Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz.
Onceki
Kapat
Bekleyiniz, resim yukleniyor...
Sonraki
Sonraki
PetVet
Pzt - Ct  09:30 - 20:00
Pazar  10:00 - 18:00
Dr. Emel Başaran, 1990 yılında Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesinden mezun olmuştur. Mezuniyet sonrası Amerika Birleşik Devletlerinde 1992-1994 yılları arasında Aquajito Veterinary Hospital Monterey California’da visiting veteriner hekim olarak mesleki bilgi, görgü ve becerilerini geliştirmiştir. 1994 - 1996 yılları arasında Hengelo Hollanda’da özel bir küçük hayvan kliniğinde çalışmalarını sürdürmüştür. 1996 yılında Değirmendere/Gölcük’te kendi küçük hayvan veteriner kliniğini açmıştır. Aynı yıl Uludağ Üniversitesi Parazitoloji Anabilim dalında doktora çalışmalarına başlamıştır. 1996 yılında Kedi ve Köpeklerde Viral ve Riketsiyal hastalıkların hızlı tanısı amacıyla kullanılan kitlerin üreticisi İsrail Biogal firmasında eğitim almış, 1996-2000 yılları arasında Türkiye’de bu alandaki ilk uygulama olan kitlerin ithalatçısı firmanın danışmanlığını yapmıştır. 1999 yılında Kocaeli Depreminden sonra İstanbul’a taşınmış olup, 1999-2000 yılları arasında doktora çalışmalarına ağırlık vermiştir. 2001 yılında Acıbadem/Kadıköy’de PetVet Küçük Hayvan Kliniğini açmıştır. Uludağ Üniversitesi Parazitoloji Anabilim doktora eğitimini 2002 yılında tamamlayarak Dr. ünvanını almıştır. Yurtdışı ve yurt içinde düzenlenen eğitim seminerleri ve kongrelerine iştirak ederek mesleki gelişimini sürdürmektedir. Dr. Emel Başaran İstanbul Veteriner Hekimler Odası, Türkiye Küçük Hayvan Veteriner Hekimleri Derneği, British Small Animal Veterinary Association (BSAVA), International Society of Feline Medicine (ISFM) ve Cornell Feline Health Center (Cornell University) üyesidir.
Kronik böbrek hastalığı (KBH / CKD-Cronic Kidney Disease); zaman içinde böbrek fonksiyonlarının kalıcı bir şekilde kaybolması ile oluşur. Sağlıklı böbrekler, özellikle kanı filtrelemek ve zararlı maddeleri idrar ile atmak gibi birçok önemli işlevi yerine getirir, bu nedenle böbrek fonksiyonu ile ilgili problemler bir kedi için çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir. Klinik Bulgular KBH'li kedilerde, normalde böbrekler tarafından süzülen kan dolaşımındaki atık ürünlerin ve diğer bileşiklerin vücutta birikmesi söz konusudur. Bu biriken toksik ürünler kedilerin hasta hissetmesine neden olur; bunun sonucunda halsizlik, iştahsızlık ile zamanla kilo kayıpları ile karşılaşılır. Ayrıca idrarlarını uygun şekilde konsantre etme yeteneğini kaybedebilirler ve sonuç olarak daha fazla miktarda idrar yaparlar ve telafi etmek için daha fazla su içebilirler. İdrarlarıyla atılan protein ve vitaminlerin kaybı; metabolizmanın bozulmasına ve kaslarınının erimesine, kedinin zayıf ve cildinin kuru, tüylerinin mat ve sağlıksız görünmesine neden olur. Ayrıca; gözler, beyin ve kalp dahil olmak üzere bir dizi önemli sistemin işlevini etkileyebilecek yüksek kan basıncı (hipertansiyon) şekillenebilir. Yüksek kan basıncı da halsizlik ve uyuşukluk gibi belirtilere yol açar. KBH'li kedilerde uyuşukluğun bir başka nedeni, kanlarında asit birikmesidir. KBH'li kedilerin böbrekleri, bu bileşikleri uygun şekilde atamayabilir, bu da etkilenen kedilerin, vücuttaki çeşitli organ sistemlerinin işlevini önemli ölçüde etkileyebilecek bir durum olan kan asidifikasyonuna veya asidoza eğilimli hale getirebilir (asit seviyesinin artması). Böbrekler ayrıca kırmızı kan hücrelerinin üretimini sağlayan eritropoetin hormonunun üretilmesinden sorumludur. Bozulan böbrek yapısı yüzünden bu hormon üretiminin aksaması sonucunda KBH kedilerde zamanla anemi şekillenir. Kanlarındaki kırmızı kan hücrelerinin konsantrasyonunun azalması sonucunda kedilerin diş etlerinin soluk pembe görünmesine veya ciddi durumlarda beyazımsı renge bürünmesine ve ileri derece halsizliğe ve iştahsızlığa neden olur. Teşhis Böbrek fonksiyonunu değerlendirmek için, genellikle sağlıklı böbreklerin normal olarak filtrelediği atık ürünlerin ve diğer bileşenlerin konsantrasyonlarını değerlendirmek için kan testlerine ve idrar analizine başvurulur. Kan testleri ile öncelikle iki önemli atık ürünün konsantrasyonunu belirlenir: kan üre azotu (BUN) ve kreatinin (Cr), ancak kreatinin genellikle böbrek fonksiyonunun daha spesifik bir göstergesi olarak kabul edilir. Bu bileşiklerin kedinizin kanındaki konsantrasyonundaki artış, böbreklerinin düzgün çalışmadığını gösterebilir, ancak bu değerler bir dizi faktör ışığında yorumlanmalıdır. Diğer kan bileşenlerinin konsantrasyonları, elektrolitler (sodium ve potasyum), kalsiyum fosfor, tam kan (özellikle kırmızı kan hücreleri ve proteinlerin oranları) KBH’nin evresini belirlemede önemlidir. Son zamanlarda, protein metabolizmasının bir atık ürünü olan “simetrik dimetil arginin” (SDMA) konsantrasyonunu ölçen yeni bir test, kronik böbrek hastalığını daha önce mevcut olan testlerden daha erken tespit etmek için bir yöntem olarak kullanılmaya başlamış olmakla beraber, SDMA’nın yorumlanması da yine bir takım faktörlerin beraberinde değerlendirilmesi ile mümkündür. SDMA testi ile KBH'li kediler için daha uzun ve daha kaliteli yaşamlar için umut sağlayabileceklerini gösteren çalışmalar halen devam etmekte ve veriler uzmanlarca değerlendirilmektedir. Idrar analizi ile kedinizin idrar konsantrasyonu, pH'ı ve genel olarak kedi idrarında bulunmaması gereken protein, kan hücreleri, bakteriler ve diğer hücrelerin varlığı incelenir. Şüpheli KBH vakalarında idrar yolunun bakteriyel enfeksiyonu olasılığını dışlamak için idrar örneğinden kültür yapılması da önerilmektedir. KBH şüphesi olan bir kedinin değerlendirilmesinde yararlı olabilecek diğer çalışmalar arasında karın ultrasonu, radyografiler (X-ışınları) ve bazı durumlarda biyopsi alınıp örneklerinin mikroskopik değerlendirilmesi gerekebilir. KBH olan kedilerde hipertansiyon potansiyeli göz önüne alındığında, kan basıncının ölçülmesi de bu hastalık için tıbbi değerlendirmenin önemli bir parçasıdır. Tedavi KBH için kesin bir tedavi olmamasına rağmen, uygulanacak tedavi bu hastalığa sahip kedilerin yaşamlarını iyileştirebilir ve uzatabilir. Terapi, kan dolaşımında toksik atık ürünlerinin birikmesini en aza indirmeye, yeterli hidrasyonu (sıvı desteğini) sürdürmeye, elektrolit konsantrasyonundaki dengesizlikleri düzenlemeye, uygun beslenmeyi desteklemeye, kan basıncını kontrol etmeye ve böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatmaya yöneliktir. Diyet değişikliği Diyet değişikliği, KBH tedavisinin önemli ve kanıtlanmış bir parçasıdır. Çalışmalar, protein, fosfor ve sodyum içeriği kısıtlanmış ve suda çözünür vitaminler, lif ve antioksidan konsantrasyonları yüksek olan terapötik diyetlerin CKD'li kedilerde yaşam süresini uzatabileceğini ve yaşam kalitesini arttırabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, birçok kedi terapötik diyetleri kabul etmekte zorlanır, bu nedenle sahipler sabırlı olmalı ve diyet değişikliğine sadık kalmalıdır. Terapötik bir diyete kademeli bir geçiş yapmak ve gıda sıcaklığını, dokusunu ve lezzetini dikkate almak önemlidir. Nispeten kısa süreler boyunca da yemek yemeyen kedilerde önemli sağlık problemleri gelişebilir, bu nedenle terapötik bir diyete geçiş sırasında yemek yediklerinde de emin olmak çok önemlidir. Hipertansiyonu kontrol etmek, idrarla atılan protein kaybını azaltmak ve anemiyi düzeltmeye yönelik terapötik yaklaşımlar bu koşulların geliştiği kedilerde önemli tedavi hedeflerdir. Hipertansiyon genellikle oral ilaçlarla kontrol edilir ve idrar protein kaybı da anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ile tedavi edilebilir. KBH'li bir kedideki anemi, kırmızı kan hücresi üretimini uyaran eritropoietin (veya ilgili bileşiklerle) ile replasman tedavisi ile tedavi edilebilir. Bazı durumlarda, uygun donör kediden elde edilen kan kullanılarak normal kırmızı kan hücresi konsantrasyonlarını düzeltmek için kan transfüzyonları gerekli olabilir. Ayrıca iştah düzenleyici ilaçların yanısıra fosfat bağlayıcılar, potasyum takviyeleri, antioksidan takviyesi, alkalinizasyon tedavisi ve sıvıların intravenöz veya subkutan (doku içi veya deri altı) yoldan verilmesi dahil olmak üzere bir dizi başka tedavi, CKD'li kedilere yardımcı olma potansiyeline sahiptir. Yapılan tetkikler neticesinde veteriner hekiminiz uygun tedaviyi planlayabilir. İlgili yazılar: Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliğine Genel Bakış Kedilerdeki Böbrek Hastalıklarının İleri Düzeyde Tedavi Yöntemleri
Diyaliz Akut Böbrek yetmezliklerinde (ARF) altta yatan sebebe bakılmaksızın peritoneal dializ veya hemodiyaliz gerekebilir. Çok yaygın olmasa da veteriner hekimlikte bu tip yöntemlerle tedavi artık yapılabilmektedir. Ancak bu tarz girişimlere karar vermeden önce hasta sahibi konu ile ilgili bilgilendirilmeli ve temel endikasyonlar ve kontraendikasyonlar açıklanmalıdır. Dializ; azotemi (üre)’nin düşürülmesi, ciddi derecedeki elektrolit dengesizliklerinin düzeltilmesi, asit-baz denge bozukluğunun ve/veya overhidrasyonun (aşırı sıvı yüklenmesinin) düzeltilmesi için tedavi seçeneği olarak kullanılabilir. Ayrıca intoksikasyonlara (ilaç veya toksin zehirlenmesi) bağlı Akut Böbrek Yetmezliği (ARF) veya idrar yollarında tıkanıklık (operasyona alınması gereken hastalarda değerleri düzeltebilmek adına) veya son dönem böbrek yetmezliğinde (CRF) medikal tedaviye yanıt alınamadığı durumlarda, renal transplantasyona (böbrek nakline) uygun hastayı organ nakline hazırlamak için stabilize etme durumu söz konusu olduğunda uygulanabilir. Hemodiyaliz ve peritoneal diyaliz veteriner hekimlikte on yıldan fazla süredir kullanılmaktadır. Renal Transplantasyon (Böbrek Nakli) İlk başarılı böbrek nakli 1987 yılında USA California Davis üniversitesinde Dr. Clare Gregory tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu zamandan itibaren dünyanın değişik bölgelerinde kronik böbrek yetmezliğinde böbrek nakli yöntemi ilgili merkezlerde yapılmaktadır. Hasta sahiplerinin bu yöntemin bir tedavi yöntemi olmadığını anlaması gerekmektedir. Bu nakil ile elde edilmek istenen amaç, kalan hayatın kalitesini arttırmak ve aksi takdirde yaşamın mümkün olmadığıdır. Transplantasyona karar verilebilmesi için geri döndürülemeyen ARF (Akut Böbrek Yetmezliği) veya erken dönem CRF (Kronik Böbrek Yetmezliği) dekompenzasyonun (yetmezliğin) gelişmesinden önce olmalıdır. Genel durumu bozulmuş olmamalı ve devam eden başka bir hastalığının da olmaması gerekmektedir. Ayrıca belirgin kardiyak hastalığı olan, FELV, FIV, Üriner sistem problemi, diabeti olan veya kontrol altında tutulamayan bir hypertroidi olan veya neoplazisi olan hastalar transplantasyon için uygun olmayan adaylardır. Kedilerin ayrıca tedaviye uyumlu bir karakter içermesi ve çok hırçın olmaması da önemlidir. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler internet üzerinden uygun linklerden edinilebilir. Kök Hücre Tedavisi Kök hücre tedavisi, zarar görmüş veya hasar almış normal vücut hücrelerinin yenilenme kabiliyeti ve kapasitesini arttırmak için onları uyaran, hücrenin ilk oluşum aşamasında daha doku hücreleri olarak ayrışıp, özel kimliklerine erişmeden önce, hücrenin en ilk ve doğal hali olan aşamasında esas alınan ve birincil yapısından gelen “kök hücre”lerden yararlanılan bir tedavi şeklidir. Adı da üstünde bahsi geçen bu hücreler, “hücrelerin tanrısı” da olarak nitelendirilebilir. Herhangi bir spesifik yapısına daha kavuşmadan önceki aşamada bulunan (örn: bir böbrek veya karaciğer hücresi olmadan önceki evre), uzun süreli olarak kendi kendine yenilenebilen bir yapıda olan hücre özleridir. Yetişkin kök hücreler farklı şekillerde, farklı dokulardan elde edilebilir. Sadece embriyonik kökenli kök hücrelerin üretilmesi etik açıdan uygun olmayan bir durumdur. Mezenşimal kök hücreler, yetişkin kök hücrelerinin en çok kullanılan şekillerinden biridir ve multipotent olarak ayrılabilir. Bunlar başka hücrelere dönüşebilir fakat her doku tipine uygun olarak dönüşmeyebilirler. Mezenşimal kök hücreler, vücudun herhangi bir hücresinden edinilebilirler. Yaygın olarak yağ doku ve kemik iliği dokularından elde edilirler. Bununla beraber bu konuda çalışmalar hala devam etmekte olup, geliştirilmektedir. Kök hücreler, otolog olarak hastanın kendi hücrelerinden elde edilebilir. Veyahut; sağlıklı bir donörden alınacak hücrelerden allojenik yolla elde edilebilmektedir. Allojenik terapinin de en az otolog kadar yararlı olduğu düşünülmektedir. Çünkü bu hücreler immun sistem tarafından ayrıcalıklı etki yaratarak immun sistemi uyarmamak üzere ayrıcalıklıdırlar. Fakat otolog hücrelerin sistemde daha uzun süre kaldığı ve daha uzun etkili olduğu bilinmektedir. Genç hayvanlardan alınan örnekler ise, daha uzun yaşama kapasitesine ve daha yoğun olarak üreme-çoğalma kapasitesine sahip olabilmektedir. Teropatik skalasının yüksek olmasından dolayı özellikle geriatrik (yaşlı) hastalarda genç donörlerin kullanılması bir artı yön olarak düşünülmelidir. Fakat hastalığının yani böbrek yetmezliğinin ileri aşamasında bulunan hastalarımızda hücre yenilenmesinin çok yavaş ve kalitesiz olmasından dolayı, otolog - böbrek içi mezenşimal kök hücre uygulamalarının işe yarama oranı ve beklentisinin yüksek olması beklenemez. Kök hücreleri en iyi elde edebileceğimiz yerler adipoz dokular yani yağ dokusu ile kemik iliği hücreleridir. Çünkü bu hücreler kolayca diğer organlara modifiye olmakta ve uyum sağlamaktadır. Örneğin; yağ hücrelerine, kıkırdak hücrelerine, kemik hücrelerine dönüşebilmektedir. Yapılan bazı çalışmalarda, kök hücre tedavisinin böbrekler üzerinde koruyucu etkisi olduğunu; böbrek içi iltihaplanma ve infiltrasyonları, fibroz dokuları ve glomerular sklerosisi azaltmada etkisi olduğu kanıtlanmıştır. Kök hücre tedavisinden sonra hastalarda genel klinik durumunun iyiye gittiği ve kilosunun, kreatin-BUN-kan basıncı ve hematokrit değerleri düzeylerinde düzelme olduğu gözlenmiştir. Ayrıca VEGF’e (vasküler endotelial büyüme faktörü) etki ederek vasküler sistemin sağlamlaşmasında olumlu etkisi olur. Bağışıklık sistem hücrelerini olumlu yönde uyararak hücre ve doku yenilenmesine katkıda bulunur. Tekrarlanan kök hücre uygulamaları, tek doz uygulamaya nazaran daha etkili olduğu kanıtlanmıştır. Birçok değişik yolla kök hücre uygulaması yapılmaktadır. Bunlardan örnek vermek gerekirse - intraparanşimal (doku içi), eklem içi, damar içi uygulamaların daha etkili olduğu öngörülmektedir. Çalışmalar sonrasında net bilgilerin olmamasının ve net bir kanıya varılmamasının nedeni; fareler üstünde yapılan deneylere göre varılan sonuçlar dolayısıyladır. Deneylerde sağlıklı farelerin her birinin böbreklerinin 5/6’sının çıkartılması ve üstünden fazla zaman geçmeden mezenşimal kök hücre uygulamasının başlanması sonucunda veriler elde edilmiştir. Bunun sonucunda böbrek yetmezliklerinin hangi aşamada tanıya varılması ve çok ilerlemiş vakalarda, artık böbreklerin işlevini tamamen yitirmesine yakın bir konumda iken başlanacak olan kök hücre terapisinin ne kadar olumlu katkı sağlayacağı konusunda herhangi bir fikir birliğine varılmamıştır. Köpekler üzerinde böbrek yetmezliğine katkısı açısından herhangi bir deneme yapılmamıştır. Alınan veriler sadece kediler üstünde yapılan deneylerden gelmektedir. Kediler üstünde yapılan deneylerde 6 kedi üstünde uygulanmıştır. İleri seviye böbrek yetmezliği olan kediler seçilmiştir. Fakat bu terapinin olumsuz yanları; uygulamanın böbrek içine yapılması gerektiği ve bu uygulama sırasında sedasyon gerektiği için klinik kullanımı açısından kullanışlı ve efektif olduğu düşünülmemektedir. Özellikle sedasyon riskleri, yaşlı hayvanlarda oluşan olumsuz sonuçlar ve kötüleşen böbrek değerlerini değerlendirirsek, kök hücre tedavisi bu vakaların aleyhinde bir sonuç verecektir. Son yapılan çalışmalarda kan işeme şikayeti ile gelen bir sağlıklı kediye intrarenal amniyotik sıvı kökenli (allojenik) kök hücre tedavisi uygulanmıştır ve bu prosedürün klinik açıdan kullanıma pek de uygun olmadığı kaanatine varılmıştır. Ayrıca yapılan çalışmalarda IV şekilde dondurularak saklanan kök hücrelerden yapılan kök hücre terapisi gören kedilerin 2 haftalık bir çalışma sonucunda serum kreatin düzeylerinde belirgin bir düşüş görülmüştür. Fakat bir yandan da klinik olarak iyileşme göstermemişlerdir ve bu sonuçlar yalnızca laboratuvar kısmında kalmıştır. Yani kreatin düşüş oranının klinik hiçbir yansıması gözlemlenmemiştir. Bu terapinin yan etkilerinden bahsetmek gerekirse kusma ve solunum sayısında ve eforunda artma şeklinde bahsedebiliriz. Anlık yüksek doz dondurulmuş kök hücre terapisinden; yan etkilerinden ve riskinden dolayı kaçınılması gerekmektedir. Bu tedavinin immunmodülatör (bağışıklığı düzenleme) kapasitesi daha tam olarak araştırılmamıştır ve yapılan araştırmalar sadece yüzeysel düzeyde kalmakta, beraberinde soru işaretleriyle birlikte gelmektedir. Veteriner hekimlikteki yeri ise böbrek fonksiyonlarındaki küçük gelişmelerden ibarettir. Günümüzde bu tedavinin işe yarama durumu daha deneyimlenmemiş ve dolayısıyla kanıtlanmamıştır. Araştırmalar günümüzde devam etmektedir. Diğer bir yandan ise her canlının yaşam ömrü aslına bakarsanız hücrelerinin yaşam ömrünü yansıtmaktadır. Ölümsüzlüğün mümkün olmaması gibi, kök hücre tedavisini de kurtarıcı ve tamamen çözüm tedavi olarak düşünülmemeli, palyatif (geçici) açıdan ve hayvanlarımızın refahını sağlamak açısından; hasta sahibinin isteği üzerine kronik böbrek yetmezliği vakalarında denemek isteyebileceği ve herhangi bir bilimsel kesin kanıta dayanmayan yeni bir araştırma-geliştirme aşamasındaki destek tedavi yöntemlerinden biridir. İlgili yazılar: Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliğine Genel Bakış Kedilerde Kronik Böbrek Hastalığı
Akut böbrek yetmezliği (ARF-Acute Renal Failure), böbrek fonksiyonunda ani olarak oluşan düşüş yüzünden vücudun sıvı ve mineral dengesindeki değişiklikler ile kendini gösterir. ARF sonucunda ortaya çıkan değişiklikler, neredeyse tüm vücut sistemlerini etkiler. Böbrekler; kanı filtreler, metabolizmanın atık ürünlerini idrarla eleyerek dışarı atar. Böbrekler ayrıca, vücut sıvılarının hacmini ve bileşimini (mineral konsantrasyonları ve asit baz dengesi dahil) düzenler ve kırmızı kan hücrelerinin (eritropoietin) üretimini uyaran ve kalsiyum dengesini (kalsitriol) düzenleyen hormonlar üretir. Akut böbrek yetmezliği; toksik maddeler, böbreklere giden kan ve oksijen akışının azalması, enfeksiyonlar, böbreklerin tıkanması (pıhtı) ve rüptüre (yırtık, hasarlı) bir mesanenin neden olduğu idrar eliminasyonunun engellenmesi gibi durumlarda şekillenir. Akut böbrek yetmezliği her cins ve ırkda görülebilirse de, yaşlı hayvanların akut böbrek yetmezliği için daha büyük risk altında olduğu düşünülmektedir. Akut böbrek yetmezliği, etilen glikol içeren antifrizlere hayvanın maruziyeti nedeniyle sonbahar ve kış aylarında daha yaygındır. Gözetim olmadan dışarıda dolaşmasına izin verilen kediler, etilen glikole maruz kalma potansiyeline sahiptir. ARF belirtileri genellikle şiddetli olmasına rağmen, spesifik değildir. ARF çok ciddi bir durumdur ve maalesef yoğun bakım altında tutulan hastalarda bile ölümle sonuçlanabilir. Akut böbrek yetmezliği gelişen hayvanda şu belirtilerin bir kısmı veya birçoğu sebepe bağlı olarak şekillenebilir. Hafıza bulanıklığı, sersemlik Koordinasyon bozukluğu Azalan idrar üretimi İdrar yapmak için zorlanma veya idrar yapamama İştah kaybı Halsizlik Kusma Zayıflık Su tüketimi ve idrara çıkma değişiklikleri Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliği Tanısı Veteriner hekiminiz hastalığın neden olabileceği durumları anlamak için bir takım sorular sorarak olasılıkları değerlendirmeye çalışacaktır. Antifreeze (antifriz) olasılığı, yakınlarda aldığı bir ilaç ve operasyon geçmişi veya evdeki toksik olabilecek bitkiler (örn zambaklar) veya insan ilaçlarının (örn ibuprofen) alınma olasılığı gibi soruların ardından akut böbrek yetmezliğini tanımak ve diğer hastalıkları dışlamak için bazı kan ve idrar testlerinin de yapılmasına, ultrason veya röntgenle karın içinin görüntülemesine karar verilebilir. Kedilerde Akut Böbrek (Böbrek) Yetmezliğinin Tedavisi ARF; yoğun tedavi gerektiren, hayatı tehdit eden ciddi bir durumdur. Tedavi, ARF'nin altında yatan nedenin mümkünse tanımlanması ve yaşamı tehdit eden sorunların düzeltilmesinden oluşur. İlgili yazılar: Kedilerde Kronik Böbrek Hastalığı Kedilerdeki Böbrek Hastalıklarının İleri Düzeyde Tedavi Yöntemleri
Havaların ısınmaya başlaması ile beraber alerjik deri sorunları ile kliniklere başvuran köpeklerin sayısı ve hayvan sahiplerimizin şikayetleri artarak devam edecektir. Bu makalede basit olarak alerjik dermatitler ile ilgili bazı terimleri açıklamak, buzdağının altında neler olabileceği sizlerle paylaşılmak istenmiş ve sorunların önlenmesinde izlenecek yollar hakkında küçük ipuçları paylaşılmıştır. Alerjenlere en yaygın olarak nazal semptomlar ve/veya kurdeşen ile tepki veren insanların aksine, köpekler deri ve/veya gastrointestinal problemlerle tepki verirler. Bunun nedeni, köpeklerin derisinde alerjik bir tehdit karşısında histamin ve diğer vazoaktif maddeleri serbest bırakan mast hücrelerinin daha yüksek oranda bulunmasıdır. Alerjik yanıtlar; zayıf ve seyrek tüy dokusunun yanısıra kaşıntılara, tüyleri ağzına alıp çiğnemeye, aşırı yalamaya, aniden oluşan ıslak ağrılı deri lezyonlarına (hot spot / ıslak dermatit) veya mide-bağırsak rahatsızlıklarına, ishal ve gaz oluşumuna kadar değişen belirtilere yol açabilir. Alerjiler kronik kulak enfeksiyonlarını oluşturan nedenlerin arasında rol oynayabilir. Köpeklerde alerjik dermatitlerin en yaygın nedenleri pire alerjisi, gıda alerjisi, inhalasyon veya temas alerjisi (kontakt dermatit) atopi ve cildin normal bakteri florasına karşı gelişen alerjidir. Bu tarz alerjenlerin varlığından kaynaklanan sorunların yanısıra tiroid hastalığı da tabloya eşlik eden diğer bir faktör olarak tespit edilebilir. Böyle durumlarda durumun kontrol alınmasında daha farklı yaklaşımlar söz konusu olur. Bu konu burada irdelenmeyecektir. Atopik Dermatit Köpek atopik dermatitini (alerjik dermatit, köpek atopisi) tanımlamak gerekirse "aslında zararsız olan bir maddeye, bir “alerjene” tekrar tekrar maruz kalmayı takiben alerjik semptomlar geliştirmeye yönelik kalıtsal bir yatkınlıktır" diyebiliriz. Bu durumdaki köpekler alerji belirtilerini 1 ila 3 yaş arasında göstermeye başlar. Hastalığın kalıtsal doğası nedeniyle bazı ırklar daha yatkındır ve yurt dışında yapılan çalışmalarda Golden Retriever, çoğu Terier, İrlanda Setter, Lhasa Apsos, Dalmaçyalılar, Bulldoglar ve İngiliz Çoban köpekleri de dahil olmak üzere çeşitli ırklar daha yaygın olarak atopik yapıda bulunmuş olup, yaşadığımız coğrafyada klinik belirti gösteren ırklar benzer olsa da, tam olarak bir ırk yatkınlığını gösteren çalışma yoktur. Genel olarak melez köpekler de dahil olmak üzere birçok köpek atopik olabilir diyebiliriz. Atopik dermatitli hayvanlar genellikle ayaklarını, gövdelerinin yanlarını, kulaklarını, koltuk altlarını veya kasıklarını sürter, yalar, çiğner, ısırır veya kaşıyarak düzensiz veya parça parça tüy dökülmesine ve derinin kızarmasına ve kalınlaşmasına neden olurlar. Bu tür köpeklerde deri kuru ve kepekli veya yağlı bir yapıda da olabilir. Köpekler yüzlerini halıya sürtebilirler; kulak uçları kırmızı ve sıcak olabilir. Kulağın salgı üreten bezleri alerjiye yanıt olarak aşırı salgı ürettiği için kulakta biriken aşırı sebum niteliğindeki kir nedeni ile kulakta bakteriyel ve maya (Malassezia) enfeksiyonlarının gelişme oranları yüksektir. İnhalasyon ve Kontakt Alerjileri Köpeklerde alerjik reaksiyona neden olabilen maddeler, çimenlerin, ağaçların ve yabani otların polenleri, toz akarları ve küfler dahil insanlarda reaksiyona neden olan maddelerle hemen hemen aynıdır. Bu alerjileri teşhis etmenin bir yolu, reaksiyonun zamanlamasına bakmaktır. Yıl boyunca oluyor mu? Bu küf veya toz olabilir. Reaksiyon mevsimsel ise, polenler alerjik belirtilerin sebepleri olabilir. Gıda Alerjisi Pek çok insan, köpeğinin kaşınmasının nedeni olarak gıda alerjilerinden şüphelenmez, çünkü evcil hayvanları tüm hayatı boyunca aynı mamayla beslenmiştir ve yakın zamanda belirtiler göstermeye başlamıştır. Ancak, hayvanlar zamanla bir maddeye karşı alerji geliştirebilir, bu nedenle bu görüş olası bir gıda alerjisini dışlamamalıdır. Diğer bir yaygın yanılgı, köpeklerin yalnızca kalitesiz yiyeceklere duyarlı olduklarıdır. Köpeğin bir bileşene alerjisi varsa, bunun birinci sınıf mamada mı yoksa piyasadaki en ucuz markada mı olduğu önemli değildir. Birinci sınıf Premium gıdaların bir avantajı, genellikle alerjik reaksiyonlara neden olan yaygın katkı maddelerinden kaçınmalarıdır. Ayrıca evden verilen bazı gıdalar ve ödüllerin de alerjinin kaynağında yer alabileceği de unutulmamalıdır. Pire alerjisi Bu tip reaksiyon genellikle pirenin kendisine değil, tükürüğündeki proteinlere yöneliktir. İlginçtir ki, bu soruna en yatkın köpekler, sürekli pire basan köpekler değil, sadece ara sıra maruz kalan köpeklerdir! Tek bir ısırık, beş ila yedi gün boyunca reaksiyona neden olabilir, bu nedenle köpeğinizin alerjik reaksiyon göstermesi için çok fazla pireye ihtiyacı yoktur. Stafilokok Aşırı Duyarlılığı Bakteriyel aşırı duyarlılık, “bir köpeğin bağışıklık sistemi cildindeki normal Staphylococcus (Staph) bakterilerine aşırı tepki verdiğinde” ortaya çıkar. Hipotiroidizm, inhalan alerjisi ve/veya pire alerjisi gibi diğer koşulların aynı anda mevcut olması durumunda, köpekte bakteriyel aşırı duyarlılığın ortaya çıkma olasılığının daha yüksek olduğu görülmektedir. Bakteriyel aşırı duyarlılık, bakteri kültürü ve biyopsi örneğinin incelenmesi yoluyla teşhis edilir. Alerjik Hastalıklarda Teşhis Öncelikle kaşıntı ile kliniğe başvuran köpeklerin bir değerlendirmesinin yapılabilmesi için iyi bir hasta öyküsü alınmalıdır. Daha sonra oluşturulacak ayırıcı tanı listesine göre bazı diagnostik tarama testleri yapılır. Tüy ve derinin ayrıntılı ve sistematik bir şekilde incelenmesi gerekir. Deriden alınan kazıntı örneğinin incelenmesi, kıl örneğinin mikroskop altında özel sıvılarla incelenmesi, bazı durumlarda deriden sitoloji ve biyopsi yapılması gereken adımlardır. Bu sıkıntı veren semptomların üstesinden gelmek için kapsamlı ve sistematik bir yaklaşımda bulunarak sorunun çözümüne odaklanılmalıdır. Kısa yollar genellikle sonuç vermez ve sadece hayvan sahibin hayal kırıklığına uğramasına neden olur. Ayrıca hastaların sorunlarının artararak devam etmesine ve daha karmaşık bir hale gelmesine neden olur. Deride alerjik reaksiyona eşlik eden sekonder etkenlerin tespit veya ekarte edilmesi (bakteri, mantar, maya gibi) tedavinin ve mücadelenin gövdesini oluşturur. Alerji testlerini, orta ve şiddetli alerjiden muzdarip köpekler için iyi bir teşhis aracı olarak kabul eden yaklaşımlar ve görüşler vardır. Birkaç farklı test yöntemi mevcuttur. En yaygın olanı, köpeğin kanında antijen kaynaklı antikorları kontrol eden bir kan testidir. Deri içi alerji testi de yapılabilir. Bu test yönteminde, köpeğin derisinin traş edilmiş bir kısmına az miktarda antijen enjekte edilir. Bu, belirli bir düzende ve sırayla yapılır, böylece köpek küçük bir yüksek reaksiyon gösterirse, rahatsız edici antijen tanımlanabilir. Bir süre (saat) sonra, eğer varsa hangi antijenlerin reaksiyon oluşturduğunu tespit etmek için tıraş edilen alan incelenir. Alerjik hayvan için özel bir tedavi geliştirmek için alerji testi yapılacaksa, bu tedavinin uygulanacağı hastanın dikkatle seçilmesi ve karar verici hekimin de bu konuda tecrübeli olması oldukça önemlidir. Tedavi İlaçlı Banyolar Birçok ilaçlı şampuanın içinde yaralı cildi yatıştırmayı ve iltihabı sakinleştirmeyi amaçlayan bileşikler bulunur. Ek olarak, köpeğin sık sık yıkanması (haftada bir ila iki haftada bir) tüylerindeki alerjenleri temizleyebilir ve bu da cilt alerjisi alevlenmelerinin bastırılmasına katkıda bulunabilir. Önerdiğimiz ilaçlı banyolar, aslında antimikrobiyal ve antifungal ajanların yanı sıra, cildi kurutmadan daha sık yıkanmasını sağlayan bileşenler içeren banyolardır. Daha sonra durulama uygulaması da cildin ve tüylerin kurumasını önlemeye yardımcı olur. Pire Kontrolü Ekto paraziter kontrol tüm kedi ve köpeklerde rutin olarak yapılmalı, alerjik sorunu olan bireylerde ise çok katı bir pire kontrol rejimi uygulanmalıdır. Pire koruması düzenli olarak yapılmayan bireylerde diğer alerjenlerin varlığını aramak dereye paçaları sıvamadan girmeye benzetilebilir. Ülkemizin bulunduğu enlem ve boylam ve küresel ısınmanın etkisi nedeniyle, ülkemiz subtropik kuşakta yer almakta olup, yıl boyu parazit kontrolünün yapılmasının zaruri olduğu bir gerçektir. En iyi ekto paraziter kontrol veteriner hekiminiz tarafından sizlere önerilen lisanlı ürünler ile, çevre sağlığı ve hayvan sağlığı güvenli bir şekilde korunarak yapılmalıdır. Nutrasötikler Omega-3 ve Omega-6 esansiyel yağ asidi takviyeleri, cildin genel sağlığını iyileştirerek çalışır. Bu yağ asitleri, doğal anti-inflamatuar ve anti-oksidatif maddelerdir. Alerjik köpeklerin %20'sinde iyileşmeye yardımcı oldukları bilinmektedir. Kendi deneyimlerimiz bu oranın biraz daha yüksek olduğunu göstermektedir. Omega-3 yağ asitleri balık yağlarında bulunur ve omega-6 yağ asitleri gama-linolenik asit (GLA) içeren bitkilerden elde edilir. Bu takviyeler de 3:6 oranı ve kullanılan ürünün biyoyararlılık düzeyi kullanılan ürün seçiminde oldukça önemlidir. Hipoalerjenik Diyetler Alerjiler, yabancı proteine maruz kalma yoluyla gelişir, bu nedenle çoğu hipoalerjenik diyet, köpeğinizin daha önce hiç sahip olmadığı proteinleri ve karbonhidratları içerir. Köpeklerdeki gıda alerjilerinin %80'inden süt ürünleri, sığır eti ve buğday sorumlu olduğundan, bu maddelerden kaçınılarak hazırlanan diyetler gıda alerjilerinin kontrol altına alınmasında tercih edilebilir. Tek tip protein ve karbonhidrat kullanarak hazırlanmış olan hipoalerjenik diyetlerde kullanılan yeni protein kaynakları arasında geyik eti, yumurta, ördek, kanguru ve genellikle evcil hayvan mamalarında bulunmayan balık türleri bulunur. Karbonhidrat kaynakları arasında patates, bezelye, tatlı patates ve konserve balkabağı bulunur. Gıda alerjilerinin tespitinde ve eleminasyon periyodunda kullanılan diyetlerin arasında daha fazla tercih edilen tür ise, hidrolize edilmiş proteinlerin kullanıldığı diyetlerdir. Hidrolize protein diyetleri, protein kaynağının sentetik olarak küçük parçalara indirgendiği diyetlerdir. Hidrolize bir protein kaynağı ile beslemenin ardındaki teori, mamadaki proteinlerin, alerjik köpeğin bağışıklık sisteminin protein parçalarını tanımayacağı ve alerjiye neden olacak bir bağışıklık tepkisi oluşturmayacağı kadar küçük olması gerektiğidir. Gıda alerjisi olan evcil hayvanların çoğu, hipoalerjenik bir diyete geçtiğinde iyi tepki verir, ancak bazen bir hayvan o kadar aşırı alerjiden muzdariptir ki, tek seçenek ev yapımı bir diyettir. Bu durumda, diyet bir veteriner hekiminiz yardımı ile özelleştirilmelidir. Çevresel Kontrol Köpeğinizin hangi maddelere alerjisi olduğunu biliyorsanız, kaçınmak en iyi kontrol yöntemidir. Köpeği alerji aşılarıyla duyarsızlaştırıyor olsanız bile, alerjenden tamamen kaçınmak en iyisidir. Küfler, bir nem alma cihazı kullanarak veya ev bitkilerinde açıkta kalan toprağın üzerine aktif kömür koyarak azaltılabilir. Tozlar ve polenler en iyi şekilde HEPA filtreli bir hava temizleyici kullanılarak kontrol edilir. Pencereler kapalı tutulduğu için klima, havadaki alerjenlerin dolaşımdaki miktarlarını da azaltabilir. Bu tip alerjik sorunların kontrol altına alınması tamamen detaylı bir muayene ve tetkikler sonucu hastanın ihtiyacına özel olarak hazırlanmış bir reçete ve yaşam düzenlenmesi ile olur. Bu makalede sadece çok yüzeysel olarak genel ifadelerle konuya bir giriş yapılmak ve farkındalık yaratmak hedeflenmiştir. Atopi başta olmak üzere alerjik köpeklerin başarılı bir şekilde yönetimi bazen karmaşık ve yorucu olabilir, vakaların çoğunda alerjik alevlenmeleri kontrol etmek için çok modlu yönetim gereklidir. Atopi gibi genetik yatkınlığa dayanan hastalıklarda tam tedavi mümkün olmaz ancak belirtilerin kontrol altına alınması ve alevlenmelerin şiddetinin azaltılması büyük başarı olarak görülmektedir. Veteriner hekim ve evcil hayvan sahibinin uyumu, tüylü dostumuzun sağlığı, takibi ve bakımı için esastır.
Neden tansiyonlarını ölçmeliyiz? Hipertansiyon, geriatrik kedilerde (10 yaş ve üstü) birçok organ sistemi üzerinde (gözler, böbrek, kalp ve sinir sistemi) hasarlar meydana getirebilen bir problemler yumağı olarak kabul edilmektedir. Hipertansif kediler, göz bebeklerindeki değişimler (dilate pupil, hypema, körlük), nörolojik anormaliteler (kafa sallama, ataxia, disoriantasyon, nöbet),iştahsızlık veya düşkünlük gibi çok farklı belirtilerle veteriner hekime getirilebilirler. Kedilerde hipertansiyonun sebebi tam olarak çözülememiş olup sistemik bir hastalık olmaksızın sadece ilerlemiş yaşın hipertansiyona bir risk teşkil edip etmediği ise henüz anlaşılamamıştır. Ancak birçok olguda hipertansiyon alta yatan başka bir sebebe bağlı olarak olarak şekillenmektedir. Örneğin kedilerin en az % 20 sinde kronik böbrek yetmezliği ana sebeptir ve hipertansiyon tanısı konmuş bu kedilerin büyük bir kısmı orta derecede azotemiktir. Hipertriodizm hipertansiyon ile çok ilişkili değildir. Fakat kronik böbrek yetmezliği, hipertiroidli geriatrik kedilerin birçoğunda görüldüğünden yine yüksek tansiyon karşımıza böbreklerden dolayı sekonder olarak çıkabilir. Kedilerde yüksek tansiyona daha az sıklıkla sebep olan diğer faktörler ise; hyperaldosteronism, diabetes mellitus, eritropoietin tedavisi ve kronik anemi sayılabilir. Sistemik olarak kan basıncının ölçülmesi bütün geriatrik kedilerde rutin taramalarda ve özellikle böbrek yetmezliği, hipertroidi ve kalp hastalığı olan hastalarda atlanmaması gereken bir prosedürdür. Veteriner hekimlikte bir çok değişik teknikle indirek olarak kan basıncı ölçülmektedir. Kedilerde kan basıncını doğru bir şekilde ölçmek sabır gerektiren bir konudur. Kan basıncı sessiz ve sakin bir ortamda hastaya herhangi diğer bir işlem veya muayene yapılmadan ölçülmelidir. Hasta sahibi nezaretinde hayvanın rahatlaması ve heyecanının azaltmasını sağlamak için 10-15 dak. beklenmeli ve en az 5-7 ölçüm yapılmalı, çok farklı sonuçlar değerlendirmeye alınmadan ortalama değer hesaplanmalıdır. Unutulmaması gereken sinirli, korkak ve çok heyecanlı kedilerden elde edilen sonuçların hastanın gerçek kan basıncını göstermeyebileceğidir. Devamlı olarak sistolik basınçtaki 170 mm Hg nin üzerindeki sonuçlar tedavinin başlamasını gerektirir. İdeal olarak kan basıncının 170 mmm Hg den yüksek olduğu birden fazla yapılan ölçümlerle belgenmelidir. (örn, 1 hafta arayla yapılan iki ayrı ölçüm gibi) Buna rağmen tek bir ölçümde kan basıncı değeri 175 mm Hg nin üstünde bulunan ve aynı zamanda santral sistemi veya oküler şikayeti olan hastalarda tedavi geçiktirilmeden başlanmalıdır. Yüksek kan basıncının tedavisinde; diüeretikler, angiotensin-coverting enzyme inhibitörleri (ACE-1), beta-blokerler ve kalsiyum kanal blokerleri kullanılabilir.
Kaplumbağaların Genel Bakımı ve Sık Karşılaşılan Problemleri: Dünya üzerinde 300 den fazla Cheloian/Kaplumbağa (Order Testudines) türü vardır ve hepsinin yaşam koşulları, beslenme alışkanlıkları birbirinden oldukça farklıdır. Genel olarak yaşadıkları ortama göre sınıflandırma yaparsak kablumbağalar; Tortoise; Kara kaplumbağası Terrapin; semi-aquatik kaplumbağalar Box Turtle; su kaplumbağası(tatlı su veya deniz) olarak ayrılırlar. Bu türlerde karşılaşılan sağlık sorunlarının çoğu uygun olmayan koşullarda yaşamak zorunda bırakılmalarından kaynaklanmakta olup sorunlar gizli ve yavaş seyirli olmaktadır. Bu yüzden kablumbağaların senede bir veya iki kez sağlıklı görünseler de bu türlerle ilgilenen bir veteriner hekime muayene ettirilmesi önerilmektedir. Cinsiyet tayini: Genç hayvanlarda cinsiyet tayini oldukça güçtür. Buna rağmen erişkin hayvanlarda türlere göre farklılıklar olsa da cinsiyet tayinine götüren bazı özellikler şunlardır; Kuyruk uzunluğ( erkeklerde kuyruk dişilere göre daha uzundur)Plastron erkeklerde konkav olabilir, Testudo türleri için güvenilir bir kriter değildir.Erkekler genel olarak dişilerden daha ufaktırlar. Erkek terapinlerin ön pençeleri dişilerden daha uzundur. Dişilerde plastron bel bölgesinde daha geniştir. Box turtların gözleri erkeklerde kırmızı dişilerde sarı/kahve renklidir. Bakım ve çevre koşulları: Pet olarak kablumbağa beslemeden önce bakım şartları ve gerekli malzemelerin temini hakkında bilgi edinilmesi kesinlikle tavsiye edilmektedir. Değişik türlerin asla bir arada barındırılmaması gerekmektedir. Terrestrial tortoises; Testudinidae familyası: Bu türlerin büyük bir çoğunluğu hem iç hem de dış ortamda beslenebilir. Ev içerisinde beslenirlerse mutlaka geniş alanların kendileri için ayarlanması gerekmektedir. Hareketlerinin kısıtlandığı cam veya benzeri maddelerden yapılmış balık akvaryumuna benzeyen tanklarda ve uygun nem ve ventilasyonun bulunmadığı alanlarda tutulmaları halinde ciddi sağlık problemleri oluşması kaçınılmazdır. Dış ortamda bakılacakları zaman ise diğer hayvanlara karşı korunmaları gerekmekte ayrıca kaçıp gitmelerini engelleyecek önlemler alınmalıdır. Vücut yüzeylerin küçük olması dolayısı ile çevre şartlarına ve ısı değişikliklerine karşı çok duyarlıdırlar. Bahçede yaşayan türlerin yazın sıcakların çok arttığı dönemlerde iç ortama alınıp serinlik hissetmeleri sağlanmalı dış ortam ısısının çok düştüğü zamanlarda da ısı veya ışık kaynağı ile ısıtılmalıdırlar. A.U.V.B ışıklandırma mutlaka olmalıdır. Ayrıca ortam ısısı ve nemi karanlık saatlerin uzunluğu bu türlerin orijinal olarak geldikleri bölgelerin şartlarına uyum sağlamalıdır Nem oranının ayarlanması, türlerin orijinal yaşam şartlarına uygun materyal kullanılması ile mümkün olmaktadır. Kum ve kuru toprak, kurak ortamı çok iyi taklit ederken, yapraklı, yosun ve torfdan oluşan ortam tropik bölgeleri taklit eder. Tropikal ve yağmur ormanlarından gelen türlerin çok fazla parlak ışığı sevmediklerini unutmamak gerekmektedir. Semi-aquatik türler: Terapin ve box turtles suyun ısısına bağlı olarak yılın büyük bir kısmını dışarıda geçirebilirler. Çok sıcak aylarda iç ortama alınmaları ısı çarpmasının önlenmesi için gerekebilir. Ayrıca soğuk havalarda ısıtıcı gereklidir. İç veya dış ortamda beslenen bu türlerde suyun kalitesi çok önemli olup mutlaka suyun filtrasyonu sağlanmalıdır. Su ısıtıcısı ile ultraviyole ışık kaynağı mutlaka bulunmalıdır. Beslenme: Her türün beslenmesi kendine özgü olsa da genel bir bilgi vermeyi uygun görmekteyiz. Yüksek fiber (lif),yüksek kalsiyum, düşük protein ve düşük fosfor özellikle Testudo ve Geochelone türleri için uygundur. Yüksek protein( et, bezelye ve fasulye ) ve yüksek yağ içeren gıdalarla beslenme hızlı büyümeye, kabuk deformitelerine ve böbrek hastalıklarına neden olabilir. Düşük kalsiyum kabuk ve çene ekleminde yumuşamaya, paraliz ve patolojik kırıklara neden olabilir. Meyvenin fazla verilmesi ise, içerdiği yüksek şeker ve sudan dolayı ishale ve flagellate enfeksiyonlarına neden olabilir. Kabak gibi oxalate oranı yüksek olan gıdalarında verilmesinde dikkatli davranmak gereklidir. Kaplumbağaları çok fazla beslemek obezite ve hızlı büyümeye neden olacağı için sakıncalıdır. Ayrıca, aquatik türler için su kalitesi üzerine olumsuz etki yapmaktadır. Terrestrial türlerin günlük olarak beslenmesi önerilirken aquatik türlerin haftada üç günden fazla beslenmemesi önerilmektedir. Değişik tip mamalarla beslemek önemlidir. Sürekli olarak aynı diyetle beslemek ve karışımın ideal olduğuna güvenmek hatalıdır. Yazı dışarıda geçiren türler için, kalsiyum suplementasyonu mamalarına günlük olarak katılmalıdır buna rağmen yaz boyunca evde beslenen türlerin mamalarına kalsiyum/vit D3 suplementasyonu haftada üç gün mamalarına katılmalıdır. Tortoisesların haftada 3-4 gün ılık suyla banyoya ihtiyaçları varken, temiz içme suları her zaman bulunmalıdır. Sık karşılaşılan sağlık problemleri: Solunum sistemi Şişmiş gözler (enfeksiyon, ortamın neminin uygun olmaması veya diğer sitemik hastalıkların belirtisi) aquatik türlerde A vit yetersizliği, tortoislerde çok nadir görülür ve A hypervitaminosiz sonucu şekillenir. “burun akması” ( bakteriyal, mycoplasma, mantar, viral olabilir ve bulaşıcıdır.) Pnömoni (bakteriyal, viral, mantar) Kulak apsesi Sindirim sistemi İştahsızlık; hastalık değildir sadece belirtidir ve sebebi araştırılmalıdır. Stomatitis (bakteriyal, mantar, viral ) Gaga deformiteleri Diare (yanlış besleme(düşük fiber, fazla miktarda meyve) kötü çevre şartları, bakteriyal, viral mantar veya paraziter enteritis. Bağırsak tıkanması (sinidrilmeyen objelerin yenmesi) Kolik/gaz (düşük lifli diyet) Salmonella Metabolik Sarılık, karaciğer hastalığı,hepatitis, hepatik lipidosis Renal hastalık, (bakteriyal nefritis, sepitisemi, diyette yüksek protein/ D3 olması, çevresel etkenler İskelet ve deri Metabolik kemik hastalığı ( UV işiğın olmaması, diyette yanlış oranlarda kalsiyum/ Vit D3 bulunması) Şekilsiz kabuk ( yüksek oranda protein içeren diyetle besleme sonucu şekillenen çabuk büyüme ayrıca, ortamın nem oranının uygunsuzluğu) Posterior paraliz ( renal hastalık, metabolik kemik hastalığı, septisemi, dystocia, foleküler satasis, kistik kalkuli, toxicosis) Dermatitis, apseler (çevre şartlarının kötü olması, yaralanmalar ) Reproductive Ovulasyon problemleri Yumurtanın kanalda sıkışması Paraphimosis veya diğer cloocal organların fıtkı
Diyare (ishal) nedir? Diyare şekilsiz veya gevşek dışkıyı tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Genellikle dışkılama miktarı ve sıklığı artmıştır. Bağırsak kanalından fekal içerik hızla geçerken; su, besin maddeleri ve elektrolitlerin emilimi azalır. Diyare bir hastalık değil, bir çok farklı hastalığın bir belirtisidir. Altta yatan sebebe bağlı olarak bazen tek belirti ishal olurken, bazen de daha belirgin ve ciddi diğer belirtilerde tabloya eşlik edebilir. Kedimin ishal olduğunu nasıl anlarım? Eğer iyi bir tuvalet eğitimi olan kediniz birden evin içine değişik yerlere kakasını yapmaya başlarsa ve dışkısı şekilsiz ve sulu ise ishal olduğu kesindir. Ancak kediniz kakasını tuvalet kabına yapıyor ve kakasını kumuyla örtüyor olabilir veya dışarıya giren çıkan bir kedidir ve dışkısını dışarıda yaptığı için siz görmüyor olabilirsiniz. Böyle bir durumda ishali farkedemeyebilirsiniz. Uzun tüylü kedilerde kedinizin arka tarafındaki tüylerin kirlenmesi veya kötü kokması diyarenin bir belirtisi olabilir. Kedilerde bazen dışkı kıvamı başka sebeplere bağlı olarak geçici bir süre değişebilir. Bu normal bir durum olarak kabul edilebilir, eğer yeni bir gıda değişimi yaptıysanız ve başka bir belirti yoksa bu durum bir süre içerisinde düzelebilir. Ancak bir iki günden fazla süren sulu veya yarı sulu bir dışkı yapan kediniz için mutlaka veteriner hekiminizle irtibata geçmelisiniz. Eğer kediniz ishalin yanısıra başka sistemik belirtiler de gösteriyor ise (kusma, yüksek ateş, halsizlik gibi) ACİL olarak beklemeden veteriner hekiminize ulaşmalısınız! Eğer birden fazla kediniz varsa hangi kedinin ishal olduğunu, ya da diğerlerinde de dışkısı bozulan olup olmadığını anlamak da önemlidir. İshalin genel olarak sebepleri nelerdir? İshalin kendisi bir hastalık değildir ve bir veya birden fazla nedenden kaynaklanan bir duruma bağlı olarak gelişebilir. İSHAL En basit anlatımla gastro-intestinal sistemde (mide bağırsak kanalında) bir veya daha fazla bölgenin bir yangısıdır/enflamasyonudur. Mide bağırsak kanalı; ağızdan başlayıp anüsde sonlanan bir boru sitemidir ve enfeksiyöz etkenler örneğin, bakteri, virüs, coccidia, bağırsak parazitleri ve toksinleri enfeksiyoz olmayan irritasyon yaratan etkenler örneğin kimyasal maddeler, toksik (zehirli) bitkiler gastro intestinal kanalda yangıya (enflamasyona) neden olurken, bazı yiyecekler, diyette (mamada) bulunan alerjik etki yaratan proteinler de (gıda intoleransı veya allerjisi) ishalin gelişmesinde rol oynayan yaygın sebepler arasındadır. Özellikle orta ve ileri yaşlarda, geçmeyen ve uzun süre devam eden kilo kaybı veya iştahsızlıkla beraber seyreden ishal varsa, mutlaka altta yatan sebebin araştırılması gerekir. İshalin sebebi nasıl tespit edilir? Veteriner hekime gidildiğinde kronolojik olarak olayın nasıl başladığı, kaç gündür devam ettiği, kedinin diyeti, yapıldı ise diyet değişikliği ve değişim süresi, dışarıdan birşey yiyip yemediği, ödül ve mama markası gibi beslenme alışkanlıklarının bilinmesi, bunun yanısıra dışkının şekli, kıvamı, sıkılığı ve miktarı, içerikte kan ve/veya mukus (sümüksü bir yapı) olup olmadığı, dışkının kokusu rengi ve içeriği, ayrıca evde başka hayvan olup olmadığı, onların sağlık durumu gibi ilk başta önemsiz gibi görünen tüm detayların mutlaka hasta sahibi tarafından ayrıntılı olarak hekime iletilmesi ve çekilen dışkı resimleri varsa gösterilmesi gereklidir. Kilo kaybı, iştahsızlık, kusma veya kullandığı bir ilaç, geçirdiği hastalıklar, yaşam şekli, eve yeni gelen kedi veya köpek olup olmadığı, evde bu durumdan etkilenen birey, çocuk olup olmadığı, paraziter tedavi kayıtları varsa diğer belirtilerle beraber mutlaka aktarılmalıdır. Veteriner hekiminiz öncelikle sizden taze bir dışkı örneği isteyecek ve paraziter açıdan riskleri ekarte etmek için dışkı muayenesini yapacaktır. Gerekli durumlarda dışkı numunesi uygun değilse yeni örnek istenebilir veya tahliller tekrarlanabilir. Dışkı muayenesinın yanında hekiminiz tam bir fiziksel muayene yaparak ve gerekli soruları sorarak allta yatan nedeni anlamak isteyecektir. Hayvanın yaşı, hayvan sahibinden alınan öykü gibi ilk bilgilerin ışığı altında hekiminiz karar verecek ve bir başlangıç tedavisi planlayacaktır. İshal öyküsü ile gelen bir kediden tam bir dışkı analizinin yanısıra, diğer klinik belirtilerin göstergesinde bazı ekstra testler de istenebilir, tam kan tahlili, biyokimyasal analizler ve röntgen gibi. Eğer orta dereceli bir klinik tablo varsa, bazı testler hekiminiz tarafından ertelenebilir ancak hastanın durumu ve ilerleyen günlerde başlangıç tedavisine yanıt alınamıyorsa veya hali hazırda kedinizin durumu aciliyet gerektiriyorsa, rektal ve fekal örnekleme yapılabilir, uygun şekilde alınan swap’ın (sürüntü) incelenmesi, bazı viral veya bakteriyolojik tahlillerin yapılması veya ileri görüntüleme teknikleri, endoskopi ve biyopsi gibi teşhis için gerekli diğer adımlara geçilmesi istenebilir. Veteriner hekiminiz gerekli adımları atıp kedinizin neden ishal olduğunu tespit ettikten sonra, uygun medikal müdahaleyi, diyet düzenlemesini ve bozulan bağırsak florasını düzenleyen bir reçeteyi sizinle paylaşacak ve gelişmeleri takip ederek gerekli durumlarda kedinizi muayene edecektir. Kedilerin ve köpeklerin aynı insanlarda olduğu gibi yaşam süreleri boyunca sindirim sistemini etkileyen birçok neden olduğunu unutmamalısınız. Sindirim sitemi organları içerisinde yer alan karaciğer, pankreas hatta böbrekler; bozuk olan bağırsak sisteminden olumsuz yönde etkilenen, bazen de bu sitemde belirtilere neden olan hayati organlardır. Yaşam sürelerinin insanlara göre kısa olması, belirtileri gizlemeleri ve ufak vücut yapıları dolayısı ile su, elektrolit ve besin maddelerinin kaybı ani veya uzun vadede onarımı güç hayati risklere neden olabilir. Yukarıda bahsettiğimiz belirtileri gösteren petlerinizin vakit geçirmeden alması gereken tıbbi desteği almasını sağlayın. Veteriner Hekim Dr. Emel Başaran
Evimizde baktığımız ve sağlık durumu hem bizim hem de veteriner hekimimiz tarafından bilinen kedi veya veya kedilerimize, yeni bir arkadaş almak isteyebilir, bir yavru veya yetişkin bir kedi ile onu tanıştırmak isteyebiliriz. Yeni kedimizi ev halkı ile tanıştırmadan önce dikkat etmemiz gereken önemli noktaları ve bilgileri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu, hepimiz için oldukça önemli bir sorumluluk çerçevesinde değerlendirilmelidir. Sahipleneceğimiz kedi bize sağlıklıymış gibi görünebilir. Özellikle de eğer belirgin derecede kir ve dışkıyla bulaşık olmayan tüyleri, temiz bir göz ağız çevresi varsa, ve aynı zamanda hareketli ve oyuncuysa. Ancak görüntü yanıltıcı olabilir ve bazı problemler gözünüzden kaçabilir. Ev ahalisi ile tanışmadan önce sağlıklı olduğunun bir hekim tarafından onaylanıp bulaşıcı bir hastalık etkeni taşımadığının anlaşılması, oldukça uygun bir önlemdir. Bu yüzden sahiplenmeye karar verdiğiniz kediyi lutfen eve girmeden önce bir veteriner hekime götürün ve ilk muayenesini yaptırın. Ateşi, kilosu, genel vücut yapısı, kulakları, derisi, agız içi veteriner hekim tarafından muayene edilip, yapılan fiziki muayene sırasında eğer varsa taze bir dışkı örneği de paraziter hastalıklar yönünden mikroskop altında incelenmelidir. O anda dışkı örneği yoksa, sizden getirmeniz istenecektir. Muayene sonrası elde edilen bulgular eşliğinde bu yavruyu evinize sokmadan ve diğer kedilerinizle tanıştırmadan önce yapılması ve alınması gereken önlemler sizlerin bilgisine sunulacaktir. Veteriner hekiminiz yaptığı muayenenin ardından bazı kan testleri isteyebilir. Yapılması önerilen testler, onun hakkında gelecekte vereceğimiz kararları ve diğer aile bireylerinin sağlık durumunu yakından ilgilendiren sonuçları bizlere, en başından verecektir. Yeni bir kedinin FCoV, FeLV FIV, Toxoplasma taşıyıp taşımadığı kan testleri ile, paraziter etkenlerle enfekte olup olmadığı dışkı muayenesi ile, mantar veya uyuz gibi bulaşıcı hastalıkları taşıyıp taşımadığı tüyleri ve derisinden yapılacak testlerle kontrol edilecektir. Bunların yapılması ile elden edilen bilgiler bize alacağımız önlemleri gösterecektir. Bu eve alma kararını muayene ve testlerden önce verdiysek ve yeni kediyi hali hazırda eve aldıysak mutlaka diğer kedilerden ayrı bir odada kalmasını sağlamalı ve olası bulaşları veteriner hekimimize gidene kadar engellemeye çalışmalıyız. Yapılan sağlık kontrollerinin ardından yavaş yavaş bir alıştırma dahilinde yeni kedimiz diğer kedi veya kedilerimizle karşılaştırılıp tanıştırılmaya hazırlanmalıdır. Eve giren kedi ne olursa olsun stres yüklüdür. Yeni bir ortam, alışkın olmadığı kokular ve çevre, onların hassas bünyesini zayıflatır. Bu stresle başedebilmesi için zaman ve doğru bakım şartları gerekmektedir. Öngörülen karantina süresi yaklaşık olarak iki-üç hafta kadar olmalıdır. Doğru ve profesyonel besleme ve bakım ile ona karşı göstereceğimiz sevgi ve ilgi hayatlarının ileri devrelerindeki sağlık durumunlarını belirleyecektir. Ancak sağlıklı olan bireyler bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanmalıdır. Yani aşılamalara geçmeden yukarıda belirtilen bakımların yapılması gereklidir. Daha detaylı bilgiye buradan erişebilirsiniz. Yavru kediler 6 aylık olana kadar her ay iç paraziter tedavileri yapılmalı ve 12 ay boyunca pire ilaçlamaları düzenli olarak devam etmelidir. Kedilerimiz dışarı çıkmasa da, bizler eve pire veya diğer parazitleri taşıyabiliriz. 6 aydan sonra sadece evde yaşayan ve pirelenmeyen, çiğ beslenmeyen kediler, senede 4 defa koruyucu amaçlı olarak iç parazitlere karşı veteriner hekiminiz tarafından verilecek uygun ilaçlarla korunmalıdır. Kediler yaklaşık olarak 5-6 aylık olduklarında kızgınlık denilen sexuel olgunluğa erişirler ve içgüdüsel olarak çiftleşmek isterler. İstenmeyen gebelikleri ve kızgınlıkların yaratacağı sorunlardan kaçınmak için yapılan tetkiklerin ardından kısırlaştırılmaları hem erkek hem de dişi kediler için önerilmektedir. Kedilerimiz yaşlarına uygun ve dengeli oranlarda protein, karbonhidrat, yağ içeren ve mineral dengesi uygun süper premium mamalarla beslenmeli, açık satılan, saklama koşulları ve içerikleri bilinmeyen mamalarla beslenmemelidirler. Her zaman önlerinde temiz içme suyu olmalı sık sık değiştirilip tazelenmelidir. Tuvalet kapları geniş ve yeteri kadar kumla doldurulmalı ve dışkılar ve idrar topakları düzenli olarak her gün uzaklaştırlmalıdır. Tuvalet kapları ile yemek yedikleri alan yan yana olmamalı, her kedi için ayrı beslenme istasyonları yaratılmalıdır. Kedilerin aynı yerden, tek kaptan yemeleri uygun değildir. Mental olarak gelişmeleri ve psikolojik olarak rahatlamaları için uygun oyuncaklar, tırmalama tahtaları temin edilmeli ve sosyal olarak ilgi ve şevkate ihiyaçları tarafımızdan karşılanmalıdır. Evimizde bulunan bazı bitkiler onlar için tehlikeli ve toksiktir. Bu zararlı bitkileri yedikleri zaman zehirlenebilirler. Hangi bitkilerin zararlı olabileceği konusu hakkında veteriner hekiminizden bilgi almalı ve ona göre bir düzen sağlamalısınız. Evimizde bulunan kedilerin evde bulunacak zararlı temizlik maddelerine ulaşımları engellenmeli, ve ayrıca yuttukları takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilecek cisimlere karşı dikkatli olunmalıdır (ip, yün, yutulabilecek ufak objeler). Bazı kedilerin yabancı cisim kemirme ve yeme alışkanlıkları vardır. Böyle durumlarda veteriner hekiminize danışmalısınız. Kedilerimiz tüylerini temizler ve bakımlarını yaparken de tüylerini yutarlar. Bu tüy topakları bazen mide veya bağırsaklarda tıkanmalara neden olabilmektedir. Bu gibi sorunlara karşı tüyleri düzenli taranmalı ve tüy yumağı açıcı (malt paste) veya kedi çimi kullanılmalıdır. Veteriner hekiminize yapacagınız düzenli ziyaretler ile gelişim dönemlerine ve yaşlarına uygun olarak gerekli bildirimleriniz yapılacaktır. Sağlıklı ve sevgi dolu günler dileriz..
Kedilerde gastro intestinal hastalıklar (mide-bağırsak hastalıkları) Gastroenterit, gastrointestinal sistemin (mide ve bağırsaklar) iltihaplanmasıdır. Bakteriler, virüsler, parazitler, ilaçlar ve hatta yeni yiyeceklerden kaynaklanan enfeksiyondan kaynaklanabilir. Bu durum sıklıkla karın ağrısı, ishal, kusma ve diğer klinik belirtilere neden olur. Gastroenteritin klinik belirtileri nelerdir? Gastroenteritli kedilerin çoğunda aralıklı kusma ve ishal atakları olur. Kusmuk, özellikle mideyi boşalttıktan sonra köpüklü, sarımsı safra içerebilir. Birçok sahip, kedileri yemek yedikten veya içtikten sonra kusma girişimi veya öğürme gözlemlemektedir. Büyük miktarlarda ishal genellikle günde birkaç kez üretilir. İshal yumuşak püre kıvamında olabilir. Gastroenteritli kedilerin çoğunda aralıklı kusma ve ishal atakları olur. Pek çok kedi, karnının etrafından tutulduğunda hassasiyet gösterir veya midesini ve kalçasını ellemeye direnir. Gastroenteritten etkilenen kedilerin çoğu daha az aktif (uyuşuk) görünür, iştahı azalır ve saklanabilir. Düşük dereceli ateş de yaygındır. Kusma ve ishal 24 saatten fazla sürerse dehidrasyon hızla meydana gelebilir. Gastroenterit nasıl teşhis edilir? Gastroenterit, bir dışlama tanısıdır; bu, veteriner hekiminizin diğer olası nedenleri ortadan kaldırması veya ekarte etmesi gerektiği anlamına gelir. Dikkatli bir şekilde durumun sorgulanması, kusma, ishal ve uyuşukluğun nedenini bulmaya yönelik ilk adımdır. Kedinizin tıbbi geçmişindeki bazı kritik bilgiler şunları içerir: Kedinizin son 48 saat içinde yediği veya içtiği her şey Yeni yiyecekler, ikramlar veya ödüller Pestisitlere, ilaçlara, temizlik maddelerine veya benzer malzemelere yakın zamanda maruz kalma Yeni bir hayvanla veya kişiyle yakın zamanda beraber olma Önceki kusma ve ishal atakları (nedenleri ve tedavisi dahil) Son bir ay içinde herhangi bir hastalık göstergesi Kedinizin sahip olabileceği kronik hastalıklar Geçtiğimiz ay içinde verilen herhangi bir ilaç, vitamin veya takviye Veteriner hekiminiz tıbbi öyküyü aldıktan sonra kapsamlı bir fizik muayene yapacaktır. Veterineriniz dehidrasyon, karın ağrısı, hassasiyet, şişkinlik veya gaz, şişlikler ve diğer fiziksel anormalliklerin kanıtlarını arayacaktır. Kedinizin ateşi ve diğer hayati belirtileri (kalp ve solunum hızı) da kontrol edilecektir. Bu aşamada veterineriniz aşağıdakileri içeren teşhis testlerini önerebilir: Tam kan hücresi sayımı (CBC); dehidrasyon, anemi ve enfeksiyonun varlığını gösterir Serum kimyaları ve elektrolitleri; kusma ve ishalin neden olduğu organ sistemi anormalliklerini ve elektrolit dengesizliklerini tespit eder Dışkı testi; bağırsak parazitlerini tespit eder (örn. yuvarlak kurt, kancalı kurt, giardia) İdrar tahlili ; idrar yolu enfeksiyonlarını, böbrek hastalığını, dehidrasyonu ve diyabeti tespit eder Karın radyografileri (X-ışınları); mide veya bağırsak tıkanıklığını ve diğer anormallikleri gösterebilir. Karın ultrasonu; bağırsak tıkanıklıklarını, bazı kanserleri veya diğer anormallikleri arar Kedinizin semptomlarının şiddeti ve süresi, tıbbi geçmişi ve fizik muayenesi, veterinerinizin hangi testleri yapmayı seçeceğini belirleyecektir. Gastroenteritin bazı nedenleri nelerdir? Kedilerde kusma ve ishalin birçok nedeni vardır. Veteriner hekiminizin teşhis çalışması sırasında ekarte etmeye çalışacağı daha yaygın durumlardan bazıları şunlardır: Enfeksiyonlar (bakteriyel, viral, mantar veya paraziter) Yabancı cisimler (özellikle ip veya iplik) veya diğer nesneler İnvaginasyon (bağırsağın kendi içine doğru iç içe geçerek bağırsak tıkanıklığına neden olması) Tümörler/kanserler Zehirlenmeler/toksinler (örn. bitkiler, temizlik maddeleri) Endokrin hastalıkları (örneğin diyabet, hipertiroidizm) Pankreas, karaciğer veya böbrek hastalığı Bu, kedilerde kusma ve ishale neden olabilecek daha ciddi durumların yalnızca kısmi bir listesidir. Veteriner hekiminiz, kedinizin özel durumuna veya geçmişine bağlı olarak diğer olasılıkları tartışabilir. Gastroenterit nasıl tedavi edilir? Teşhis testlerinin sonuçları öğrenildikten ve klinik belirtilerin diğer nedenleri ortadan kaldırıldıktan sonra veteriner hekiminiz bir tedavi planı yazacaktır. Gastroenteritin temel tedavisi rehidrasyon ve kan elektrolit dengesinin (sodyum, potasyum ve klorür) yeniden sağlanmasından oluşur. Kedinizin dehidrasyon derecesine bağlı olarak bu sıvı takviyesi ağızdan, deri altından (deri altı) veya damar içi (IV) tedavi yoluyla verilebilir. "Gastroenteritin temel tedavisi rehidrasyon ve kan elektrolit dengesinin yeniden sağlanmasından oluşur..." Tıbbi tedavi ayrıca şunları içerebilir: Klinik belirtiler şiddetliyse veya tanı testleri bakteriyel bir enfeksiyonu gösteriyorsa antibiyotikler uygulanabilir. Kedinize kusma önleyici ilaçlar verilebilir. Mide ülserlerini önlemek için gastrointestinal koruyucular kullanılabilir. Tedavinin ilk aşamalarında yiyecekler 8-12 saat süreyle durdurulabilir ve daha sonra sindirilebilirliği yüksek, düşük besin içeren küçük, sık beslenmelerle yavaş yavaş yeniden verilebilir.
1
2
3
4
5
...
8