Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz.
Onceki
Kapat
Bekleyiniz, resim yukleniyor...
Sonraki
Sonraki
PetVet
Pzt - Ct  09:30 - 20:00
Pazar  10:00 - 18:00

Diyaliz

Akut Böbrek yetmezliklerinde (ARF) altta yatan sebebe bakılmaksızın peritoneal dializ veya hemodiyaliz gerekebilir. Çok yaygın olmasa da veteriner hekimlikte bu tip yöntemlerle tedavi artık yapılabilmektedir.

Ancak bu tarz girişimlere karar vermeden önce hasta sahibi konu ile ilgili bilgilendirilmeli ve temel endikasyonlar ve kontraendikasyonlar açıklanmalıdır.
Dializ; azotemi (üre)’nin düşürülmesi, ciddi derecedeki elektrolit dengesizliklerinin düzeltilmesi, asit-baz denge bozukluğunun ve/veya overhidrasyonun (aşırı sıvı yüklenmesinin) düzeltilmesi için tedavi seçeneği olarak kullanılabilir.

Ayrıca intoksikasyonlara (ilaç veya toksin zehirlenmesi) bağlı Akut Böbrek Yetmezliği (ARF) veya idrar yollarında tıkanıklık (operasyona alınması gereken hastalarda değerleri düzeltebilmek adına) veya son dönem böbrek yetmezliğinde (CRF) medikal tedaviye yanıt alınamadığı durumlarda, renal transplantasyona (böbrek nakline) uygun hastayı organ nakline hazırlamak için stabilize etme durumu söz konusu olduğunda uygulanabilir.

Hemodiyaliz ve peritoneal diyaliz veteriner hekimlikte on yıldan fazla süredir kullanılmaktadır.


Renal Transplantasyon (Böbrek Nakli)

İlk başarılı böbrek nakli 1987 yılında USA California Davis üniversitesinde Dr. Clare Gregory tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu zamandan itibaren dünyanın değişik bölgelerinde kronik böbrek yetmezliğinde böbrek nakli yöntemi ilgili merkezlerde yapılmaktadır. Hasta sahiplerinin bu yöntemin bir tedavi yöntemi olmadığını anlaması gerekmektedir. Bu nakil ile elde edilmek istenen amaç, kalan hayatın kalitesini arttırmak ve aksi takdirde yaşamın mümkün olmadığıdır.

Transplantasyona karar verilebilmesi için geri döndürülemeyen ARF (Akut Böbrek Yetmezliği) veya erken dönem CRF (Kronik Böbrek Yetmezliği) dekompenzasyonun (yetmezliğin) gelişmesinden önce olmalıdır. Genel durumu bozulmuş olmamalı ve devam eden başka bir hastalığının da olmaması gerekmektedir.

Ayrıca belirgin kardiyak hastalığı olan, FELV, FIV, Üriner sistem problemi, diabeti olan veya kontrol altında tutulamayan bir hypertroidi olan veya neoplazisi olan hastalar transplantasyon için uygun olmayan adaylardır. Kedilerin ayrıca tedaviye uyumlu bir karakter içermesi ve çok hırçın olmaması da önemlidir.

Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler internet üzerinden uygun linklerden edinilebilir.


Kök Hücre Tedavisi

Kök hücre tedavisi, zarar görmüş veya hasar almış normal vücut hücrelerinin yenilenme kabiliyeti ve kapasitesini arttırmak için onları uyaran, hücrenin ilk oluşum aşamasında daha doku hücreleri olarak ayrışıp, özel kimliklerine erişmeden önce, hücrenin en ilk ve doğal hali olan aşamasında esas alınan ve birincil yapısından gelen “kök hücre”lerden yararlanılan bir tedavi şeklidir. Adı da üstünde bahsi geçen bu hücreler, “hücrelerin tanrısı” da olarak nitelendirilebilir. Herhangi bir spesifik yapısına daha kavuşmadan önceki aşamada bulunan (örn: bir böbrek veya karaciğer hücresi olmadan önceki evre), uzun süreli olarak kendi kendine yenilenebilen bir yapıda olan hücre özleridir.

Yetişkin kök hücreler farklı şekillerde, farklı dokulardan elde edilebilir. Sadece embriyonik kökenli kök hücrelerin üretilmesi etik açıdan uygun olmayan bir durumdur.

Mezenşimal kök hücreler, yetişkin kök hücrelerinin en çok kullanılan şekillerinden biridir ve multipotent olarak ayrılabilir. Bunlar başka hücrelere dönüşebilir fakat her doku tipine uygun olarak dönüşmeyebilirler.

Mezenşimal kök hücreler, vücudun herhangi bir hücresinden edinilebilirler. Yaygın olarak yağ doku ve kemik iliği dokularından elde edilirler. Bununla beraber bu konuda çalışmalar hala devam etmekte olup, geliştirilmektedir.

Kök hücreler, otolog olarak hastanın kendi hücrelerinden elde edilebilir. Veyahut; sağlıklı bir donörden alınacak hücrelerden allojenik yolla elde edilebilmektedir. Allojenik terapinin de en az otolog kadar yararlı olduğu düşünülmektedir. Çünkü bu hücreler immun sistem tarafından ayrıcalıklı etki yaratarak immun sistemi uyarmamak üzere ayrıcalıklıdırlar. Fakat otolog hücrelerin sistemde daha uzun süre kaldığı ve daha uzun etkili olduğu bilinmektedir.

Genç hayvanlardan alınan örnekler ise, daha uzun yaşama kapasitesine ve daha yoğun olarak üreme-çoğalma kapasitesine sahip olabilmektedir. Teropatik skalasının yüksek olmasından dolayı özellikle geriatrik (yaşlı) hastalarda genç donörlerin kullanılması bir artı yön olarak düşünülmelidir.

Fakat hastalığının yani böbrek yetmezliğinin ileri aşamasında bulunan hastalarımızda hücre yenilenmesinin çok yavaş ve kalitesiz olmasından dolayı, otolog - böbrek içi mezenşimal kök hücre uygulamalarının işe yarama oranı ve beklentisinin yüksek olması beklenemez.

Kök hücreleri en iyi elde edebileceğimiz yerler adipoz dokular yani yağ dokusu ile kemik iliği hücreleridir. Çünkü bu hücreler kolayca diğer organlara modifiye olmakta ve uyum sağlamaktadır. Örneğin; yağ hücrelerine, kıkırdak hücrelerine, kemik hücrelerine dönüşebilmektedir.

Yapılan bazı çalışmalarda, kök hücre tedavisinin böbrekler üzerinde koruyucu etkisi olduğunu; böbrek içi iltihaplanma ve infiltrasyonları, fibroz dokuları ve glomerular sklerosisi azaltmada etkisi olduğu kanıtlanmıştır.

Kök hücre tedavisinden sonra hastalarda genel klinik durumunun iyiye gittiği ve kilosunun, kreatin-BUN-kan basıncı ve hematokrit değerleri düzeylerinde düzelme olduğu gözlenmiştir.

Ayrıca VEGF’e (vasküler endotelial büyüme faktörü) etki ederek vasküler sistemin sağlamlaşmasında olumlu etkisi olur. Bağışıklık sistem hücrelerini olumlu yönde uyararak hücre ve doku yenilenmesine katkıda bulunur.

Tekrarlanan kök hücre uygulamaları, tek doz uygulamaya nazaran daha etkili olduğu kanıtlanmıştır. Birçok değişik yolla kök hücre uygulaması yapılmaktadır.

Bunlardan örnek vermek gerekirse - intraparanşimal (doku içi), eklem içi, damar içi uygulamaların daha etkili olduğu öngörülmektedir.

Çalışmalar sonrasında net bilgilerin olmamasının ve net bir kanıya varılmamasının nedeni; fareler üstünde yapılan deneylere göre varılan sonuçlar dolayısıyladır. Deneylerde sağlıklı farelerin her birinin böbreklerinin 5/6’sının çıkartılması ve üstünden fazla zaman geçmeden mezenşimal kök hücre uygulamasının başlanması sonucunda veriler elde edilmiştir. Bunun sonucunda böbrek yetmezliklerinin hangi aşamada tanıya varılması ve çok ilerlemiş vakalarda, artık böbreklerin işlevini tamamen yitirmesine yakın bir konumda iken başlanacak olan kök hücre terapisinin ne kadar olumlu katkı sağlayacağı konusunda herhangi bir fikir birliğine varılmamıştır.

Köpekler üzerinde böbrek yetmezliğine katkısı açısından herhangi bir deneme yapılmamıştır. Alınan veriler sadece kediler üstünde yapılan deneylerden gelmektedir.

Kediler üstünde yapılan deneylerde 6 kedi üstünde uygulanmıştır. İleri seviye böbrek yetmezliği olan kediler seçilmiştir. Fakat bu terapinin olumsuz yanları; uygulamanın böbrek içine yapılması gerektiği ve bu uygulama sırasında sedasyon gerektiği için klinik kullanımı açısından kullanışlı ve efektif olduğu düşünülmemektedir. Özellikle sedasyon riskleri, yaşlı hayvanlarda oluşan olumsuz sonuçlar ve kötüleşen böbrek değerlerini değerlendirirsek, kök hücre tedavisi bu vakaların aleyhinde bir sonuç verecektir. Son yapılan çalışmalarda kan işeme şikayeti ile gelen bir sağlıklı kediye intrarenal amniyotik sıvı kökenli (allojenik) kök hücre tedavisi uygulanmıştır ve bu prosedürün klinik açıdan kullanıma pek de uygun olmadığı kaanatine varılmıştır.

Ayrıca yapılan çalışmalarda IV şekilde dondurularak saklanan kök hücrelerden yapılan kök hücre terapisi gören kedilerin 2 haftalık bir çalışma sonucunda serum kreatin düzeylerinde belirgin bir düşüş görülmüştür. Fakat bir yandan da klinik olarak iyileşme göstermemişlerdir ve bu sonuçlar yalnızca laboratuvar kısmında kalmıştır. Yani kreatin düşüş oranının klinik hiçbir yansıması gözlemlenmemiştir.

Bu terapinin yan etkilerinden bahsetmek gerekirse kusma ve solunum sayısında ve eforunda artma şeklinde bahsedebiliriz. Anlık yüksek doz dondurulmuş kök hücre terapisinden; yan etkilerinden ve riskinden dolayı kaçınılması gerekmektedir.

Bu tedavinin immunmodülatör (bağışıklığı düzenleme) kapasitesi daha tam olarak araştırılmamıştır ve yapılan araştırmalar sadece yüzeysel düzeyde kalmakta, beraberinde soru işaretleriyle birlikte gelmektedir. Veteriner hekimlikteki yeri ise böbrek fonksiyonlarındaki küçük gelişmelerden ibarettir. Günümüzde bu tedavinin işe yarama durumu daha deneyimlenmemiş ve dolayısıyla kanıtlanmamıştır. Araştırmalar günümüzde devam etmektedir.

Diğer bir yandan ise her canlının yaşam ömrü aslına bakarsanız hücrelerinin yaşam ömrünü yansıtmaktadır. Ölümsüzlüğün mümkün olmaması gibi, kök hücre tedavisini de kurtarıcı ve tamamen çözüm tedavi olarak düşünülmemeli, palyatif (geçici) açıdan ve hayvanlarımızın refahını sağlamak açısından; hasta sahibinin isteği üzerine kronik böbrek yetmezliği vakalarında denemek isteyebileceği ve herhangi bir bilimsel kesin kanıta dayanmayan yeni bir araştırma-geliştirme aşamasındaki destek tedavi yöntemlerinden biridir.

 

İlgili yazılar: