Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz.
Onceki
Kapat
Bekleyiniz, resim yukleniyor...
Sonraki
Sonraki
PetVet
Pzt - Ct  09:30 - 20:00
Pazar  10:00 - 18:00

Kedi Lösemi Virüsü (FeLV) kedilerde dünya çapında rastlanan çok ciddi bir viral enfeksiyondur.


FeLV “onkornavirüs” (oncornavirus) olarak bilinen bir virüs grubunda yer alır ve bu virüslerle enfekte olan bireylerde tümör (kanser) gelişme olasılığı oldukça yüksektir.

FeLV ile enfekte olan kedilerde; lenfoma (bir çeşit beyaz kan hücresi olan lenfositlerden köken alan kan kanseri), lösemi (kemik iliği kanseri) ve bazı diğer tümörler gelişebilmektedir.

Bununla birlikte FeLV enfeksiyonunun diğer kötü etkileri arasında; bağışıklık sisteminin çok şiddetli olarak baskılanması ve/veya şiddetli anemi gelişimi mevcuttur. Genellikle kediler, tümör gelişiminden çok, bu komplikasyonlardan dolayı hayatlarını kaybetmektedirler.

Ancak, etkili aşıların geliştirilmesi ve teşhisde kullanılan testler (enfekte olmuş kedileri tanımlamak için) ile viral enfeksiyonun görülme sıklığı büyük ölçüde azaltılsa da, FeLV kediler için halen önemini koruyan ciddi bir hastalıktır.


FeLV nedir ve nasıl yayılır?

Kedi lösemi virüsü (FeLV), onkornavirüs olarak bilinen bir gruptaki retrovirüs ailesine aittir. Onkornavirüsler, diğer etkilerinin yanı sıra kanser gelişimine sebep olan bir grup virüstür (bazıları insanları, diğerleri ise hayvanları etkiler).

İlk olarak 1964’te keşfedilen FeLV, yalnızca kedilerde hastalığa sebep olur.

FeLV; kedilerin hastalanması ve maalesef ölümünde önemli bir sebeptir. Kalıcı olarak virüsle enfekte olan kedilerde; anemi, bağışıklık sisteminin baskılanması veya kanser gibi çok sayıda ciddi hastalığın gelişme riski oldukça yüksektir.

FeLV tanısı konulmuş enfekte kedilerin %80-90’ının 3-4 yıl içinde hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir.

Kalıcı olarak virüsle enfekte olmuş bir kedinin salyasında çok sayıda virüs bulunur, potansiyel olarak dışkısında, idrarında ve sütünde de virüs bulunmakta olup; bu virüsler vücut sıvıları ile dışarı atılır. Ancak virüs oldukça zayıftır ve açık havada hiçbir zaman hayatta kalamaz.
 
Hastalığın çoğunlukla uzun süreli sosyal temas yoluyla (birbirini yalama, virüsün ağız yoluyla alınmasını sağlayan yiyecek kapları ve tuvalet paylaşımı vb.) bulaştığı düşünülmektedir.

Bununla birlikte, virüs ısırma yoluyla da geçebilir. Veya, dişi kedi tamamen enfekte olmuşsa, kedinin doğurduğu kedilerin tümü de enfekte olur (bunun yanı sıra gebeliğin doğumdan önce sonlanması/resorbe olması da görülür). Genel olarak sağlıklı ev hayvanlarının %1-2’si FeLV ile enfekte olmuştur, ancak hasta kedilerde/sokak kedilerinde daha yaygın olarak görülür, ayrıca aktif erkek kedilerde de fazla yaygındır.




FeLV enfeksiyonunun ardından gelen sonuçlar

Kediler çoğunlukla ağız yoluyla ve virüsü yutarak enfekte olurlar. Virüs lokal olarak dokuda ürer ve hızla komşu lenfoid dokuya (bağışıklık sisteminin parçası) yayılır.

Virüs, lenfosit ve monositler (bağışıklık sistemini oluşuran beyaz kan hücreleri) üzerinden vücuda, birkaç hafta içinde de kemik iliğine yayılır.

Eğer virüs, kemik iliği hücrelerinde çoğalarak prodüktif enfeksiyon oluşturursa, kedi artık virüs ile kalıcı olarak enfekte olmuş olur. Virüse karşı bir bağışıklık (tepki) gelişecektir, ancak bu her zaman etkili bir cevap olmaz. Enfeksiyonun ardından çok sayıda hastalığın ortaya çıkması mümkündür;
 
  • Bazı kediler, virüse maruz kaldıktan sonra virüsü tamamen ortadan kaldıracak etkili bir bağışıklık tepkisi geliştirebilirler. Enfeksiyon karşısında tamamen iyileşen kediler bağışıklık kazanırlar, ancak buna oldukça nadiren rastlanır.
     
  • Bazı kediler güçlü bir bağışıklık tepkisi geliştirip enfeksiyonu durdurarak “regresif enfeksiyon” (gerileyen enfeksiyon) oluşturabilirler, bu durumda virüs hala bazı hücrelerde bulunabilir ancak etkili bağışıklık tepkisi, virüsün geniş çapta üremesini durdur. Bu kediler nadiren FeLV’ye bağlı hastalık geliştirirler ve virüs bulaştırırlar.
     
  • Bazı kediler virüsün kemik iliğindeki üremesini kontrol altına alamayabilirler. Yeni kan hücrelerinin oluşmasını sağlayan kemik iliğindeki yeni hücreler de virüsle enfekte olmuş olabilir. Virüs; hücrelerde, vücutta dolaşan kan hücrelerinde ve idrar kesesi, bağırsaklar ve tükürük bezleri gibi dokularda  bulunabilir. Bunlar ‘kalıcı viremi’ (virüsün kanda sürekli olarak bulunduğu anlamına gelir), veya ‘ilerleyici enfeksiyon’ gibi sürekli enfeksiyona sahip kediler olarak tanımlanır. Bu kedilerde FeLV’ye bağlı hastalıkların gelişmesi kuvvetle muhtemeldir.
     
  • Nadir durumlarda kedide tipik olmayan veya bölgesel enfeksiyon gelişebilir, bu durum kısmi olarak etkili bağışıklık tepkisinin virüsün sebep olduğu prodüktif enfeksiyonu büyük ölçüde engellemesidir, ancak belli dokularda aktif üreme oluşabilir (idrar kesesi veya meme bezleri gibi).


FeLV enfeksiyonunun etkileri

Progresif FeLV (kalıcı viremi) enfeksiyonunun en yaygın etkileri:
 
  • İmmünosüpresyon - normal bağışıklık tepkilerinin baskılanması. Bağışıklık sisteminin çökmesine bağlı, sekonder hastalık ve enfeksiyonların oluşması FeLV'ye bağlı enfeksiyonların %50 sinde görülür.
     
  • Anemi - FeLV’ye bağlı anemi, kemik iliğindeki öncül kırmızı kan hücrelerinin viral olarak baskılanması da dahil olmak üzere çeşitli yollardan gelişebilir. Anemi FeLV'ye bağlı olarak gelişen hastalıkların % 25'ini oluşturur.
     
  • Neoplazi - FeLV enfeksiyonu bulaştığı hücrelerin DNA’sına (genetik malzeme) zarar vererek tümörlerin oluşmasına sebep olabilir (çoğunlukla lenfoma veya çeşitli lösemi türleri). Bu, %15 ihtimalle FeLV'ye bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Neoplazi, FeLV sebebiyle oluşan geniş hastalık yelpazesinin yalnızca bir kısmı olmasına rağmen, FeLV ile enfekte olmuş bir kedinin lenfoma geliştirme ihtimali; enfekte olmamış bir kediye oranla yaklaşık %50 daha fazladır.
     
  • Diğer hastalıklar - deri hastalıkları ve üreme sistemi sorunları gibi çok çeşitli hastalıklar.

FeLV ile enfekte olmuş bir kedide gelişen hastalığın türü, kediyi enfekte eden virüsün tipine bağlıdır. FeLV’nin en az dört farklı türü (veya alt türler) bilinmektedir ve bunlar A, B, C ve T olarak sınıflandırılmıştır. Bu alt türlerin bazıları büyük oranda immunosüpresyona (bağışıklık sisteminin baskılanması) sebep olurken, diğerlerinin anemiye sebep olma ihtimali yüksektir.


FeLV enfeksiyonunun bulguları

İmmunosüpresyon (normal bağışıklık tepkilerinin baskılanması), FeLV ile enfekte olmuş kedilerin klinik bulguları arasında, tek başına en çok karşılaşılandır. Bu kedilerde tipik olarak zaman içinde kedinin durumunu sürekli olarak kötüleştiren çeşitli kronik (kalıcı) ve/veya nükseden hastalıklar gelişir. Bu bulguların hepsi kedilerin bağışıklık tepkisi ve diğer hastalık veya enfeksiyonlarla savaşma yetisinde sürekli bir kötüleşmeye sebep olur. Klinik bulgular son derece çeşitlidir ancak bunlar arasında ateş, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve kalıcı veya tekrar eden solunum, deri ve bağırsak problemleri bulunur. Bu koşullardan kaynaklanan çeşitli klinik bulguların yanı sıra FeLV’de anemi ve neoplazilere sıklıkla rastlanır.


FeLV enfeksiyonunun teşhisi

Günümüzde FeLV teşhisinde kullanılan güvenilir test kitleri mevcuttur.

Klinik bünyesinde bulunan kan testleri birçok veteriner hekim tarafından kullanılır (bunlar genellikle ELISA testleri veya immünokromatografi temellidir). Bu testler genellikle virüsle kalıcı olarak enfekte olmuş kedilerin kanında bulunan FeLV virüsünün üremesi esnasında üretilen bir proteini saptarlar.

Bu testler hızlı ve genellikle güvenilirdir. FIV (kedi immünyetmezlik virüsü) enfeksiyonun klinik bulguları FeLV enfeksiyonununkine benzer olduğu için bu kitler sıklıkla FIV için de kullanılır. Bazen yalancı pozitif ve negatif sonuçlar elde edilebilir bu yüzden beklenmedik bir sonuçla karşılaşıldığında genellikle bir doğrulama testi gerçekleştirilir.

Doğrulama testi için, kan örneği sıklıkla uzman bir veteriner laboratuarına gönderilir.
 
  • Virüs izolasyonu - bu test ile virüsün laboratuar kültürü kullanılarak kandaki virüsün kendisini saptanır.
     
  • İmmünofloresan - bu test kan hücrelerinde (antijenler) bulunan viral proteinleri saptar.
     
  • PCR (Polimeraz Zincir Reaksiyonu) - bu test virüsün genetik materyalini saptar.

Kedinin durumunu doğrulamak amacıyla testin tekrar edilmesi için bazen 12-16 hafta geçmesi gerekir - Kedi virüse çok yakın zamanda maruz kaldıysa virüs için yapılan test negatif çıkabilir. Bununla birlikte, test sonucu çok kısa süre önce enfekte olan kedilerde bazen pozitif de çıkabilir ve bu sayede enfeksiyon iyileştirilebilir. FeLV pozitif kedilerin tümü, yayılmanın engellenmesi için diğer kedilerden izole edilmelidir.


FeLV enfeksiyonunun tedavisi

FeLV enfeksiyonunun tedavisi maalesef yoktur ve uygulama çoğunlukla semptomatik ve destekleyici terapiyi hedefler. Uygulamalar arasında şunlar bulunur:
  • Hızlı teşhis ve ikincil enfeksiyonların tedavisi yapılır. Ancak hastada bağışıklık sisteminin çökmüş olması terapiye verilen tepkiyi yavaşlatacağı için daha uzun süreli terapi gerekebilir.
     
  • Yüksek kaliteli besin desteğinin sürdürülmesi ve sağlığa zarar verme riski taşıyan çiğ yiyeceklerden kaçınılması.
     
  • Rutin olarak yılda iki kere veteriner hekim kontrolü, parazite ve pireye karşı düzenli uygulamalar ve aşı gibi önlemlerin yanı sıra iyi bir önleyici sağlık bakım programı.
     
  • Enfeksiyonun diğer kedilere yayılmasını ve enfeksiyona sebep olan diğer maddelere maruz kalmayı engellemek için enfekte olmuş kedileri kapalı yerde tutmak.
     
  • Bazı durumlarda, destekleyici terapi; kan nakli ve anemiyi kontrol altında tutan ilaçları kapsayabilir.
     
  • Kemoterapi - FeLV’ye bağlı lenfomanın kontrol altında tutulması için kullanılabilir. FeLV enfeksiyonuyla ilişkili vakalar için tahminde bulunmak daima çok zor olmasına rağmen bazen terapiden iyi cevap alınmaktadır.

FeLV enfeksiyonunu tedavi edebilecek bir tedavi bulunmamakla birlikte bazı ilaçlar virüsün üremesini azaltmaya yardımcı olabilir ve enfekte olmuş kedilerin durumunu iyileştirebilir.
 
  • İnterferon - bazı ülkelerde rekombinant kedi interferonu omega mevcuttur - bu ilacın FeLV ile enfekte olmuş kedilerde bazı klinik faydalar sağladığı öne sürülmektedir, ancak bu etki mevcutsa bile oldukça küçüktür.
     
  • AZT (azidotimidin) - insanlarda HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan anti-viral ilaçlardan birisidir ve FIV enfeksiyonunun bazı vakalarında yardım sağlayabilir. FeLV’nin üremesini azaltmaya yardımcı olmasına rağmen, kedilerde iyi yönde herhangi bir klinik etkiye sebep olduğuna dair çok az kanıt mevcuttur.
     
  • Raltegravir - insanlarda HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan bir ilaçtır ve FeLV ile enfekte olmuş kediler üzerinde yakın zamanda yürütülmüş deneyler ilacın küçük ölçüde yardımcı olabileceğini göstermektedir. Bu ilacın iyi tolere edildiği ve FeLV'nin üremesini azalttığı görülmesine rağmen bu ilacın klinik yararlarının hala belirlenmesi gerekmektedir.


FeLV enfeksiyonunun kontrol altına alınması

Kedilerin FeLV’ye maruz kalmalarını engellemek için çalışmalar yapılabilir. Bunlar aşağıdakileri kapsar:
 
  • Mümkünse, tüm kedilerin FeLV ve FIV ile enfekte olup olmadıklarını bilmek.
     
  • Herhangi bir FeLV (veya FIV) pozitif kedinin diğer kedilerden ayrı tutulması ve virüsün diğer kedilere yayılmasını engellemek için enfekte kedilerin iç mekanlarda tutulması.
     
  • FeLV aşısının başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Çok sayıda aşı mevcuttur ve bunların enfeksiyona karşı genellikle iyi seviyede bir koruma sağladığı görülmektedir. Yavru kediler FeLV enfeksiyonuna yakalanmaya daha yatkındır ve bir yavru kedinin maruz kalabileceği ortamlar genellikle belirsiz olduğu için, tüm yavru kedileri FeLV’ye karşı rutin olarak aşılamak oldukça mantıklıdır (ideal olarak her yıl takviye aşısıyla desteklenir). Sonraki aşılar maruz kalma riski esas alınarak uygulanmalıdır (ör.: Tek evde yaşayan bir ev kedisinin FeLV’ye maruz kalma riski yüksek olmadığı için aşı uygulanmayabilir ancak aynı anda hem içeride hem de sokakta bulunan bir kedi için aşılama önemlidir).


Hastalığın Seyri

Kalıcı enfeksiyona sahip bir kedi için tahminde bulunmak oldukça zordur. Bir çalışmaya göre FeLV ile enfekte olmuş kediler enfeksiyon teşhisi koyulduktan sonra ortalama 2,5 yıl yaşamıştır, aynı yaştaki enfekte olmamış kediler ise 6,5 yıl yaşamıştır.