlerce nesildir özenle çiftleştirilmişlerdir. Bölge sahiplenme davranışı küçük bir sorundur ve neyse ki tüm dünyada kedi sahipleri bu sorunla nadir olarak uğraşmaktadır. Her şeyden önce soruna sebep olan kedinin sahipli ve kısırlaştırılmış olması önemlidir. Kedinin sahipli olduğuna dair bir kanıt yoksa yakalanması, kısırlaştırılması ve sahiplendirilmesi talep edilebilir. Evin istila edilmesi hava karardığında gerçekleşiyorsa, kedinin sahibi saptandığında despotluk yapan kedinin geceleri eve kapatılması konusunda ortak bir karar alınabilir. Sahibi kediyi gece geç saatte besleyerek belli bir saatte eve gelmeye teşvik edebilir. Saldırılar gündüz yaşanıyorsa belli saatlerde dışarı çıkarılmalıdır. Kediniz tek saldırı kurbanı değilse, bölgede saldırıya uğrayan kedi sahiplerinin tamamı saldırgan kedinin hangi saatlerde eve kapatıldığı konusunda uyarılmalıdır böylece kedilerinin hangi saatlerde güvende olacaklarını bilirler. Despot kedinin tasmasına bir kaç zil takılması, çevredeki kedilerin ve sahiplerinin kedinin geldiğini fark etmelerini ve kedi belirtilen saatlerin dışında dışarı çıktıysa gereken önlemlerin alınmasını sağlar. Varsa kedi kapısını kilitleyerek, iki tarafına da sert plakalar koyarak kapatmanız veya saldırgan kedinin eve girdiği kapı ve pencereleri kapatmanız kedinizin güvende hissetmesini sağlayacaktır. Saldırgan kedinin bahçeye girdiği rota tespit edilmeli ve mümkünse kapatılmalıdır. Böylece kediniz dışarı çıkmak isterse bahçeye kadar ona eşlik edebilirsiniz ancak evde bir kedi tuvaletinin de bulunması gerekir. Kediniz ileride dışarı çıkmak isterse özel bir kedi kapısı sistemi kurabilirsiniz. Ancak maalesef bu konuda azimli kedilerin istilasını engellemeye yetecek bir cihaz mevcut değil. Ev hapsi stres verici olabileceği için saldırgan kedinin yaşadığı evin uygun hareketliliği sağlayacak kaynaklara sahip olduğundan emin olun. Aktivite eksikliğinin yerini doldurmak amacıyla evde kediye her fırsatta uyuma olanağı sağlayan yeterli sıcak yatak bulunduğundan emin olun. Özellikle sabah erken saatlerde, akşamları veya normalde aktif olduğu diğer zamanlarda olmak üzere aktif oyun anlarında kedinin enerjisi tüketilmelidir. Despot kedilerin bazıları bu davranışı sergilemek konusunda o kadar azimlidirler ki, çevredeki kedi sahipleriyle yaşanan tartışmaları çözmenin tek yolu kediyi daha az kedi nüfusu bulunan bir yerde tekrar sahiplendirmektir. Kediniz başka bir kediyle kavga ettiyse ne yapmalısınız? Kedinizin kısa süre önce kavga ettiğini fark ettiyseniz, kediyi eve kapatmak yapılacak en iyi şeydir, ancak yeni kavga etmiş kediler oldukça gergin olduklarından ona fazla ilgi göstermemeniz gerekir. Sakinleşinceye kadar yalnız bırakılmalıdır. Yüzeysel kesikler ve sıyrıklar oldukça yaygındır ve kolaylıkla görülebilir, ancak kedi dişleri deriyi içeri doğru delerek derin ancak ince delikler açtıkları için ısırık yaralarını saptamak çoğunlukla zordur. Bu yaralar çabuk iyileşerek bakterilerin derinin içinde hapsolmasına sebep olur. Kediniz kavganın ardından saklanıyorsa, halsiz, çekingen veya bitkinse bu durum ısırığa bağlı apseden ileri gelebileceği için veteriner hekiminize danışmalısınız.
İnsanlara karşı saldırganlık: Kedilerin saldırgan olması normal midir? Evcil kedilerde görülen saldırgan tepkiler, bu türün doğal davranışıyla yakından ilişkilidir ve bunlar avlanma, oyun ve sosyal çatışmanın normal parçasıdır. Ancak kediler insanlara karşı saldırganlık gösterdiğinde bu "sorunlu davranış" olarak adlandırılabilir. Buna bağlı olarak kedinin bu davranışını tetikleyen faktörü bulmak ve normal olup olmadığını tespit etmek önemlidir. Normal saldırganlık oldukça öngörülebilirdir ve kedinin normal ihtiyaçları karşılanıyorsa, sorun davranışsal müdahale ile çözülebilir. Anormal saldırganlık daha az öngörülebilirdir, ilişkilendirmek ve tespit etmek zordur. Kedilerin saldırganlığına ne sebep olur? Saldırganlık bir teşhis değil, duygusal durumun bir sonucudur, bu yüzden bu durum kedi sahibi tarafından sorun olarak belirlendiğinde, kedinin geçmişi, yaşadığı ortam, sorunun ne zaman başladığı ve nasıl devam ettiği incelenerek her vaka bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Kedilerde saldırganlık genellikle aşağıdaki olgular tarafından tetiklenir veya bunlarla ilişkilidir: Sosyal baskılar Korku veya kaygı Gerginlik Uygunsuz oynama şekli Hastalık veya ağrı Her davranışsal sorunda olduğu gibi, sorunun ağrı veya hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığından emin olmak için kedi sağlık kontrolünden geçirilmelidir. Bir değerlendirme ve tedaviden önce yaralanmaya karşı güvenlik önlemleri alınmalıdır. Böylece fiziki sebepler ortadan kaldırılabilir veya gerekirse tedavi edilebilir. Saldırganlık kişinin yaralanmasına sebep olursa ve veteriner hekim kedide fiziki bir sebep bulamıyorsa, bu aşamada bir davranış uzmanına danışılabilir. Aşağıda saldırganlık olarak tanımlanan bazı senaryolar verilmiştir: Yavru kediniz oyun oynarken sizi ısırıyorsa ne yapmalısınız? Kediler yavruyken birbirleriyle kavga ederler ve birbirlerine sert bir şekilde kenetlenip boğuşurlar. Bu kavgalar biraz sert bir hal aldığında sona erer, böylece yavru kediler oyun oynarken ısırmamayı öğrenirler. Maalesef insanlar ellerini kullanarak benzeri oyunlar oynamaya çalıştıklarında bu kedilerde heyecan yaratır ve kedileri oyun adı altında ısırmaya ve tırmalamaya teşvik eder, bu da yaralanmaya sebep olabilir. Kediler elleri hedeflerken sonradan çıplak ayağa yönelirler ve yetişkin olduklarında ise her fırsatta el ve ayakların üzerine atlarlar. Bu noktada kedinizin yalnızca sert bir şekilde oyun oynamaya mı alıştığı yoksa saldırgan olarak mı nitelendirileceği konusunda emin olmak için tespitte bulunmanız gerekir. Kedinizle oynadığınız oyunlara uzuvlarınızı hiçbir şekilde dahil etmeyerek oyun saldırganlığını engelleyebilirsiniz. Piyasada çok sayıda oyuncak mevcut, bunların birçoğu ise uzaktan kullanım kolaylığı sağlayan çubuklara veya değneklere bağlı. Bu sayede kediniz av oyunu yerine ellerinizi nazik okşamalar, tutma ve besleme ile ilişkilendirecektir. Ona bağırmak, burnuna hafifçe vurmak veya başka bir cezalandırma yöntemi kullanmaktan kaçının çünkü bu davranışınızı oyunun bir parçası veya bir tehdit unsuru olarak algılayabilir. Böyle bir davranış kedinize yeni ve kabul edilebilir oyun yöntemlerini öğretmeyecektir. Siz kedinizi sevmek isterken o sizi neden ısırır? Bu yaygın bir sorundur ve sıklıkla "sevme ve ısırma sendromu/eşiği" olarak bilinir. Birçok kedi okşanmaktan hoşlanır çünkü bu onlara yavruyken anneleri tarafından yalandığı dönemleri hissettirir. Ancak yetişkin kedinin güçlü bir hayatta kalma mekanizması vardır, kendilerini fazla gevşemiş ve rahat bırakırlarsa bir saldırıya açık olacaklarını hissedebilirler. Buna bağlı olarak keyif ve potansiyel tehlike arasında bir çelişki yaşarlar ve bu durumdan kaçmak için aniden saldırgan bir tavır sergilerler. Hatta kediler çoğunlukla okşanırken buna patileriyle bir son verip birkaç adım uzaklaşarak bu durumdan utanmış gibi bir tavır sergilerler. Bazı kediler okşanmaya diğerlerinden daha fazla izin verirler ve bu yavruyken insanlarla daha fazla deneyim yaşamalarından kaynaklanabilir. Saldırgan bir davranış sergileyen kedilerin tümü sizi güçlü bir şekilde uyarmak için öncesinde güçlü sinyaller verirler. Örneğin, mırlamayı keserler, görünür bir şekilde kasılırlar, kuyruğunu bir yandan diğer yana vururlar ve hatta tıslarlar. Aldığınız ilk sinyalde okşamayı bırakırsanız büyük ihtimalle ısırılmazsınız. Kediler yaklaştığınızda neden tıslar? Saldırganlık hem savunma hem de saldırı amaçlı kullanılabilir. Bu davranış korku esaslı olduğunda ve kedi kendisini tehlikeye açık hissettiğinde, tamamen hayatta kalma stratejisi olarak kullanılır. Birçok kedinin erken dönemde insanlarla sosyalleşmekten mahrum kalması, insanların varlığından korku duymalarına sebep olur, istemedikleri yakınlaşmalar ve ilgi karşısında caydırmak amacıyla saldırganlık sergileyebilirler. Saldırganlık tehdidi geri çekilmenizi sağlamazsa, maalesef kedi kaçmak için diş ve pençelerini kullanabilir. Kediniz pencerede başka bir kedi gördüğünde size neden saldırmış olabilir? İnsanların hareket etmeleri veya dokunma karşısında yönlendirilmiş saldırganlığın kurbanı olduğu durumlar söz konusudur. Kedi sahipleri, kedilerini dışarıda bulunan başka bir kedinin karşısında paniğe kapılmış şekilde gördüklerinde sıklıkla onları sakinleştirmek isterler ancak bunun bedelini kendilerine yönelen bir saldırının kurbanı olarak öderler. Bu duygusal tepki öylesine yoğun olabilir ki kedi sahibiyle ileride girilen her temas benzeri bir ruh halini tetikleyebilir. Dahası bu durum kedi sahibine karşı duyulan açık bir korkuyla birleşir ve bir saldırıya uğrayacaklarını düşünürler, sonuç olarak da kısa sürede aralarındaki güven ilişkisi yok olur. Böyle bir durumda veteriner hekiminiz size bir davranış uzmanına danışmanız konusunda tavsiyede bulunacaktır. Kediniz sizi ciddi bir şekilde ısırırsa veya tırmalarsa ne yapmalısınız? Bir kedinin sizi ciddi bir şekilde ısırması veya tırmalaması oldukça acı vericidir ve böyle bir şey gerçekleştiğinde daha fazla yaralanmamak için güvenlik önlemleri alınmalıdır. Kediye dokunmayın veya yaklaşmayın, özellikle de saldırının ardından oldukça gergin (ör.: Saldırgan sesler çıkarması veya vücut diliyle bunu belirtmesi) veya kedi sahibine anormal davranışlar sergiliyor gibi görünüyorsa. Yapılacak ilk şey kediyi insanlardan veya saldırıya uğrayabilecek diğer hayvanlardan uzaklaştırmaktır. Bu kedi kendi kendine oldukça korkmuş olacaktır, dolayısıyla olabildiğince sakin kalmak daha fazla olay yaşanma ihtimalini azaltacaktır. Kedinin bulunduğu odadan kendinizi veya diğerlerini çıkartabilirsiniz veya başka bir odaya kaçmasına izin vererek kediyi oraya kapatabilirsiniz. Herhangi bir olası kaçış rotasını kapatmadığınızdan emin olun ve kesinlikle kedi üzerinde hâkimiyet kurmak amacıyla ona bağırmayın, üzerine gitmeyin veya cezalandırmayın, böyle bir davranış tehditkâr olarak algılanacağından kedinin saldırganlığını kesin bir şekilde arttıracaktır. Kediyi güvenli bir alana kapattıktan sonra yaralarınızı akan suda yıkayın ve vakit kaybetmeden bir hekime başvurun. Ayrıca konuyu görüşmek için veteriner hekiminizle iletişim kurun ve saldırı esnasındaki veya sonrasındaki tavırlar ile alakalı tetikleyici sebepler ve kedinin karakterine özel tavırlar hakkında bilgi verin. Bu durumdan oldukça fazla etkilenmeniz oldukça normaldir ve olayı tekrar hatırlamak çoğunlukla zor gelecektir. Bacaklar ve kollar gibi vücudunuzun saldırıya açık noktalarını korumak oldukça önemlidir, iç mekanda geçici olarak kalın botlar ve eldivenler kullanışlı olabilir. Ayrıca kedinize bir sebeple yaklaşmanız gerekiyorsa koruma gözlükleri takmanız güvende hissetmenizi sağlayabilir. Kediler genellikle saldırı olayından birkaç saat sonra sakinleşirler ancak daima dikkatli olmak önemlidir. Kedi ısırıkları tehlikeli midir? Kedi ısırıklarının vücutta derin yaralar açması muhtemeldir. Bu yaralarda kedinin ağzındaki Pasteurella multocida gibi hastalığa sebebiyet veren bakteriler enfeksiyona sebep olabilir. Çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler kedi ısırığı ve tırmalamasının sebep olduğu tıbbi sorunlara karşı daha hassastır. Kedi tarafından ısırıldıktan sonra şişme, kızarıklık, ağrı, ateş veya baş ağrısı belirtileri görülüyorsa daima bir hekime danışın. Isırıldıktan sonra kedinin tekrar saldırmasını engellemek mümkün müdür? İnsanlara karşı gösterilen saldırganlık vakalarında ilerisi için tahminde bulunmak birçok faktöre bağlıdır, bu kedinizin ilk saldırganlık gösterdiğinde kaç yaşında olduğu, saldırganlık dönemlerine ne kadar süredir katlandığınıza, saldırganlığın ve buna bağlı yaralanmaların yoğunluğuna göre değişiklik gösterir. Kediler yaygın olarak yüzeysel çiziklere ve deriye ciddi anlamda zarar vermeyen kesiklere yol açarlar. Kendi hayvanınızın tıbbi yardım gerektirecek bir zarar vermesi ise nispeten nadir karşılan bir durumdur. Sorunun çözümünü arıyorsanız, aynı olayın tekrar yaşanıp yaşanmayacağı ile alakalı tahminde bulunmak davranışların öngörülebilirliğine ve özellikle evde yaşayan küçük yaştaki, yaşlı veya saldırıya açık bireyleri koruyup korumayacağınıza göre değişir. Bu sorunun sebeplerinin altında, tespit etmenin zor olduğu tıbbi sorunlar da yatabilir. Soruna yönelik uygulanacak davranış terapisi programı karmaşık olabilir ve bu programın sürdürülmesinde tüm aile fertlerinin tutarlı olması gerekebilir. Veteriner hekiminiz kedinizi muayene ettikten sonra dikkatli bir değerlendirme yapmanız ve uygunsa bir davranış uzmanına danışmanız önemli olacaktır. Kedinizden korktuğunuz için onu başkasına vermeyi mi düşünüyorsunuz? Kedi sahiplerinin aniden saldırganlaşan bir kedinin çevresinde gerginleşmeleri şaşırtıcı bir olay değildir. Birçoğu böyle bir olaydan sonra bir davranış programı izleme kararı almazlar. Saldırganlık konusunda tamamen açık davranmadığınız ve olayın gerçekleşmesini sağlayan tetikleyici sebeplerin eksiksiz ayrıntılarını vermediğiniz sürece hayvanı yeniden sahiplendirmek ve aynı sorunu bir başkasına aktarmak sorumsuz bir davranış olacaktır. Hayvanınızı tekrar sahiplendirmeyi üstlenen kurum bu faktörleri tespit etmek için yaşadığınız ortam ve koşulları inceler ve kedinin yaşama ortamının yalnızca değiştirilmesiyle sorunlu davranışın çözülüp çözülmeyeceğine karar verir. Her durum birbirinden farklıdır ve bu yüzden her biri ayrı bir vaka olarak değerlendirilmelidir. Saldırganlığın belirtileri nelerdir? Genellikle kedinizin (veya yaklaştığınız herhangi bir kedinin) sizin bulunduğunuz ortamda sergilediği ve dikkat etmeniz gereken saldırganlık belirtileri vardır. Aşağıdakiler bunlar arasında sayılabilir: Genişlemiş göz bebekleri, doğrudan size bakması Kuyruğunu hızlı hareketlerle bir taraftan diğerine sallaması veya vurması Tıslama, hırlama veya tükürme Kulakların başın arkasına doğru yatık veya geriye dönük olması Vücut duruşunun çoğunlukla yere yakın veya gergin olması Bu belirtilerden birini görmeniz durumunda uzak durmanız ve fiziki temas kurmamanız en iyisidir. Kedinin verdiği bu işaretleri dikkate alır ve ona yaklaşmazsanız saldırmaya teşvik etmemiş olursunuz ve bir sorun yaşanmaz. Geçmişte saldırganlık gösteren bir kediye nasıl davranmalısınız? Bu durum saldırganlığın hangi şartlar altında yaşandığına göre değişir ancak genel olarak konuşmak gerekirse, herhangi bir kedi için teması kendisinin başlatmasına izin vermek ve fiziki teması oldukça kısa tutmak en iyisidir. En azından kendinizin ne seviyede bir ilgiye tahammül ettiğini ve hoşlandığını öğrenene kadar onun başının arkasını, yanaklarını ve çenesini okşamanız uygun olacaktır. Kedinin sizinle olan etkileşiminin nitelik ve miktarını onun belirlemesine izin vermeniz daima en iyisidir. Kedi genel olarak kendisine yaklaşıldığında veya insanlara karşı gerginlik sergiliyorsa, her ne kadar zararsız da olsa yaklaşıldığında tehdit hissediyorsa ona bu durumdan kaçabilmesi için izin verilmelidir. Tehlikeden kaçmak doğal bir içgüdüdür ve bu içgüdüyü engellerseniz korkuya kapılan kedinin saldırganlaşmasına sebep olursunuz.
Stres belirtilerinin tanımlanması ve belirlenmesi Stres, kedilerdeki yaygın davranış sorunları ve yine bazı yaygın hastalıkların önemli bir unsuru (tetikleyicisi) olarak tanımlanmaktadır. Kediler diğer bazı türlerin yaptığı gibi duygularını açıkça dışa vurmazlar, streslerini açıkça göstermekten ziyade içine kapanık ve sessiz kalmaya yatkındırlar. Bundan dolayı kedi sahiplerinin hayvanlarına mümkün olan en iyi bakımı sağlamak için bu belirgin olmayan stres belirtilerini fark etmeleri gerekir. Stres tamamen kötü bir şey midir? Kedilerin vücudunda bulunan çeşitli psikolojik sistemler stres seviyesini düzenler, bunlar arasında ağırlıklı olarak HPA ekseni (hipotalamus-hipofiz-adrenalin) ve sempatik sinir sistemi etkilidir, her iki sistem de türlerin günlük yaşamıyla ilişkili kısa süreli normal seviyedeki stresle baş etmek için gelişmiştir. Bu sistemler bireyin zor bir durumla karşılaşmaya hazır olmasını sağlayan hormonların salınımını kontrol eder, bu olgu genellikle savaş/kaç veya akut stres tepkisi olarak bilinir. Ancak bu sistemler kronik veya uzun vadeli stresle başa çıkmak için yeterince gelişmiş değildir ve bu durum kedilerle davranış problemlerinin ve strese bağlı hastalıkların gelişmesinde önemli bir rol oynar. Bazı kediler neden daha fazla kronik stres geliştirmeye yatkındır? Bireyin sorunlarla baş etme yetisi hem genetik hem de çevresel faktörlere bağlıdır. Stres tepkisiyle ilişkili psikolojik sistemlerin gelişimi yavru kedi henüz doğmadan başlar ve anne kedi, gebeliği esnasında strese veya kötü beslenme koşullarına maruz kaldıysa doğurduğu yavrular da, çok sayıda yaygın davranış sorunlarına sebep olacak seviyede bir stres geliştirmeye daha yatkın olabilir ve bireyler stresle baş etmek için uygun stratejiler oluşturamayabilir. Sosyalleşme ve alışılmış ev ortamına ait görüntü, ses ve kokuların erken evrede tecrübe edilmemesi de kedinin ileriki yaşlarında oldukça büyük zorluklara sebep olmaktadır. Bu stresi nasıl fark edebilirim? Akut stres Akut stres beklenmeyen bir olay veya tehditten kaynaklanıyor olabilir ve bunu kedilerde fark etmek oldukça kolaydır. Aşağıdaki davranışlardan birçoğu belirtilerden biri olabilir: Hareketsizlik Gövde - doğrudan dört ayağı üzerine sinerek çömelir, titrer Karın - görünmez, hızlı nefes alıp verir Ayaklar - bükülmüştür Kuyruk - gövdeye yakındır Baş - gövde seviyesinin altındadır, hareketsizdir Gözler - tamamen açıktır Göz bebekleri - tamamen genişlemiştir Kulaklar - geriye doğru tamamen yatık durumdadır Bıyıklar - geriye doğrudur Ses - ağlamaklı veya uluyarak miyavlama, homurdanma veya sessiz durma Tıslama, hırlama, titreme, salya artışı İstemsiz idrar ve kaka yapma Yakınlaşıldığında saldırganlık Kronik stres Uzun sürede geliştiği için kronik stresi tanımak daha zordur ve belirtileri fark etmek daha zor olabilir, bu durumun davranış şekillerini ve alışkanlıklarını etkilemesi muhtemeldir, bunlar aşağıdaki gibidir: Beslenme, temizlenme, çiş ve kaka yapmaktan kaçınması veya çok fazla yemesi (kedinin karakterine göre değişiklik gösterir) Dinlenme süresinde artış veya sahte uyku Saklanma Bağımlılıkta artış veya sosyal olarak geri çekilme (kedinin karakterine göre değişiklik gösterir) İnsanlara/kedilere karşı savunmaya savunma amaçlı saldırganlık Aşırı ihtiyatlı olma ve fazla seviyede irkilme tepkisi (en hafif gürültüde sıçrama) Oyun aktivitesinde azalma Genel davranış alışkanlıklarında değişme, ör.: Mevsim değişiklerinden bağımsız olarak iç mekanlarda daha fazla vakit geçirme Uygunsuz yerlere çiş veya kaka yapma İç mekanlara idrar püskürtme Fazla yalanma, pika (yün yeme) Yüz bölgesi temizliğinde artış, zeminleri tırmalama Sürekli olarak yer değiştirme aktivitesi (davranış alışkanlıklarının dışında) Yönlendirilmiş saldırganlık (tehdidin geldiği yerden başka yöne saldırganlık) Kararsız davranış (yaklaşma/geri çekilme, çoğunlukla aynı zamanda birbiriyle çatışan sinyaller) Kediler neden strese girer? Kedinizin strese girmesine sebep olan muhtemel faktörler onun ilişki içerisinde olduğu insanlar ve çevresinden kaynaklanabilir ancak kedilerin deneyimlediği stres büyük oranda kendi türleriyle alakalıdır. Eğer kediniz geçinemediğini kedilerle aynı ortamı, kaynakları paylaşıyorsa ve kedi nüfusunun yüksek olduğu bir yerde yaşıyorsa bu onun için bitmek bilmeyen bir kâbusa dönüşebilir. Maalesef bazı kedi sahipleri kedilerinin stres seviyesinin artışında istemsiz de olsa rol oynayabiliyorlar. Bazı kedi sahipleri, kedilerle beklediklerinden daha fazla temas kurarak onlara karşı fiziki olarak kaba davranışlar sergileyebiliyorlar. Bazıları ise kedilerin çoğunlukla nasıl karşılık vermeleri gerektiğine karar veremedikleri tutarsız yaklaşımlar sergileyebiliyorlar. Kedinizin bakımıyla alakalı konuları değerlendirirken yaşadığı ortam en son düşünmeniz gereken konuymuş gibi gelebilir çünkü insanlar; evcil hayvanlarının güvenliğini sağlamanın ve onları sevmenin en önemli şey olduğunu düşünmeye meyillidir. Ancak iç mekânlarda kapalı kalmak, sıkılmak, saklanma alanlarına veya tuvalet kaplarına erişimin kısıtlanması gibi örnekler kedilerde oldukça fazla stres oluşturabilir. Kedimin stresini dindirmek ve önlemek için ne yapabilirim? Hem türünün özelliklerini hem de onu bir birey olarak dikkate alıyor ve ihtiyaçlarına uygun bakımı sağlayabiliyorsanız, kedinizin kronik stresini engellemek ve bunu azaltmak için büyük bir şansa sahipsiniz demektir. Unutmayın ki, kedinizin strese girmesine sebep olan şey sizin hiç endişelenmediğiniz bir konu da olabilir. Kediler kendi kendilerini korurlar, sürekli olarak risk değerlendirmesi yaparlar, bulundukları her yeni bölgede veya sosyal karşılaşmada tehdit ve tehlikeyi araştırırlar. Bu sebeple hayatları tutarlı alışkanlıklardan oluştuğunda kendilerini güvende hissederler, onlar için belli seviyedeki öngörülebilirlik ve bildikleri unsurlardan oluşan ortam güvenlidir. Davranışlarınızda öngörülebilir olmanız ve günlük rutinler oluşturmanız stresi büyük ölçüde ortadan kaldırır. Baktığınız kedilerin sayısı dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir, özellikle de yerleştiği bölge hali hazırda ciddi sayıda bir kedi nüfusuna sahipse bu kedi üzerinde fazladan bir baskıya sebep olabilir. Kediniz (veya kedileriniz) için evinizde sağladığınız kaynakların miktarı (ör.: Yemek ve su kapları, kedi tuvaletleri, yataklar, saklanma alanları, tüneme yerleri, tırmalama tahtaları, oyuncaklar vb.) daima ihtiyaçlarını karşılayacak seviyede olmalıdır. "Her kedi başına fazladan bir kaynağı (mama ve su kabı vb.) farklı konumlara yerleştirmek" uygun kaynak miktarını sağlamak için kullanabileceğiniz iyi bir formüldür. Kedinizle ilişki kurmak daima zordur, ancak onun bir birey olarak duygusal ihtiyaçlarına anlayışla yaklaşmak stresten arınmış bir yaşam sağlamanın anahtarıdır. Öz güveni yerinde ve sosyal bir kedi çekingen veya yavruyken uygun şekilde sosyalleşmemiş olan bir kediye kıyasla daima daha fazla ilgi bekler. İletişimi kedinizin başlatmasına izin vermek ise muhtemelen onun istediği nitelikte ve miktarda şefkat göstermenin en kolay yoludur. Kedinizin dışarı çıkmasına izin veriyorsanız, gezintinin zamanlamasına sizden çok kedi karar vermelidir. Eğer bölge birden fazla kedi tarafından farklı zamanlarda paylaşılıyorsa, gün içinde kedinizin kendisini güvende hissettiği veya bahçede diğer kediler bulunurken daha tehlikeli olduğunu hissettiği belli zamanlar olacaktır. Kediler, belli bireylerin bölgede bulunduğu zamanları bildiren ve mesaj niteliğindeki kokulardan yararlanan karmaşık bir iletişim sistemine sahiptir, bu sebeple biraz temiz hava almak için en uygun zamanı kediniz seçecektir. Kediniz yalnızca içeride yaşıyorsa, sağlayacağınız dinamik ve güç sarf edebileceği bir ortam egzersiz ve eğlence ihtiyacını karşılayarak kedinizi sıkılmaktan ve mutsuzluktan koruyacaktır. Kediler duygusal ve fiziki sağlıklarını korumak için kedi gibi davranmalıdırlar, örneğin tırmanacakları nesneler sağlamak gibi onlara doğal yaşam alanındaki ortamı sunmak önemlidir. Kedinizin muhtemel bir stres geliştirmeyeceği bir yaşam beklemek imkânsızdır ancak bu stresi tetikleyen faktörlerin neler olduğunu belirlemek ve en aza indirmek kronik strese yol açan muhtemel sorunları azaltacaktır.
1
2
3